Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2014 Cuma

Okunanlar ve hevesle okunacaklar...






 Bu aralar okuduğum iki kitap "Benim annem %100 organik" ve "Gümüş Karası Deniz".


Benim annem %100 organik'in samimi dili çok hoşuma gitti, bitirmek üzereyim, Gümüş Karası Deniz'i ise şu an daha yorumlayamayacağım, daha başlardayım ama fena gitmiyor.





Okunacaklarda sıra bekleyenler, benim hevesle beklediklerim...





Anneciğimin hediyeleri...


Bu hafta bu güzellerle buluştuk,

"Günde Bir Elma" çok okumak istediklerim arasındaydı,


 "Yaz" bu yaz en çok okunan kitaplarda başı çekecek heralde,
 bizde eksik kalmayalım,


"Ölü Gömme Törenleri" gerçek bir yaşam öyküsü.
 Kapaktan okuduğum kadarıyla biraz yürek sarsıcı türden bir kitap.








"Aile Çay Bahçesi" en son bitirdiğim kitap.

Kitap çok akıcı, zaten uzun da değil, bir çırpıda bitiriyorsunuz, aile içi ilişkilere, kardeşler arası ilişkilere dem vuruyor hem de oldukça sert bir şekilde. Diğer tarafında her zaman var olduğunu gösteriyor, tabii bunun nedenlerini, kişileri, karakterleri yorumlamak tamamen okuyucunun kendisine kalmış. Benim kitapta en net gördüğüm anne, babaanne veya babanın son eşi hep bu toplumun kadın karakterleri; davranışları, yaşayış şekilleri hiç yabancı gelmiyor yani.

Anne baba olabilmenin sadece çocuk sahibi olabilmek değil, çocuğunu anlayabilmek olduğunu, kardeşler arasındaki ilişkinin sağlıklı olabilmesi için anne ve babaların doğru, adaletli davranması gerektiğini de vurgulayan bir kitap.

Yekta Kopan'ı ilk defa okudum, dili oldukça sade ve akıcı, muhtemelen yeniden onun kalemini okumak isterim.

Kitabın sonu ise enteresan, okuyucuya bırakılmış,
 hayal gücünüz nereye götürürse orada bitiyor. 


16 Aralık 2013 Pazartesi

Oku-yorum: Kır Çiçeği Tepesi





Kürk Mantolu Madonna'dan önce bir çırpıda okuduğum kitap.

534 sayfa iki günde bitti.
Elimden düşüremedim, o kadar akıcı bir anlatımla yazılmış ki bir iki günde bitiyor.

Romanda bazı bölümler anneanne Beattie'nin gençliğinde yaşadığı olayları, hatalarını, herkesten, kendi çocuklarından bile sakladığı sırrını; bazı bölümler ise ünlü bir balerin olan torunu Emma'nın günümüzdeki hayatını anlatıyor ve bu iki kadının yaşadıkları anneannenin torununa duygusal mirası şeklinde birleştiriliyor.

Gerçekten daha sayfalarca devamı olsa okumak isteyeceğim bir kitap oldu. Bittiğinde üzüldüğünüz kitaplar olur ya öyle...



15 Aralık 2013 Pazar

Oku-yorum: Kürk Mantolu Madonna




"Sen neredeydin bunca zamandır?" diyemeyeceğime göre,
"Ben neredeymişim bunca zamandır" diyeceğim tabii ki...

Nasıl güzel, nasıl alıp götüren bir anlatım bu böyle...
Bir insanın iç dünyası bu kadar mı etkileyici anlatılır?

Sabahattin Ali'nin 1943 yazdığı bu eseri bu kadar geç kalarak okuduğum için biraz kendime içerlesem de, iyi ki okuyabildim diye de içten içe seviniyorum...

İkinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda Berlin'de  geçen tutkulu bir aşk hikayesini anlatıyor Kürk Mantolu Madonna...

Raif ile Maria arasındaki aşk hikayesini...

Çok etkilendim...
İnsanların iç dünyasının ne kadar derin olduğunu bir kez daha hatırladım...

