19 Mart 2010 Cuma

Birlikte 10. yıla merhaba...


Dün sabah yastığımın kenarına hediyeler bırakan, uyandığımda yüzümde güller açtıran, akşam karanlık bir odada kızımızı uyuturken haydi bu yıl mumları kızımızla üfleyelim diye bir pastayla bize sürpriz yapan komik adam...SENİ SEVİYORUM...
Elele 10. yılımıza girdik...bu yıl bir de meraklı bir kelebek var yanımızda:)
Hep yanıbaşımda ol tamam mı...Seninle bir ömür nice nice yıllara...

18 Mart 2010 Perşembe

oradan, buradan, şuradan, Ege Bahar'dan...

Buradayım canım, gitmedik bir yere:) Günler akıp gidiyor, ben okuyor ama yazamıyorum, elim klavyeye gitmiyor birtürlü.

Birde Nurturia'ya sardım şimdi sormayın valla:)

Bu aralar bebekle ilk defa uzaklara gideceğimiz için valiz hazırlama telaşındayım, unutmamak için liste halinde yazıyorum, yolculuk ay sonu inşallah, kızım biraz baba toprağında debelenip, turkuaz kıyılara merhaba dedikten sonra çekirdek aile olarak Bodrum'da sefa yapacağız üç dört gün. Daha zaman var ama bir şey unutmayayım istiyorum. Bebek valizi hazırlamak hem zevkliymiş hem yükü bir hayli arttırıyormuş:)

Üstteki fotoğraf marina tarafından Fethiye'nin genel görüntüsü. Görünen antik tiyatronun üstündeki yolu soldan takip edince kocişin çocukluğunun geçtiği eve varıyoruz. Kayınvalidemler hala bu evde oturuyor ve bence Fethiye'nin en güzel manzarasına sahip evlerinden biri. Uyanır uyanmaz Şövalye Adası, marina, kordon ayaklarının altında....

Evin arka tarafından Kral Amintas'ın mezarı ve etrafındaki kaya mezarları böyle görünüyor.

Burası benim vazgeçemediğim Ölüdeniz'im...Az kaldı, Nisan'da o turkuaz sularına giremesem de kuzucuğumla gelip kıyıdan tadına varacağız. İnşallah yazın Ege Bahar'da o turkuaz sularla buluşacak....

Sadece Ölüdeniz mi? tabi ki hayır, Faralya, Kayaköy, Gemile, Kargı, Yanıklar, Karagözler biz geliyoruzzzz, oleyyyyyy:)
Neyse biraz Ege Bahar'a ve geçtiğimiz günlere dönersek;


Cumartesi Ege Bahar'ın doktor kontrolü vardı. 10. ayımız bitti, 11. aydan gün almaya başladık. Boy 72 cm, kilo 8900 gr çıktı. Gelişimi gayet iyi dedi ama yine kulağında hafif bir enfeksiyon varmış, biraz sıvı toplanmış ve kızarmış. Hemen 3 günlük bir antibiyotik reçetelendi. Bu antibiyotik reçeteye yazılır yazılmaz acayip canım sıkılıyor...Pazar ilaca başladık ve ben akıllı anne 2,5 cc yerine 1,25 cc vermişim ilk dozu, dolayısıyla Salı bitecek olan antibiyotiği doktorumuzu arayıp sorarak Çarşamba sabahı da verdik ve dün akşamüzeri tekrar kontrole gittik. Çok şükür hepsi geçmiş ve bu sabah 2,5 cc daha koruma amaçlı verip antibiyotik kısmını umuyorum uzunnnnn süreliğine kapatacağız.

Dün canımı sıkan bir olay oldu. Ege Bahar'la halının üzerinde oynarken iki dakikalığına içeri geçtim, yanına geldiğimde salon kapısının girişine kadar gelmiş, gözleri sulanmış, kızarmış...anlayamadım iki dakikada nasıl oldu, boğazına birşey kaçtı sandım. Etrafta boğazına kaçacak birşey olmadığına emin olduğum halde hemen kucaklayıp elimle göğsünden destekleyerek aşağı doğru hafifçe eğimlendirdim. Biraz tükürük ve çok az yediği meyvelerden çıkardı ve gülmeye devam etti:) ardından çıkıp doktora gidince durumu anlattım, ciğerlerinin nefes alıp verme hızı aynı, yok bir şey annesi dedi ama ben ya ufacıkda olsa bir şey bronşlarına falan gitmiş midir ki diye akciğer grafisi istedim. Çekim odasına süt veriyorum diye beni almadılar, kuzucum babasıyla girdi, biraz ağladı ve ben dışarıdan sesini duydukça fena oldum, kapıdan çıkışında törenle karşıladım sanki...neyse çok şükür ki hiçbir şey yutmamış bizim kuzu. Hep diyorum ki, Ege Bahar yüzünden tuvalete bile gidemiyorum, bundan sonra gitmemeye devam, korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir....

Bu aralar Ege Bahar biraz dillendi:) acıktığında kendine has bir tonlamayla "meme" diyor:) sanki biraz cümlenin başında anne de diyor ama bence:) ellerini açıp kapayarak ve ellerine bakarak çok güzel gel diyor, artık en iyi yaptığı şey güle güle, öyle bir sardırdı ki odadan odaya geçerken bile güle güle yapıyor:) dedesini görünce hemen dede diyor, babbabba da yakında direkt "baba"ya dönecek heralde.

