"Bu yaz günler böyle geçiyor" başlığının beşinci ve sanırım son yazısı...
Geçen hafta uçağa atlayıp Fethiye'ye, babaanne evine uçtuk. Anne kız tatilin son günlerini değerlendirelim dedik. Malum önümüzde uzun bir kış var.
En büyük halamızın 23 yaşındaki kızı Ebru ablası, bir küçük halanın 20 yaşındaki ikiz oğulları Hasan ve Hüseyin abileri benden çok ilgilendiler kızımla. Küçük halasının 7 yaşındaki ikiz kızları Aleyna ve İlayda arkadaş oldular kızıma. Ben ne mi yaptım? İlk defa gerçekten olabildiğince özgür bıraktım kızımı, peşi sıra gezmedim, bahçede dilediği gibi, kahkahalarla suların içinde oynarken bende kahkahalara boğuldum. Hala çocukları abla ve abileri sayesinde gündüz uykusunun tadını çıkardım. Ege Bahar'sa daha benim bile çıkmadığım evin karşısındaki dağın yarısına kadar Hüseyin abisinin omzunda çıkmış, dağdaki doğal ağaçlardan incirler yemiş. Niye miş'li geçmiş zamanla yazdığıma gelince o sırada anne kişisi olarak yine uykuya yenik düşmüşüm:) Vel hasıl iş başı öncesi iyi dinlendim şu dört beş günde.
Köylü pazarından alınmış tazecik pazıyla ve babaannemizin tavuklarının günlük yumurtaları ile yaptığımız pazılı yumurtanın, mangalda pişirilen tavukların, kayınvalidemin taze börülcenin içiyle yaptığı yöresel yemeğin, bazlamanın, yağlı yufkanın tatları hala damağımda...
Bu dört beş günlük tatilde çok fotoğraf çekmedim ama elimdeki kareler Ege Bahar'ın mutluluğunu anlatıyor bence...
Bahçeli evin avantajları say say bitmez...
Bir defa çocuk özgür, sıkılmıyor, televizyonun başında saatlerini değil dakikasını geçirmiyor, koşuyor, zıplıyor, hareket ediyor, enerjisini boşaltıyor...
Bizim evde bu büyük eğlenceyi yaşamak ne mümkün...
Ha tabii birde damacanadan içilmeyen su var...
Kız Gölü'nden gelen buz gibi ve tertemiz suyu hortumdan içen Ege Bahar'a bugünlerde maalesef İstanbul'da şehir şebeke hattından gelen suyun niçin içilemediğini anlatıyorum...
O soruyor ben anlatıyorum, o soruyor ben anlatıyorum, o soruyor.......
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder