2013 yaz tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013 yaz tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2013 Çarşamba

Çalışan annenin çocuğu...


Fotoğraflar geçen haftadan...
Anne iş başı yapınca, anaokulu daha açılmayınca ve çok şükür anne öğretmen olunca çocuk da daha şimdiden liseye gider:)



Geçen hafta hergün eğitimdeydim, Ege Bahar'ın okulu bu hafta başı açıldığından o da her gün eğitimdeydi:)

Memurumuz Fatma Hanım sağolsun çok ilgilendi kızımla...
Fatmaaaa diye diye yanından, odasından ayrılmadı kadının...

Fotoğrafta Ege Bahar'ın yanında arkadaşı Nehir var. Bir öğretmen arkadaşımın kızı. Sırf Ege Bahar yalnız kalmasın diye iki gün getirdi kızını sağolsun...

Birlikte kahvaltılarını, resimlerini yaptılar, hatta abla ve abilerinden önce sıralara oturarak okulun açılışını da yaptılar.




Bizim kızların sayesinde liselilerin sıraları oyuncaklarla şenlendi:)




Bankacı falan olduğumu düşünmek bile istemiyorum...
Yanlış anlaşılmasın, demek istediğim sadece eğer çocuğuna bakacak kimse yoksa, okulu da açılmadıysa offf ki ne offff...
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş derler, illaki herkes iş güç durumuna göre yaşamını bir düzene koyar ama Allahtan zor da kalınca kızımı da alıp götürebildiğim bir işim var...

Tabii dersim olmadığı sürece:)

3 Eylül 2013 Salı

Bu yaz günler böyle geçiyor...


"Bu yaz günler böyle geçiyor" başlığının beşinci ve sanırım son yazısı...

Geçen hafta uçağa atlayıp Fethiye'ye, babaanne evine uçtuk. Anne kız tatilin son günlerini değerlendirelim dedik. Malum önümüzde uzun bir kış var.


En büyük halamızın 23 yaşındaki kızı Ebru ablası, bir küçük halanın 20 yaşındaki ikiz oğulları Hasan ve Hüseyin abileri benden çok ilgilendiler kızımla. Küçük halasının 7 yaşındaki ikiz kızları Aleyna ve İlayda arkadaş oldular kızıma. Ben ne mi yaptım? İlk defa gerçekten olabildiğince özgür bıraktım kızımı, peşi sıra gezmedim, bahçede dilediği gibi, kahkahalarla suların içinde oynarken bende kahkahalara boğuldum. Hala çocukları abla ve abileri sayesinde gündüz uykusunun tadını çıkardım. Ege Bahar'sa daha benim bile çıkmadığım evin karşısındaki dağın yarısına kadar Hüseyin abisinin omzunda çıkmış, dağdaki doğal ağaçlardan incirler yemiş. Niye miş'li geçmiş zamanla yazdığıma gelince o sırada anne kişisi olarak yine uykuya yenik düşmüşüm:) Vel hasıl iş başı öncesi iyi dinlendim şu dört beş günde.


Köylü pazarından alınmış tazecik pazıyla ve babaannemizin tavuklarının günlük yumurtaları ile yaptığımız pazılı yumurtanın, mangalda pişirilen tavukların, kayınvalidemin taze börülcenin içiyle yaptığı yöresel yemeğin, bazlamanın, yağlı yufkanın tatları hala damağımda...


Bu dört beş günlük tatilde çok fotoğraf çekmedim ama elimdeki kareler Ege Bahar'ın mutluluğunu anlatıyor bence...



Bahçeli evin avantajları say say bitmez...

Bir defa çocuk özgür, sıkılmıyor, televizyonun başında saatlerini değil dakikasını geçirmiyor, koşuyor, zıplıyor, hareket ediyor, enerjisini boşaltıyor...




Bizim evde bu büyük eğlenceyi yaşamak ne mümkün...











Ha tabii birde damacanadan içilmeyen su var...

