
Evetttt...biz kocişle Haziran'ın ilk haftası kaçtık buralardan:))) Daha önceki seyahatlerimizde Uzakdoğuyu neredeyse tamamen turlamış olan biz bu sefer Hong Kong'a uçtuk. Eşim daha önce görmüştü ama ben ilk defa görmüş oldum... Hong Kong yani Çin'ce anlamıyla "güzel kokulu liman" hakkında biraz bilgilenelim mi?
Hong Kong, Çin'in güney kıyısında bulunan, 1 Temmuz 1997 tarihine kadar İngiliz Krallığına bağlı sömürge ve adalar grubuyken, bu tarihten itibaren Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı özel yönetim bölgesi olmuştur . Hong Kong; Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası ve 235 kadar küçük adadan meydana gelmiştir. Hong Kong, Asya'nın en büyük serbest pazarı ve limanı, en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezidir.
Hong-Kong, 1842 yılında Nanking Antlaşmasıyla Çinlilerden İngilizlere geçti. 1949'da İngiltere'nin Çin'i tanımasıyla ekonomik hayatı çok gelişti. İkinci Dünya Savaşı esnasında (24 Aralık 1941'de) Japonların eline geçen Hong-Kong, 1945'te yeniden İngilizlere verilmiştir. Yapılan anlaşma neticesinde 1 Temmuz 1997'de Çin'e geri verildi. (http://www.wikipedia.com/ dan alıntıdır)
Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2 özel yönetilen bölgesinden biri olan Hong Kong, kısmen özerkliğiyle; hukuk ve para sistemi, göç yasaları gibi konularda kendi yönetmeliklerini uygulamaktadır. Hong Kong 4 ana bölgeye ayrılmıştır:
1. Hong Kong Adası
2. Kowloon Yarımadası
3. Yeni Bölge
4. Uzak Adalar
http://www.hurriyet.com dan alıntıdır.Hong Kong'a yaklaşık 11 saat süren bir uçuştan sonra vardık. Yukarıdaki 4 bölgenin ilk ikisini gezme şansımız oldu. Biz Kowloon Yarımadası'nda kaldık. Hong Kong adasına da gittik. Yukarıdaki ilk fotoğraf Kowloon yarımadası'ndan Hong Kong Adası'nın gece görüntüsü. Daha önce gittiğim ülkelerde çok gökdelen gördüm ama burası görür görmez insanı büyülüyor. Ben gökdelenleri çok sevdiğim için söylemiyorum bunu, sadece o kadar gökdeleni sanki bir açıkhava müzesinde izler gibi oluyorsunuz, çünkü limanda herkes elinde fotoğraf makinasıyla Hong Kong gökdelenlerini görüntülüyor. Haksızda sayılmazlar çünkü dünyanın en uzun ilk 10 gökdeleninin ikisi karşınızda size bakıyor, diğerlerinin boyuda sanki çok azmış gibi:))) aşağıdaki fotoğrafı da internetten aldım. Dünyanın en uzun ilk 10 gökdelenini bulundukları şehir ve boyları ile veriyor. Görüldüğü gibi International Finance Centre (ifc) binası 410 metre. İnanın tepesini bulutlardan göremedim:))) Yine Central Plaza da 374 metrelik boyuyla burada gördüğümüz gökdelenlerdendi.
Biz Yeni bölgeler olarak adlandırılan yeri görmedik. Burası Hong Kong Adası’nın modern görünümünden uzak; terkedilmiş sahiller, taş evler ve tren yollarıyla kaplı bir bölgeymiş. Dördüncü bölge olan uzak adalar ise adı üzerinde uzak:))) uzak adalar adı verilen bu adalar 235 tane. hangi birine gideceksin:) zaten bir çoğu kayalıklardan oluşan adalarmış ama yukarıdaki haritadan da görebileceğiniz gibi diğer adalara göre oldukça büyük olan Lantau, Poi Toi ve Lama Adaları görülmeye değermiş. Biz birdahaki sefere adalar diyoruz inşallah....

