27 Nisan 2013 Cumartesi

Cumartesi'den...


Daha önce yazmadım ama Ege Bahar Nisan'ın ikinci haftası su çiçeği geçirdi. Hastalık etkenini okuldan aldı sanırım, kendi sınıfından iki arkadaşı daha geçirdi. Bir hafta okula ara verdi. Geçtiğimiz 10 gün içinde bende bir rahatsızlık yaşadım. Bel fıtığı oldum heralde diye hastaneye gittim, MR çekilince apayrı bir durum olduğu ortaya çıktı. Çok şükür korkulacak bir durum değil ama zaman zaman ortaya çıkan ağrılar biraz halsiz bırakıyor beni.


Bugün hava mis gibiydi ama sabah ağrıyla uyandım yine. Kafamda haftasonuna dair bambaşka planlar varken hepsinden vazgeçtim. Evde kalıp dinlenmek en iyisi olacaktı. Akşam üzeri en azından Ege Baharcığım biraz hava alsın diyerek site içerisinde gezintiye çıkardım. Sitede yaşamanın güzelliği böyle birşeymiş. Önceki evimizde en yakın parka gidebilmek için birde üzerine trafik derdi çekerdik. Gezer miydik, yorulur muyduk anlamazdık. Bugün iki buçuk saat parkta vakit geçirdik ve yorulmadan evimize geldik.

Havaların ısınmasıyla birlikte zaman zaman  sitenin değişik bölgelerinde bulunan parklara gidiyoruz. Her seferinde değişik anneler ve çocuklarıyla tanışıyoruz. Hatta bazılarıyla öyle kaynaştık ki aynı bölgede yaşamanın verdiği kolaylıkla çocuklar bir arada vakit geçirsinler diye arada bir buluşmaya karar verdik. Yazın inşallah havuz buluşmaları da yapacağız. Muhtemelen çocuk havuzlarının dibinden ayrılamayacağız ama olsun:)  

Cumartesi günümüzün bu iki üç saatlik zaman diliminden kareleri kaydedeyim istedim...


Canımmmm...































26 Nisan 2013 Cuma

Yardımcı...





Krep isteyince "gel hadi sen de bana yardım et" dedim.

Bozuldu...

Meğer o kafasında olayı planlamış...

Kendi krepini kendisi yaparmış.

Ancak...

istersem ben onun yardımcısı olabilirmişim!



25 Nisan 2013 Perşembe

Şeker tadında...




Vallahi sevdiğinden değil...

Görüntü cezbediyor sanırım...


İki kere tadına bakar, bırakır...

Tatlıyla pek arası yoktur, kakaolu kek, puding sevmez...

Tuzlular, ekşiler daha makbuldür onun için...


İyi ki anneye çekmemiş;

anne bu zararlılara bayılır maalesef, tatlısız duramaz, çikolata baş tacıdır...

Yemediği şekeri uzatır annesine "beğenmedim" der,
anne içten içe sevinir,
"iyi ki damak tadına uymuyor bu zararlı tatlar." der...
ama bile bile oturur kendisi afiyetle yer:)

Bu minik hanımın şekerli tatlarla pek arası yoktur ama kendi şeker tadındadır,
zaten annesi onu "sarı şekerim" diye sever...

23 Nisan 2013 Salı

23 Nisan...

Uykudan uyandığında ilk cümlesi "Bugün 23 Nisan çocuk bayramı değil mi anne?" oldu.

Daha ulusal egemenliğin ne anlama geldiğini pek bilmiyor ama ileride öğrenecek tabii ki. Şimdilik sadece bu bayramın Atamız tarafından çocuklara hediye edilmiş olduğunu biliyor.

Öncelikle herkesin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum. Ulusumuza güzel yarınlar, çocuklarımızı mutlu bir gelecek diliyorum.

Kahvaltımızı ettikten sonra öğlene doğru yola çıktık. Her yıl 23 Nisan'da şaşmayan adresimiz Bağdat Caddesi'ndeki etkinlikleri kaçırmak istemedik. Ege Bahar ayrıca Nisan'la buluşacağı için de çok mutluydu. Fakat Nisan rahatsızlandığı için gelemediler, bizimki biraz üzüldü tabii ki. Durumu anlatıp daha sonra bir buluşma ayarlayabileceğimizi söyledim ve ikna oldu.

Nezih Kitabevi'nin önünde Faber-Castell firmasının güzel bir organizasyonu vardı. Çocuklar için masalar sandalyeler hazırlanmış, rengarenk çeşit çeşit kalemler, boyalar kullanımlarına sunulmuştu. Yüz boyama etkinliği, kukla gösterileri derken 1 saate yakın zamanı burada geçirdik diyebilirim.









