16 Aralık 2013 Pazartesi

Oku-yorum: Kır Çiçeği Tepesi





Kürk Mantolu Madonna'dan önce bir çırpıda okuduğum kitap.

534 sayfa iki günde bitti.
Elimden düşüremedim, o kadar akıcı bir anlatımla yazılmış ki bir iki günde bitiyor.

Romanda bazı bölümler anneanne Beattie'nin gençliğinde yaşadığı olayları, hatalarını, herkesten, kendi çocuklarından bile sakladığı sırrını; bazı bölümler ise ünlü bir balerin olan torunu Emma'nın günümüzdeki hayatını anlatıyor ve bu iki kadının yaşadıkları anneannenin torununa duygusal mirası şeklinde birleştiriliyor.

Gerçekten daha sayfalarca devamı olsa okumak isteyeceğim bir kitap oldu. Bittiğinde üzüldüğünüz kitaplar olur ya öyle...



15 Aralık 2013 Pazar

Oku-yorum: Kürk Mantolu Madonna




"Sen neredeydin bunca zamandır?" diyemeyeceğime göre,
"Ben neredeymişim bunca zamandır" diyeceğim tabii ki...

Nasıl güzel, nasıl alıp götüren bir anlatım bu böyle...
Bir insanın iç dünyası bu kadar mı etkileyici anlatılır?

Sabahattin Ali'nin 1943 yazdığı bu eseri bu kadar geç kalarak okuduğum için biraz kendime içerlesem de, iyi ki okuyabildim diye de içten içe seviniyorum...

İkinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda Berlin'de  geçen tutkulu bir aşk hikayesini anlatıyor Kürk Mantolu Madonna...

Raif ile Maria arasındaki aşk hikayesini...

Çok etkilendim...
İnsanların iç dünyasının ne kadar derin olduğunu bir kez daha hatırladım...

Hayat denilen yolun herkes için aynı olmadığını, hayatımızdaki kısacık bir zaman diliminin ölüme kadar ruhumuzu etkileyebileceğini bir kez daha gördüm...

Kitaplığımdaki en değerliler arasında hep yerini koruyacak
Kürk Mantolu Madonna...

Sabahattin Ali'nin kısacık ömrüne sığdırdığı bu harika eseri tüm kitap severlere tavsiye ederken eseri bizlere orjinal haliyle, diliyle hiç oynamadan ulaştıran Yapı Kredi Yayınları'na teşekkür ediyorum.

Ve,

Maria'nın Raif'e söylediği gibi bitirmek istiyorum;

Ah, Raif...

  






 

13 Aralık 2013 Cuma

Kar manzarası...






Yılın ilk karı geldi de gitti bile...
Çarşamba sabahı evimizde hasta kuzucuğumla penceremizden siteye doğru bu manzaraya baktık birlikte. Kar diye delirdiği halde, özlemle beklediği halde keyfini çıkaramadı, yuvarlanamadı üzerinde. Hasta olduğu için çıkamayacağını kaç defa anlattım bilemiyorum...

Evden beyaza bürünmüş şehri izlemek keyifli tabii ki...hele ki sıcacık bir fincan kahvende eşlik ediyorsa sana ohhh ne ala...




Fakat fotoğrafa dikkat ederseniz yokuşu çıkamayan bir otobüs, kayan bir servis arabası ve bir otobüs hemen göze çarpacaktır. İstanbul'un yüksek kesimleri malum denize kıyısı olan semtlerle bir değil. Pencereden bu manzaraya bakarken daha kaç tane kayan otomobil gördüm kimbilir...İki de kaza...Hakikaten toplu taşıma böyle durumlarda en iyisi, hiç risk almamak lazım...

Biz hastalıklardan ilk karın tadını çıkaramadık maalesef...Çocuklar için çok önemli, çok heyecanlanıyorlar. Şu yaşımda kardan hiç hazetmesemde çocukken bende bayılırdım.

Pencereden doya doya bütün gün seyrettik, daha kış uzun kızım yine yağar deyip ikna ettik, ama bu yıl için artık karla kavuşmamız kısmete kaldı tabii ki:)

12 Aralık 2013 Perşembe

Hasta bir kedi gördüm sanki...






Yılın ilk hastalığına Pazar gecesi hoşgeldin dedik.
Sabaha kadar ateş düşmez mi diye sorsalar düşmez derim artık. Çok ağır bir boğaz enfeksiyonu geçirdi Ege Bahar. Pazartesi sabahı yarı baygın, 40 derece ateşle acilde bulduk kendimizi. En ufak bir kırgınlık, belirti göstermeden bir anda ateşle başladı enfeksiyon. Şurupla çok yol alamayacağımızı düşünen doktorumuz enjeksiyonla daha kolay atlatacağımızı belirtince her gün sabah akşam hastane yollarına düştük. Çok şükür ikinci gün itibariyle ateşi 37,8-38,5 arasında gidip geldi. İğne ağır enfeksiyonlarda en etkili yöntem ama o iğneleri yaptırıp bitirene kadar göbeğimiz çatladı desem yeridir. İğnelerimiz bitti, antibiyotiğe şurup şeklinde devam ediyoruz, Nasonex ise her zaman ki gibi ilaçlarımızın baştacı.

Çalışan anne olmanın en büyük zorluğu bu zamanlarda ortaya çıkıyor. Pazartesi sabahı öğlene kadar izin alıp çocuğumu hastaneye götürüp öğleden sonra paşa paşa işime döndüm. Sağolsun üç gün annem destek oldu ama onunda doktor kontrolleri, ultrason çekimi falan olunca Ege Bahar bugün okuluna döndü. Tam iyileşemedi ama şükür ayağa kalktı, keyfi yerinde. Okulunu çok özlemiş, bu hafta okulda bir yığın etkinlik vardı, kaçırdığı için ağladığı gün bile oldu.

Bense aynı zaman aralığında ciddi hasta olmama rağmen (kronik sinüzitim azdı yine) ayakta atlatmaya çalıştım. Çocuğun hastaysa tadıyla hasta bile olamıyorsun yani:)




Kedi maskesine gelince Okuldaki en sevdiği etkinliklerden biri olan "ahşap boyama atölyesi"nde kendi elleriyle boyamış. Maskesinin ardına saklanınca onu tanımamış gibi davranmamızı istiyor sürekli:)





Aralık ayıda geldi de gidiyor bile...
İlk yarısı bitti sayılır...
Yılın bu dönemini çok severim aslında, hastalık falan derken
ilk yarısının hakkını pek veremedik...
Kısmet diğer yarısına inşallah...