Kız Gölü'nden gelen buz gibi ve tertemiz suyu hortumdan içen Ege Bahar'a bugünlerde maalesef İstanbul'da şehir şebeke hattından gelen suyun niçin içilemediğini anlatıyorum...

O soruyor ben anlatıyorum, o soruyor ben anlatıyorum, o soruyor.......

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Bu yaz günler böyle geçiyor başlığının dördüncü yazısı...



Daha çok kapalı havuzdayız artık...








Neden bilmem kapalı havuzu daha bir sevdi sanki...





Bu yaz neredeyse haftada bir gittiğimiz bir çay bahçesi var...
Seviyoruz burayı. Maltepe istasyona yakın. Hani eski bir dizi vardı "Mahallenin Muhtarları" diye. Orada Temel'in kahvesi vardı ya ondan elli yüz metre ilerde. Simitlerimizi hemen yanındaki tarihi fırından alıp gidiyoruz, sıcacık elma çayıyla yiyoruz.

 


Ege Bahar arada tutturuyor; "Haydi çay yerine gidelim." diye...

Herkes tavla, scrabble, falan oynuyor, bizde artık puzzle götürüyoruz. Biz çayımızı içerken bizim kızda puzzle tamamlıyor.









Ege Bahar'ın deyimiyle "çay yeri" olan bu mekana bu yaz bayağı gittik aslında. Yazmasam olmazdı. İnternet adresi falan yok, küçük bir çay bahçesi neticede. Ama kocaman ağaçların gölgesinde, sıcak yaz günleri için tadına doyulmuyor. Yeri çok basit, Maltepe'de Temel'in kahvesinin sokağında:)

22 Ağustos 2013 Perşembe

Yaz bitmeden...





Yaz tatilinin bitmesine az kaldı ya, kalan günler iyice kıymetlendi...
2 Eylül'de iş başı yapıyorum, 9 Eylül'de Ege Bahar okuluna başlıyor, 16 Eylül'de öğrencilerimle buluşuyorum...

Bu kadar az özgür günümüz kalmışken kışın çok özleyeceğimiz günleri dolu dolu yaşamaya çalışıyoruz. Arkadaşlar tekrar tekrar ziyaret ediliyor, havuzda son demler yaşanıyor, sitenin çayırları bizim kızla ve kitaplarıyla şenleniyor...





Kahvaltımızı yapınca kitaplarını seçiyor ve bahçeye iniyoruz. Çimenlere oturuyoruz ve kitaplarımızı okumaya başlıyoruz. Tabii ki olayı park keyfiyle de taçlandırıyoruz.
















O gün keyfi bunları istemiş...









Bana diyor ki; "Anne keşke bahçe katı ev alsaymışız..."
Haklı valla...
Balkondan direkt bahçeye çık, havuza git, çimenlere masanı kur, ister kahvaltını, ister akşam yemeğini yap, ister kahve keyfine var...Çocuk da özgürce bahçe de gününü geçirsin...
Düşünemedik diyemeyeceğim, çünkü düşündük, bana biraz zor geldi vs vs...ama şimdi ara ara keşke diyorum...









Bu güzel salıncak bahçe katında oturan tanımadığımız bir komşunun...
Ege Bahar kendisininmiş gibi kuruluyor, ayırmak için biraz uğraşıyorum açıkçası.









Konu konuyu açtı...
Ne diyordum; biz artık kitaplarımızı bahçede okuyoruz, çok da keyifli oluyor. Bu arada gündüz kitap okuduğumuz için ara verdiğimiz akşam uyku öncesi okumalarımıza da geri döndük yani yaz bitmeden kitap keyfini ikiye katladık...

Galiba bu çocuk kitaplarını bende çok seviyorum;)


13 Ağustos 2013 Salı

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Bu yaz günler böyle geçiyor başlığının üçüncü yazısı...

Fotoğraflar yine geçen haftadan...
İyi oluyor böyle, hafta özeti gibi birşey...