Hayat denilen yolun herkes için aynı olmadığını, hayatımızdaki kısacık bir zaman diliminin ölüme kadar ruhumuzu etkileyebileceğini bir kez daha gördüm...

Kitaplığımdaki en değerliler arasında hep yerini koruyacak
Kürk Mantolu Madonna...

Sabahattin Ali'nin kısacık ömrüne sığdırdığı bu harika eseri tüm kitap severlere tavsiye ederken eseri bizlere orjinal haliyle, diliyle hiç oynamadan ulaştıran Yapı Kredi Yayınları'na teşekkür ediyorum.

Ve,

Maria'nın Raif'e söylediği gibi bitirmek istiyorum;

Ah, Raif...

  






 

9 Kasım 2013 Cumartesi

Anne kız birlikte, 32. İstanbul Kitap Fuarı'nda...


Dün kızımla birlikte anne kız 32. İstanbul Kitap Fuarı'ndaydık.

Aslında sadece anne kız değil, Ege Bahar'ın yanında 130 tane de abla ve abisi vardı. Her yıl olduğu gibi bu yılda öğrencilerimizle birlikte kitap fuarındaydık.


Yüz otuz öğrenci, dört öğretmen ve bir de Ege Bahar:)



Ege Bahar için ilklerden oldu bu fuara katılmak.
Ben çok keyif aldığını düşünüyorum. İlk defa bu kadar kitabı birarada gördü:)

Acaba pişman olur muyum, anne kız sefil olur muyuz diye düşündüm ama gözümü karartıp aldım kızımı çıktım yola. Az yol değil, malum Maltepe'den Beylikdüzü. Yola çıkmadan otobüste sıkılmasın diye güzel bir çanta hazırladık birlikte. Resim defteri, boyalar, kalem kutusu, ufak tefek oyuncaklar, kuruyemiş, meyvesuyu falan olunca yanında, tabii birde otobüsteki abla ve abileri onunla ilgilenince yol nasıl geçti anlamadık... 


Artık kitap fuarının indirim oranları pek az olsada (ki internet alışverişlerinde aynı oranda hatta daha fazla indirim uygulanıyor) fuarın havası apayrı. Beni her yıl İstanbul Kitap Fuarı başlamadan bir heyecan sarar. 1993 yılı Kasım ayında lise birinci sınıftayken Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenimiz sayesinde ilk defa bu fuarla tanışmıştım. Doğum sonrası izne ayrıldığım yıl hariç hiç aksatmadım. O yıllarda Tepebaşı'nda yapılan fuar Beylikdüzü'ne taşınınca gitmem artık desemde her yıl fuar zamanı geldiğinde koşa koşa gidiyorum. Ben Kitap fuarıyla ondört yaşımdayken, kızımsa dört buçuk yaşındayken tanıştı. 




Ege Bahar'ın yanımda olması nedeniyle daha çok çocuk yayınlarının bulunduğu 2. salonda vakit geçirdik.










Bunlar Ege Bahar'ın payına düşenler...




Sakar Cadı Vini serisinin yeni kitabı "Sakar Cadı Vini'nin Korsanlık Macerası" ve eğlenceli bir etkinlik kitabı olan "Sakar Cadı Vini'nin Dünyasını Keşfet"...




Ege Bahar'ın kiaplığında bulunmasını çok istediğim "Küçük Prens" ve Yapı Kredi Yayınları'nın yeni kitaplarından olan "Küçük Hasır Şapka"...


Tübitak Yayınları'nın yeni kitaplarından "İçiyle dışıyla Vücudunuz".
Bu kitabı o kadar beğendim ki ayrı bir post halinde yazmayı düşünüyorum.

Bir diğeri yine Tübitak Yayınları'nın yeni basımlarından biri olan "Beni mutlu eden ne?" adlı kitabı. Bir panda yavrusunun annesinin dilinden dünyadaki bambu ormanlarının nasıl küçüldüğünü ve doğal ortamlarında yaşayan pandaların sayısının nasıl azaldığını anlatan kitapta Çin'deki bambu ormanlarında mutlu olabilen ve bu mutluluklarının devam etmesini isteyen minik panda ve annesinin macerasını okuyorsunuz.