Bizim kaldığımız Kowloon Yarımadası oldukça hareketli, belgesellerden izlediğimiz uzak doğu şehirleri gibi. Caddelerde rengarenk ışıklı yazılar, sokak aralarında masa ve tabureleri dışarı koymuş olan, felaket kokan ve hertürlü deniz böcüğü yiyebileceğiniz lokantalar, aklınıza gelecek hertürlü ıvır zıvırı bile bulabileceğiniz gece pazarları var. Caddelerde bizim kuruyemişçilerimize ve baharatçılarımıza benzeyen dükkanlar var. Aşağıdaki fotoğraf böyle bir dükkanın önünden. Sol baştaki kutuda bulunan kurutulmuş balık. Nasıl kokuyor anlatamam, diğerlerinin ne oldukları hakkında hiç fikrim yok:)))

Gece Hong Kong Caddelerinden bir görüntü...

Hong Kong Adasına Kowloon Yarımadası liman bölgesinden kalkan teknelerle geçiliyor. Limana o kadar güzel bir seyir terası yapmışlar ki, ada ayna gibi karşınızda. Bu demir ve beton yığınlarını nasıl dikmişler buraya diye düşünüyorsunuz ama bu 1100 kilometrekarelik küçük ülkede yaklaşık yedi milyon insanın yaşadığı düşünülürse gökdelenden başka çareleri olmadığı anlaşılıyor. Hong Kong Adasının en yüksek yeri olan Peak Team'e (552 metre) trenle çıkarken (öyle dağ etrafında dolanarak falan değil, resmen dik açıyla çıkarken) yakınından geçtiğiniz gökdelenin 25. katının mutfağının içini görebiliyorsunuz mesela:))))
Tabi ki tüm bu gelişmeler İngiliz sömürgeliği döneminde yaşanmış. Gerçi Hong Kong'un İngiliz yönetimine geçişi öyle enteresan ki şöyle:
Çin'de 7.yy itibariyle afyon ilaç olarak kullanılmaya başlamıştı. 17.yy da tütün içiminin Asya da yayılması;tütün ile afyonun karıştırılarak kullanılması, bundan da keyif alınması halk arasında yavaş yavaş yayılmaya başlamıştı. İngilizler Doğu Hindistan'da ürettikleri afyonu Çin'e satıyordu. Zamanın imparatorları ülke halkının gittikçe esrar bağımlısı olmasından rahatsızlık duymaya başlamışlardı. 1729 yılında Çin'e Afyon girişi yasaklandı. Bu yasağa rağmen 1838 yılına kadar gittikçe artan Afyon kullanımı Kanton'da el konan esrarın denize dökülmesiyle (bu Hindistan gelirinin altıda biri gibi büyük bir oran olunca) İngiltere ile Çin arasında Afyon Savaşları başladı.
First Opium War olarak bilinen Birinci Afyon Savaşı sonunda İngiltere galip gelmiştir ve Çin ile Nanking Anlaşmasını imzalamıştır.
Bu anlaşmaya göre Çin İngiltere'ye yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır.
Anlaşma şartlarından bazıları:
Çin, Hong Kong Adası ve bu adanın civarındaki adaları İngiltere'ye vermiştir.
Çin savaş tazminatı olarak 650 ton gümüş verecektir.
Çin illegal olarak el koyduğu ya da imha ettiği afyonlar için İngiltere'ye 6 milyon dolar tazminat ödeyecektir.
Çin'de bulunan İngiliz vatandaşları diplomatik dokunulmazlığa sahip olacaktır.
Çin ve İngiltere karşılıklı aynı ticari kurallara uyacaklardır.
Çinli vatandaşlar diğer ülkelere göçmen olarak gidebileceklerdi. (Amerika kıtasına ilk göçmenler bu antlaşmadan sonra gittiler. Anlaşma öncesinde Çin vatandaşları ülke dışarısına göçmen olarak çıkamıyorlardı.)
Çin bazı gümrüklerini düşük gümrük tarifeleriyle İngiltere'ye açmıştır. Bu şehirler şunlardır:
Çin savaş tazminatı olarak 650 ton gümüş verecektir.
Çin illegal olarak el koyduğu ya da imha ettiği afyonlar için İngiltere'ye 6 milyon dolar tazminat ödeyecektir.
Çin'de bulunan İngiliz vatandaşları diplomatik dokunulmazlığa sahip olacaktır.
Çin ve İngiltere karşılıklı aynı ticari kurallara uyacaklardır.
Çinli vatandaşlar diğer ülkelere göçmen olarak gidebileceklerdi. (Amerika kıtasına ilk göçmenler bu antlaşmadan sonra gittiler. Anlaşma öncesinde Çin vatandaşları ülke dışarısına göçmen olarak çıkamıyorlardı.)
Çin bazı gümrüklerini düşük gümrük tarifeleriyle İngiltere'ye açmıştır. Bu şehirler şunlardır:
Canton (Guangzhou)
Amoy (Xiamen)
Foochow (Fuzhou)
Ningpo (Ningbo)
Shanghai ( http://www.wikipedia.com/ 'dan alıntıdır)
Amoy (Xiamen)
Foochow (Fuzhou)
Ningpo (Ningbo)
Shanghai ( http://www.wikipedia.com/ 'dan alıntıdır)
İşte böyle verilmiş Hong Kong İngiltere'ye...1997 yılını hatırlarsanız Hong Kong Çin'e geri verildiğinde günlerce ne büyük kutlamalar yapılmıştı. Heralde yaparlar, herşeyi tamam olan bir şehir alınıyor, üstelik öyle özel bir şehir ki yönetimi, yasaları bile özerk oluyor.
Kowloon Yarımadası ile Hong Kong Adası birbirine çok yakın, aynı bizim İstanbul Boğazı gibi. Kowloon Yarımadasındaki limandan "Star Ferry" adlı teknelere atlayıp 10-15 dk.lık bir süreden sonra Hong Kong Adasındasınız.
Bitanemle Viktorya Tepesinden Hong Kong'u izlerken...Kowloon-Hong Kong arasında turit gezdiren korsan gemileri...