Rakamlara ve harflere takmış vaziyette bir Ege Bahar...

Israrla okumayı öğrenmek istiyor...



Kendi kitapları, broşür, dergi hiç farketmiyor; alıyor eline, peşimi bırakmıyor, "oku anne, harleri göster" diye dönüp duruyor ardımda...


Kimyacı mı olacak ne?

Benim lise ve üniversite yıllarımda en sevdiğim derslerdendi kimya. Öncelik tabii ki kendi alanım olan biyolojide ama ikinci bir alan seçme şansım olsaydı kimya olurdu heralde. Zaten yüksek lisans alanımda su kimyası üzerineydi.

Armut dibine düşermiş diyeceğim ama 4 yaşında bir armut bu daha:)
Tabii ki şaka yapıyorum ama belirtmeliyim ki karışım hazırlamaya bayılıyor, ev veya dışarısı farketmiyor;





Bir bardak, biraz tuz, şeker, azıcık da su, süt veya yağ gibi bir sıvı bulursa, kaşla göz arasında karıştırıveriyor. Arada kokluyor da:)

 


Buyrun, kimyagerimizin elinden böcek ilacı:)
"Aman ha!" diyorum, "Sakın tatma, laboratuvarda yapılanlar tadılmaz!", öğrensin şimdiden:)



Zamane çocuklarının çoğu gibi pek sosyal, utanma, çekinme yok; tanışmak istiyorsa gidip tanışıyor, muhabbet kuruyor, sohbet ediyor. 

Misal geçen hafta bir çay bahçesindeyiz, yaşına göre kimse yoktu, karşı masadaki ablayı gördü, gitti tanıştı, sohbet etti, laptopda oyun oynadılar vs vs...



Bu tatlı bayanlarla da Büyükada'ya gittiğimiz gün tanıştı, 10-15 dk. sohbet ettiler,


Ne dediyse artık ablaları çok güldürdü...


Pazar günü bu güzel pastanın sahibi tatlı bir kızçenin 1 yaş doğumgünü partisindeydik.

Onu da ayrıca yazacağım...

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Bayramdan; bir dondurma hikayesi...


 
Nasıl bir gaflete düşüp gittiysek bilemiyorum; üstelik sabahtan akşama fıldır fıldır dolaşmak için değil, sadece akşam üzeri her zaman ki noktada güzel manzarasını seyrederek denize karşı bir kahve yudumlayıp dönmek için...

Bayramın ikinci günü akşam üzeri 17.00 den sonra Büyükada'ya geçtik. İki üç saati zor edip eve döndük, kalabalığı anlatmak için kelime bulamıyorum, hadi kalabalık neyse de Büyükada'nın çöp dolu sokaklarını, o çöp kokularını anlatmak için hiç bir şey bulamıyorum...İnsanımızın hali tam bir hayal kırıklığı...
 


Ada yolunda Ege Bahar...



 


Adaya gidipde dondurma yenilmeden dönülmez. Dondurmanın albenisine diyecek yok, üstelik iki külah dondurma yiyeceğim diye uzun kuyruklara giriyorsunuz. Fakat yıllardır vazgeçemediğim Büyükada'nın o meşhur dondurmacısının bile eski tadını kaybettiğini gördüm. Daha geçen seneye kadar bile türk kahveli dondurmasının üzerine tanımam dediğim yerdi ama o enfes tad maalesef kaybolmuş...Ya da bu çılgın kalabalığa ancak bu kadar yetiştirilebilmiş.

Neyse...Güne dair en tatlı görüntüler aşağıdakiler olsa gerek...



 





Yummm...yummm...yummm...

 







 



Görüntü şahane ama...

Bir kere daha anladım ki şehirde kaldıysan bayramda evinden çıkma...

Otur oturduğun yerde...

Hafta içi uygun bir günü değerlendir, tadı damağında kalsın; hem yaşadığın güzel günün hem de dondurmanın:)

4 Ağustos 2013 Pazar

Pek hamarat Pazar...