Yıldız, yıldız, yıldız...her yerde yıldız:)
Bu aralar en sevdiği şey kağıtlara yıldız çizmek.


Aslında bu yüz boyama olayına biraz karşı olsamda bugün onu kıramadım. Anne lütfen deyince girdik sıraya. Kedi falan çizilince çocukların kaşları, ağız kenarları derken her yeri boyanıyor. Her ne kadar boyalarda non-toxic ibaresi bulunsa da ben pek sevemedim bu işi. Her yerini batırmadan bu işi halledelim dedik. Ege Bahar böylece ilk defa yüz boyama faaliyetine de katılmış oldu.


Kalpler...


ve kendisi gibi sarı bir çiçek...

Sağ yanak...


Sol yanak...





Boyu yetişmese de o bir prenses:)


Kadıköy Belediyesi'nin etkinliklerinden biri de Caillou konseriydi. Ege Bahar'da Caillou'yu, Leo'yu, Clementine'ı ve Rosie'yi görünce çok sevindi. Hepsini keyifle izledi.








Caddede o kadar çok etkinlik vardı ki kalabalıktan bunaldık. Ege Bahar'ın olmazsa olmazı İyi Cüceler'imize de gitmeyi ihmal etmedik.
Bugünün kitabı şu oldu. Geçen haftaki imza gününe katılamamıştık ama bugün son kitabı biz aldık:)






Babası da iş çıkışı bize katılınca Caddebostan sahile indik.  


Baloncuklarla kaç dakika oynadık bilemiyorum ama çok keyif aldığımız garanti:)



Akşamüzeri Caddebostan Parkı'nı bu halde bırakıp eve döndük. Çoluk çocuk herkes kendini sokaklara atmıştı. Bugün sağımız solumuz hep gülüşen, neşeli çocuklarla doluydu.

Ege Bahar'la bir 23 Nisan'ı daha böyle kutlamış olduk...

Çocuklarımızın hep gülmeleri , nice nice 23 Nisan'ları kutlamaları dileğiyle...

21 Nisan 2013 Pazar

Ben yaptım, ben yaptım:) Gökkuşağı tütü...


Okan Bayülgen'in Pınar Beyaz reklamındaki seslendirmesi geliyor aklıma, gülümsüyorum:)
Hani "Ben buldum, ben buldum!" diye sonlanan reklam.

Tam da o moddayım yani, "Ben yaptım, ben yaptım!" şeklinde dolaşıyorum. Ege Bahar için hazırladığım tütü gülümsetiyor beni. Nedeni 34 yıllık ömrü hayatımda iğne ipliği acaba kaç defa elime aldım, kaç defa bir ürün ortaya çıkardım diye düşününce ortaya çıkıyor.

İnsanın hiç bir şeyi yapamayacağına inanmıyorum da galiba ben pek elişleri ile uğraşmaktan haz etmiyorum, zaman konusunda da pek sabırlı değilim. Fakat söz konusu Ege Bahar olunca dün öğleden sonra başına oturduğum tütünün bitişi akşamı buldu.

Kaç zamandır tütü istiyor benim yavru. Belki bir aydır mağaza mağaza dolaştık, gördüklerimiz bir türlü içime sinmedi, üç beş parça tül kullanılarak yapılmış basit şeylerin fiyatlarını görünce önce internetten bu işi yapan kişilere sipariş vereyim diye düşündüm, el emeği tütülerin görüntüleri harikaydı ve fiyatlarını hakediyorlardı bence. Bir iki model arasında kalmışken kızımın giyeceği tütüyü ben hazırlayabilir miyim acaba diye düşündüm ve bir anda karar verdim.

Biraz internetten nasıl yapılacağı ile ilgili araştırma, biraz alış verişle tütü yapmaya hazırdım artık.

 

Biraz fazla kendime güvenmiş olmalıyım ki bir değil iki üç tütüye yetecek kadar kristal tül aldım, motivasyonumu Ege Bahar sağladı, bana verdiği sipariş benim için oldukça kabarıktı:)

Gökkuşağı tütü, kırmızı tütü ve fuşya tütü (onun deyimiyle parlak pembe) olmak üzere üç tütü istiyordu.


İşe başlamadan evvel kumaşları koltuğa yığdım, işin en zor kısmı ölçüye göre tülleri kesmek. Nerden baksan iki üç saatimi aldı, tabii acemilik var, sürekli yapanlar bütün işi muhtemelen 2 saatte başlayıp bitiriyorlardır diye düşünüyorum.


Ve işte sonuç:)

Mutlu yavru dolayısıyla onun mutluluğuyla yorgunluğunu unutan anne...