Hong Kong'un coğrafi yapısı dağlık, tepelik. Bu nedenle dağlar arasında genellikle teleferikler kullanılıyor, birçok yerde çokkkkkk uzun yürüyen merdivenler kullanılıyor, merdiven yürüyor,yürüyor ama siz hala üstündesiniz:))) Hong Kong Adasının aşağı kısımlarındaki gökdelenler genellikle dünyaca ünlü bankalara, elektronik markalarına veya otellere ev sahipliği yapıyor. Ben Bank of China' nın binasına bayıldım (En üstteki fotoğrafta en soldaki bina). Yavaş yavaş tepelere çıktıkça halkın yaşadığı 50-60 katlı gökdelen apartmanlar başlıyor. Birde gece Kowloon'daki liman terasından müzik ve lazer ışıkları eşliğinde Hong Kong Adasındaki Gökdelenlerin Dans Şovu yapılıyor. Tek kelimeyle muhteşem!!!
Bizim İstanbulda yapımı hala süren Marmaray'a benzer denizaltı tüneli Hong Kong adası ile Kowloon Yarımadası’nı birbirine bağlamak için 35 yıl önce yapılmış. İnternetten okuduğum bilgilere göre bugüne kadar bir kez bile su sızdırmayan bu tünelle övünen Hong Konglular, denizin altından geçen bunun dışında 2, dağları delerek yapılan ise 10 tane daha köprüyü kullanarak ulaşımlarını sağlıyorlarmış. Zaten haritaya dikkat ederseniz Hong Kong International Airport Lantau Adasına yakın bir bölgede. Kowloon'a varana kadar öyle çok köprüden geçtik ki ve bu köprüler o kadar uzun ki anlatamam.
Kowloon'daki meşhur "Ladies Market" gece pazarında kocişle ben....

Biz Hong Kong'dayken hava hem sıcak ve hem kapalıydı. Bu uzak doğunun enteresan bir iklimi var. Şakır şakır yağmur yağıyor ama hep sıcak. Tam tropik iklim görülen Tayland ve Singapur gibi çekik gözlü insanların memleketinde sıcak felaketttt!!!! (Efenim söylemesi ayıp birebir yaşadım da:))) hem sıcak, hem yağmur öyle bardaktan boşalır gibi falan değil, kovadan dökülür gibi yağıyor. Yağmur damlaları öyle büyük ki kafanız acıyor:))) Gerçi Hong Kong'da yarı tropik iklim hakim. Yani sıcak ve nem sizi bayıltacak kadar bunaltmıyor. Biz hiç şemsiyesiz dolaşamadık, her an bastırabilecek yağmura karşı hep hazırlıklıydık ama ne oldu biz yine sırılsıklam ıslandık. Yola çıkmadan hava durumuna bakmıştım ve hep yağmurlu olacağını öğrenmiştim. Şu katlandığında minicik olan, çantaya falan kolayca sığan hafif şemsiyeler var ya, onlardan aldım yanıma. Hem de 2 tane, biri Kociş'e biri bana, biri pembe biri siyah:))) (siyah dışındaki renkler kociş'i bozarmış, öyle diyor kendisi) yine de ıslandık!!! Bizim Çinlilerin şemsiyeleri bir büyük, bir geniş ki sormayın. Nasıl yüzerken kafanıza bone geçiriyorsanız öyle kapatıyor vücudunuzu, kenarları aşağıya doğru. Adam memleketine göre şemsiye üretmiş yani. Hong Kong Adasının turistik bir sahil beldesi olan Stanley'e vardığımızda otobüsten iner inmez deli yağmura yakalandık. inanın 100-200 metre uzaklıktaki restauranta varana kadar şıpıdık şıpıdık olduk:))) ama restauranta varınca bir sevindim bir sevindim anlatamam. Bizim ülkemizin bayrağı da bazı ülkelerin bayrağıyla birlikte oradaydı... Bakın işte aşağıdaki fotoğrafta en sağda:)