Bu pazar gününü geceye bağlarken, kızımla gün içinde ne kadar hamarat olduğumuzu kaydedelim bari...


Öğleden sonra girdik mutfağa, elimizde tarif defterimiz...

Güvenilir tarifler sahibi sevgili Pelince'den kaydettiğim ev yapımı çikolatalı puding tarifimizi yapmaya başladık. Tarife www.pelince.com adresinden ulaşabilirsiniz, anlayamadığım bir nedenden dolayı bağlantıya köprü oluşturamıyorum bir süredir, ya bloggerda bir sorun var, yada benim bilgisayarımda.



Baş aşçı sandalyesini çekip yerini almış:)







 Puding malzemeleri ustanın ellerinde karıştırıldı, ardından anne tarafından kaynatıldı.


Soğuyan pudinglerimizin üzerine çikolata rendeledikten sonra akşam tatlımız artık hazır.






Ege Bahar'ın isteği üzerine yapıldı bu puding zira kendisinin çikolatalı tatlarla pek arası yoktur. Şu an babasıyla parkta bizim kız, bisiklet üzerinde cirit atıyor olmalı. Gelince kendi emeğininde olduğu bu tatlıyı tadacak mı acaba?  
  


Bu da ev yapımı pizza...

Tarif büyük boy fırın tepsisi içindir.

Hemen tarife geçiyorum;

Malzemeler:

Hamuru için;

5 su bardağı un

2 yumurta

1 çay bardağı zeytinyağı

4 çorba kaşığı yoğurt

2 çay bardağı süt

2 paket instant maya

1,5 tatlı kaşığı şeker

tuz

Sosu için:

2 çorba kaşığı ketçap, 1 çorba kaşığı tatlı biber salçası, kekik, taze çekilmiş karabiber, 1tatlı kaşığı şeker, tuz, sulandırmak için bir miktar su

Üzeri için:

Sucuk, kaşar peyniri, sosis, mantar, biber, mısır, domates vb. pizza malzemesi


Yapılışı:

Unu ve mayayı kuru olarak karıştırın. Ayrı bir kapta zeytinyağını, yumurtaları, sütü, yoğurdu, şekeri ve tuzu bulamaç haline getirip, un-maya karışımına ekleyin ve yoğurun. Cıvık kıvamda bir hamur elde edeceksiniz. Hamurun üzerini kapatıp ılık bir yerde yaklaşık 45 dk. mayalanmaya bırakın.

Mayalanan hamurunuzu margarinle yağladığınız fırın tepsinize yayınız. Bu işlem biraz zorluyor zira hamur biraz cıvık kıvamlı bu nedenle bir tabağa un doldurup elinizi batırarak tepsiye yaydığınız hamurun kalınlığının her yerde eşit olmasını sağlayabilirsiniz.

Sos malzemelerini karıştırıp hamurunuzun üzerine yayınız. Pizza malzemelerini sosun üzerine yerleştirirken en alta rendelenmiş kaşar peynirini, onun üzerine de evde olan, ince ince doğradığınız pizza malzemelerini yerleştirin. En üst kata tekrar rendelenmiş kaşar peyniri serpip 180 derecede yaklaşık 25 dakika pişirin.  




Evde yapılan pizzanın tadı kesinlikle çok farklı oluyor, Ege Bahar dışarıda pizza yediğimiz zaman bize pek eşlik etmez, damak tadı işte, hamburgeri seviyor ama pizza yemiyor. Bu durum sevindirici aslında dışarıda yemesin daha iyi,  evde yapılan bu pizzadan ise yukarıdaki koca dilimi bitirdi.


İşte bu pazarı böyle akşam ettik biz. Mutfakta geçen bu pazar beni yormadı aksine rahatlattı, hep söylerim, kafa dağıtmanın en güzel yollarından biri hamur yoğurmaktır:)