O ilk hevesini yaşayana kadar üzerinden çıkaramadım, üzerine kurdele ve pullarla süsleme yapacaktım ama bir süre ara vermek zorunda kaldım.










Defalarca poz verdi, dakikalarca döndü, dansetti:)


Verdiğim emeğe değdi yani...



İşim bittiğinde ortalık tam bir çıfıt çarşısıydı, her yerden iplik, kurdele, pul, boncuk, tül fırlıyordu desem yeridir. Tüllerin kullanmadığım kısımları da böyle bir yığın oluşturmuştu. Pek heveslendim ben böyle işlere, çalışırken pek mümkün görünmesede yaz tatilinde becerebilirsem eğer bu parçalardan tişörtleri üzerine çiçekler, güller falan işlemeyi düşünüyorum.



Bu da gökkuşağı tütümüzün son hali. Ege Bahar'ın üzerinden çıkarabilmeyi başardıktan sonra kurdelelerle, boncuklarla ve pullarla süslemesini tamamladım. Yapıştırma ile yapmayı tercih etmedim, düşerse çirkin görünür diye tek tek diktim.



Ege Bahar çok mutlu, tütüsünü doğumgünü için istiyordu ama yarın okullarında 23 Nisan partisi var ve pek sabredemeyecek sanırım. Okuldaki eğlencede giyinmek istiyor. Giysin, mutlu mutlu eğlensin. Annesi nasıl olsa kırmızısını ve parlak pembesini de yapacak ona:)


15 Nisan 2013 Pazartesi

Şaka gibi...




Tarih 1 Nisan 2013,

Ege Bahar benden sütlaç istediği için mutfaktayım, bu arada o da salonda. Bir ara yanıma geldi ve küçük makasını istedi. Kendi deyimiyle faaliyet yapacakmış. Sürekli yaptığı bir iş olduğu için verdim. Zaten sütlaçda piştiği için yanına gidiyordum. Çöpe süt kutusunu atarken en üstte bir tutam saç görünce önce bir iki saniye anlam veremedim. Bir anda aklım başıma geldi. Bizim küçük tilkiyi yanıma çağırıp bu nedir diye sorduğumda "önemli değil anne, onlar kuş tüyü" yanıtını aldım. Öyle üzüldüm ki gözlerim doldu, Allah korusun kendisine zarar verebilirdi. Birde hala saçları hiç kesilmedi, en uçtaki saçları hala bebeklik saçları. Sonrasında aramızda geçen konuşmada oyun oynarken kuaför olduğunu, saçları çok uzadığından rahatsız olduğunu ve kestiğini söyledi. Allahtan düzgün bir şekilde kahkül halinde kesmiş de düzelttirmemize gerek kalmadı. Salonda da bir tutam saç buldum, kıyamadım, birleştirdim, kurdele ile bağladım. Ege Bahar'a bir süre evde makas kullanmak yasak, yalnızca okulda kullanacak. Ne kadar üzüldüğümü ve yaptığı bu hareketle kendisine zarar verebilme ihtimali olduğunu anlattım. Bu nedenle güvenimi kazanana kadar bir süre makas kullanamayacağını ve bunun nedenini anlatınca sakince kabullendi. 

Dayıya mı çekti nedir, küçük kardeşimde beş yaşındayken saçlarını dibinden kesmişti:)

Bizim kız erkenden 1 Nisan şakası yapmaya başladı galiba... Şimdi bu minik tutam ileride ona teslim edilmek üzere çerçevelenecek. Belki ileride baktıkça yüzünde tatlı bir tebessüm yaratacak...

12 Nisan 2013 Cuma

Pembe aşkına...





Pembe aşkına!!!

Anne kız pembelendik...

Bu aralar herşeyimiz aynı olsun isteğinde. Bunlar onun seçimi.

Hava bir açıyor bir kapatıyor...Ha ısındı ha ısınacak şeklinde beklemedeyiz.

Biz pembelendik, içimiz kıpır kıpır...

Bahar hadi gel ve gitme artık...

Herkese pespembe bir bahar diliyoruz...

Not: Beğenenler için pembişlerimiz H&M'den.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Ev hali...



Bizim kızın ev halinden:)

İş güç derken bazen kendi haline bırakıyoruz elbette...

Mutfaktayım,


merak ediyorum ne yapıyor diye, o farketmeden bakıyorum;



Almış eline kitabını, çıkartmaları çıkarıp dilediği gibi yapıştırıyor, keyifleniyor, keyiflendikçe kıkırdıyor...

Dayanamayıp fotoğraf çektiğimin farkında bile değil...




O kendi işine devam ediyor, ben kendi işime dönüyorum.

O keyifli ya bende keyifleniyorum...