IFC'nin son katını bulutlardan görebiliyor musunuz?

Kowloon'daki limanın az ilersinde Hong Kong Kültür Müzesi'nin arkasına Hollywood'daki gibi bir yıldızlar caddesi yapmışlar. Hong Kong'un ünlülerinin el izleri yer alıyor bu caddede. Ben Jackie Chan dışındakileri tanıyamadım valla:))) Bir de meşhur Bruce Lee'nin heykelini gördüm. İkisi de Hong Kong'luymuş. Bide bu caddede bisürü gelin-damat ve aileleri vardı. Burası İstanbul'un Büyük Çamlıca Tepesi gibi heralde dedim, evlenenler buraya gelip fotoğraf çektiriyorlar. Bakın aşağıda bir aile, dikkat ederseniz anne ve babalar da yakalarına çiçek takmışlar. Allah mesut etsin....

Damak zevkim diğer uzakdoğu ülkelerinde olduğu gibi Hong Kong'lularla da uyuşmadı. En rahat yediğim yemekler deniz ürünlü, içinde bol kalamar, yengeç bacağı, midye, karides gibi böcükler bulunan makarna ve pilavlardı. Bunun dışında Türkiye'de tercih etmesemde yurtdışında McDonald's ve benzer fast food restaurantları kurtarıcım oluyor. Fakat Çinliler tatlı konusunda diğer uzak doğu ülkelerine fark atıyorlar. Pastaları öyle güzel süslüyorlar ki vitrinin önünde bakakalıyorsunuz. Tatlı olarak sadece açık dondurmalarını beğenmedim, muhtemelen sütün tadının farklılığından kaynaklanıyor diye düşündüm. Starbucks'taki enfes tatlılara hayır diyemedim, aşağıdaki fotoğrafta sağ taraftaki yeşil renkli dilimler yeşil çaylı cheese cake, daha önce Japonya tatilimizde Kyoto'da geleneksel lezzet diye yeşil çaylı birkaç çeşit tatlı denemiştim, benim için hepsi hüsrandı:))) ama bu cheese cake'in tadı enfesti...

İki katlı turist otobüslerinde şehir turu da yaptık....

Canım ülkemle bağlantımızı hiç koparmadık....

Hong Kong Adası'ndaki gezilerimizden birinde 552 m. yükseklikteki Viktorya tepesine çıktık. Peak Tram'e (doruk tramvayı) bindik ve daha evvel yazdığım gibi dik bir açıyla tepeye çıkmaya başladık. Tepeye vardığımızda ilk olarak hayal kırıklığı yaşadım. Bütün Hong Kong'u tepeden izleyeceğim diye hevesle çıktığım yerde bulutlarla beraber dolaşıyordum. İnanılmaz sis vardı ama şehre göre oldukça serin olduğu için rahatlamıştık. Biraz kahve falan içip dinlenelim diye diye orada bulunan Peak Tower adlı binaya girdik, kahvelerimizi aldık, şehrin görüntüsü aşağıdaki fotoğraftaki gibiydi.

Kahvelerimizi yudumlarken birden o bulutlar, o sis yok oldu muhteşem bir manzara çıktı karşımıza. Makinamıza sarıldık ve her açıdan çektik Hong Kong'un fotoğraflarını. Hatta hızımızı alamadık ve biletlerimizi alıp binanın tepesine, Sky Terrace denilen bölüme çıkıp doya doya seyrettik Hong Kong'u. İşte Viktorya tepesi'nden Hong Kong....