Bunlarda benim payıma düşenler...
"Mart Menekşeleri" geçen yıldan beri çok okunan kitaplar listesinde gördüğüm kitaplardandı. "Böğürtlen Kışı" ve "Kır Çiçeği Tepesi" ise biri Ekim 2013 diğeri Kasım 2013 baskılı iki yeni kitap.




Bir de şu yazımda okumayı ne kadar istediğimi belirttiğim Türk Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak geçen Mehmet Rauf'un  Eylül romanı nihayet bu fuarda unutulmadı ve kitaplığımda yerini aldı...

Aslında kafamda ve notlarımda olan bazı kitapların standlarına uğrayamadım bile, Ege Bahar'ın anaokulu içinde veliler olarak almayı düşündüğümüz yaklaşık onbeş kitabında poşetleri ellerimi doldurunca artık mecalim kalmadı deyip vazgeçtim. Örneğin Türk Tarih Kurumu'nun kitaplarının çoğu %50 indirimli olduğu halde bakamadım bile. Ne yapalım, kısmet bir daha ki Kasım'a inşallah...

32. İstanbul Kitap Fuarı anıları bizim için böyle kayıtlara geçti...

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bir kitap; Dünyanın en güzel giysisi





Pazar günü anne kız bir alışveriş merkezinde bir kaç işimizi hallettik. Ardından D&R 'a girdik. Ege Bahar çocuk kitapları bölümünde kitap incelemekten çok hoşlanıyor, birde kitap alır çıkarız diye düşündüm. O ilgisini çeken bir iki kitap alırken yukarıda fotoğrafı olan kitabı gayri ihtiyari elime aldım ve okumaya başladım. Bitirdiğimde gözlerim dolmuş bir haldeydim. Çok yüreğime dokundu.

Bir prensesin sahip olmak istediği dünyanın en güzel elbisesi için kimlerin canının nasıl yandığını Gülsüm Cengiz nasıl güzel anlatmış;

Ülkenin birinde bir prensesin onsekiz yaş günü için babası nasıl bir armağan istediğini sorar, prenses dünyanın en güzel giysisini ister babasından. Ülkenin bütün tanınmış tüccarları, terzileri durup dinlenmeden üç ay boyunca prensesin elbisesi için çalışırlar. En güzel giysiyi dikecek kişi kral tarafından ödüllendirilecektir, öyle ki ülkede serbest çalışabilecek, yaptığı işler için kendisi ve soyundan gelenler vergi ödemeyecektir.

Beklenen gün geldiğinde prenses kendisi için hazırlanan elbiselerin hiçbirini beğenmez, ta ki saraya bir yabancı gelene kadar. Yabancının getirdiği elbise prensesin gözlerini kamaştırır. Bu elbise için onsekiz yaşına girmemiş yüz genç kız üç ay dışarı çıkmadan umutlarını, düşlerini dokumuşlardır, onsekiz yaşına girmemiş yüz genç denizin dibinden eteğin incilerini çıkarmıştır. Pelerinin ve ayakkabının dantelleri on yaşına girmemiş yüz çocuk tarafından örülmüştür. Çünkü ancak o çocukların parmakları bu kadar ince bir danteli dokuyabilirmiş...
O günden sonra yabancı ülkenin heryerinde istediği gibi ticaret yapar, üstelik vergi bile ödemez.
Prensesin yaş gününün kutlanacağı gün halk üzerindeki elbiseyi görmek için sokaklara dökülür.Prenses ve babası saray arabasıyla halkın arasında ilerlerken prensesin gözleri eski ve renksiz giysiler içindeki genç kızlara, onların yanındaki zayıf küçük çocuklara, sakat delikanlılara rastlar. Bunlar onun elbisesi için aylarca çalışan çocuklar, genç kızlar ve delikanlılardır. Kalabalığın içinde bir ozan elinde çalgısı bu hikayeyi şarkıyla anlatır ama o da askerler tarafından yakalanır, yine de susmadan şarkısını söyler. Kral ve prenses ise kutlama töreninin yapılacağı görkemli binaya geçerler. Kalabalığın arasında bir dokumacı kız şarkıyı söylemeye devam eder.


Kitabın illüstrasyonlarını Betül Gönüllü hazırlamış. Kitap Nisan 2013'de basılmış. Radikal Gazetesi kitap ekinde Görkem Yeltan kitaptan şöyle bahsetmiş.




Betül Gönüllü kitabın illüstrasyonlarında prensesin yüz ifadelerini, mimiklerini öyle güzel çizmiş ki bayıldım. Unutmamak lazım ki çocuk kitaplarında illüstrasyon çok önemli, anlatılanın çocuğun zihninde kalması için insanların mimikleri, neşe, sevinç, üzüntü gibi duyguları hikaye ile bütünleşmeli; doğanın, bulutun, güneşin bile bir ifadesi olmalı diye düşünüyorum. Betül Hanım anlatılmak istenileni çizimleriyle iyice zihne kazıyor. Gönülden tebrik ediyorum kendisini...



Hiçbir elbiseyi beğenmeyen prenses...



...YABANCI...
Ahhh bu yabancı neler anlatıyor neler...




Yüz genç kızın, yüz küçük çocuğun, yüz gencin emekleriyle hazırlanan dünyanın en güzel giysisi...




Bu sayfalar beni mahvetti...
Hiçbir çocuğun rengi, umutları, düşleri, bedenleri çalınmasın...







 

Hikayeyi ezgiye döken ozan...

Sözler çok anlamlı...anlayana...



Ben kitabı aldım ama şimdilik Ege Bahar için okunmayacak, bir süre rafta bekleyecek. Çok hassaslar bu yaşta, kitapta geçen küçük çocukların elleri için kullanılan delik deşik ifadesi biraz ağır gelebilir mesela. Zamanın geldiğine inandığım vakitte mutlaka okuyacağız. Dünyanın değişik bölgelerinde daha yetişkin bile olamadan üç beş dolar için okuyamadan, yemeden içmeden çalışan yavruları bilmesi lazım.








Bu kitap bizler içinse kendimizle yüzleşme fırsatı veriyor, en azından farkındalık yaratıyor. İnsan o kadar etkileniyor ki dünyanın en güzel elbisesine sahip olmayı istemiyor. Tabii ki siyasi tarafı da var olayın ama beni tek ilgilendiren verilen mesaj ve gerçekliği. İsteklerimizi, sevdiklerimizi, ruhumuzu nasıl doyurduğumuzu, dünyanın bugünki düzenini değerlendirme imkanı veriyor.


Çocuk kitabı der geçersin, önce bizler okumalıyız diyor, Gülsüm Cengiz'i, kalemini, sanatını saygıyla selamlıyorum...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Yaz bitmeden...





Yaz tatilinin bitmesine az kaldı ya, kalan günler iyice kıymetlendi...
2 Eylül'de iş başı yapıyorum, 9 Eylül'de Ege Bahar okuluna başlıyor, 16 Eylül'de öğrencilerimle buluşuyorum...

Bu kadar az özgür günümüz kalmışken kışın çok özleyeceğimiz günleri dolu dolu yaşamaya çalışıyoruz. Arkadaşlar tekrar tekrar ziyaret ediliyor, havuzda son demler yaşanıyor, sitenin çayırları bizim kızla ve kitaplarıyla şenleniyor...





Kahvaltımızı yapınca kitaplarını seçiyor ve bahçeye iniyoruz. Çimenlere oturuyoruz ve kitaplarımızı okumaya başlıyoruz. Tabii ki olayı park keyfiyle de taçlandırıyoruz.
















O gün keyfi bunları istemiş...









Bana diyor ki; "Anne keşke bahçe katı ev alsaymışız..."
Haklı valla...
Balkondan direkt bahçeye çık, havuza git, çimenlere masanı kur, ister kahvaltını, ister akşam yemeğini yap, ister kahve keyfine var...Çocuk da özgürce bahçe de gününü geçirsin...
Düşünemedik diyemeyeceğim, çünkü düşündük, bana biraz zor geldi vs vs...ama şimdi ara ara keşke diyorum...









Bu güzel salıncak bahçe katında oturan tanımadığımız bir komşunun...
Ege Bahar kendisininmiş gibi kuruluyor, ayırmak için biraz uğraşıyorum açıkçası.









Konu konuyu açtı...
Ne diyordum; biz artık kitaplarımızı bahçede okuyoruz, çok da keyifli oluyor. Bu arada gündüz kitap okuduğumuz için ara verdiğimiz akşam uyku öncesi okumalarımıza da geri döndük yani yaz bitmeden kitap keyfini ikiye katladık...

Galiba bu çocuk kitaplarını bende çok seviyorum;)


30 Temmuz 2013 Salı

Bu yaz günler böyle geçiyor...


"Bu yaz günler böyle geçiyor"  başlığının ikinci yazısı...
Fotoğraflar geçen haftadan...



Kadıköy'e gittiğimizde mutlaka uğramaya çalıştığımız yerlerden biri Baylan Pastanesi'nin de yer aldığı sokakta bulunan İş Kültür Yayınları. Ege Bahar kitapçının sokağına girer girmez yerini bildiği için beni sürüklüyor desem yeridir:)






Bunlar Ege Bahar'ın,



bu ise benim kısmetimdi bu hafta.

Bitkilerin En Güzel Tarihi'ni dün okumaya başladım, ilerleyen kısımları hakkında yorum yapamayacağım ama başlangıç olarak biyoloji bilgisi gerektiriyor. Benim kendi alanım olduğu için zorlanmıyorum ama canlıları taksonomik olarak sınıflandırma ve  bitkiler aleminin alt dallarını bilinmiyorsa  anlaşılması güç bir kitap haline gelebilir. Tahmin ediyorum ki bu kitaptan yıl içindeki derslerimde çok yararlanacağım. Kitabı bitirdiğimde daha ayrıntılı bir yorum yapacağım inşallah...




Kitapçımızdan Balık Pazarı'na doğru çıkarken izlediğimiz sokak müzisyenleri.

Bu noktada hep farklı farklı gruplar sokak müziği yapıp hem kulaklarımızı, hem gözümüzü şenlendiriyorlar. Öğrenciliğimden beri yerli yabancı çok grup izledim burada, sokakta müziğin tadı bir başka ve müzik gerçekten evrensel...Ege Bahar'da keyifle izledi ve dinledi bu grubu.


Bu hafta birlikte büyüdüklerimiz ve sevdiklerimizle buluştuk yine...
Defne kız bana poz vermek istemedi ama o da bizimleydi. Bu güzel güne dair Nisan ve Ege Bahar böyle poz verdi.






Leyleği havada değil ama yuvada gördük:)

Bu yuvada iki yavru leylek vardı, birini görüntüleyebildim, anneleriyse kırdaydı, yavruları için birşeyler arıyordu heralde. Ege Bahar bir yandan topladığımız böğürtlenleri yerken bir yandan da leyleklerle kendince sohbet etti:)






Ahhh o tatlı dayı yok mu o tatlı dayı...
Biliyor işte bizim kızı nasıl mutlu edeceğini...
Ege Bahar'a bunları aldığı gün anneme diyormuş ki; "İlerde paramı kazandığım zaman ona daha neler alacağım..."

Kuzum benim...On yedi yaşında daha...Gönlü yüreği çok büyük canım kardeşimin...

Ege Bahar dayısı tarafından böyle güzel hediyelendirildi bu hafta...








Bu tatlılarda benim...Güzel arkadaşım, Füsuncum çok teşekkür ederim...

34 yaşımda ve sonrasında bol bol kahve içeceğim bunlarla:)



Bunlar benim bu haftaki ganimetlerim:)

Öndeki iki ojeyi saymazsak diğerleri daha önceden de kullandığım ve memnun kaldığım ürünler. Umarım güzel renkleriyle bana kendilerini aldıran ojelerimin kaderi diğerleriyle aynı olmaz:)