Çok şükür yeme olayı iyice düzene girdi. Zaten kahvaltı, meyve ve yoğurtta problem yoktu, tavuk ve balığa bayılıyor, artık hangi çorbayı yaparsam içiyor. Rahatladım ya, dünya varmış...önemli olan acıktığında yedirmek, zaten ben yemeğini hazırlarken hareketlerinden acıktığı belli oluyor, mammmammmm diye sayıklamalar, verdiğim kaşıktan sonra hemen ağzını açmalar durumu özetliyor:)

Bu arada her duruma atlayan hatunlara resmen gıcık oluyorum. Geçen Pazartesi Ege Bahar'la Selamiçeşmeye doğru gezmeye çıktık. Tabi ki kulağında enfeksiyon olduğu için kulaklıklı beresini giydirdim. Doktor hiç üşümesin, Allah korusun enfeksiyon boğaz altına geçerse çok zor olur bizim için demişti. Üşütmemek için montunu giydirdikten sonra bebek arabasının örtüsünü çıtçıtlayıp, üzerini örttüm ve öyle çıkardım. Yolda hatunun biri yanındaki kadına dönüp "ayyyy...yavrum yazık, paket olmuş, paket" dedi. Turkuaz'ın zaten canı sıkkın, hiç vakit kaybetmeden arkama döndüm, "kulak enfeksiyonu geçiriyor, boğaz ve ciğerlerde enfeksiyona dönüşmemesi için üşümemesi gerekiyor, ama bu çocuğunda temiz havaya ihtiyacı var, anlatabildim mi????" dedim. İyi ki de dedim, içimde kalırsa çatlarım. Kadın "aaa, geçmiş olsun...." dedi. Yaaa insanlar neden her duruma bir yorum yapma gereği duyarlar bilemiyorum. Yolda daha hiç kimsenin çocuğuna bakıp yorumda bulunmadım. Annesi başında, bana ne??? Ha niye bu kadar doluyum, bir kere daha aynı değil ama benzer bir durum yaşadım ve böyle insanlar beni boğuyor....
Biz böyleyiz işte. Cumartesi kısmetse kuaföre gitmeyi düşünüyorum, imaj değişikliği yapacağım:) Benim imaj değişikliğim biraz kestirip yeni bir model verdirmekten ibaret. Pazar günü kahvaltıya kalabalık bir misafir grubumuz var. Menü oluşturmak, hazırlanmak lazım. Allahtan kuzenim gelip yardım edecek, zaten gelecek olanlarda onun çok sevdiğim arkadaşları. Aralarında birde 6 aylık hamiş var:)
Açan güneşten midir bilmem, içim kıpır kıpır...mutluyum:)

8 Mart 2010 Pazartesi

10. ay biterken birikenler...

Evet 10. ayı da birkaç güne deviriyoruz inşallah...

Zor bir aydı, ilk kez hasta olduk, ilk kez hatta ikinci kez yataktan uçuşa geçtik:) bakalım bizi daha neler neler bekliyor, en kötü zamanlarımız böyle olsun kurabiyemmmm:)
Bu arada blogda 2. yılım dolmuşşş:)
biraz kuzucuğuma meyilli bir blog oldu sanki:)))
olsun, daha güzel oldu...kutlu olsun!!!










2 Mart 2010 Salı

Ege Bahar'ın kitap aşkı....




Ege Bahar'a ilk kitap okumaya başladığımda 3 aylıktı sanırım. İlk kitabı "minik arkadaşım şirin ördek" idi. Bu kitabı o kadar çok okumuşum ki ezbere söylüyorum artık. Heralde ufacıklığından beri okuduğumdan olsa gerek, Ege Bahar sinirliyse, mızırdanıyorsa, ağlıyorsa hemen ezberden okumaya başlıyorum ve bizim ki hemen gülümsemeye başlıyor. Şimdi kitap arşivi bir hayli zengin. Genelde birçoğu kalın karton yapraklı, bol renkli kısa hikayeler.

Bu aralar tam da şöyle üç boyutlu kumaş bir kitap alayım diye düşünürken sevgili Füsun şu yazısını yazdı, bize fikir verdi. Tiny Love'ın üç boyutlu kitaplarını araştırırken en çok "Deniz kenarında bir gün" olanını sevdim. Anne baba deniz delisi, Ege Bahar'da çekirdekten yetişir diye düşündüm. Sipariş ettim, ama bize bu geldi:) Tiny Love Home Sweet Home:) Kargocu kapıdayken paketi açtım, yanlış gönderildiğini görünce (yanlış anlaşılmasın, alışverişi bağlantıları verdiğim siteden yapmadım) iade edecektim ama bizim kız kucağımda ve kitaba bir sarıldı ki bırakmıyor, bir de şirin şirin sesler çıkarıyor:) kitaba şöyle bir baktım, Salon, banyo, çocuk odası bir kitapta toplanmış, salondaki sepette kedi yatıyor, banyodaki küvette ördek vaklıyor, çocuk odasındaki yatakta ayıcık yatıyor, en güzeli bebeler bunları saklandıkları yerden çıkarıyor:) banyodaki aynadan da kendimize bakabiliyoruz. Yanlış gönderi olmuş ama biz beğendik. Şimdi deniz kenarında bir günü de sipariş edeceğiz. Bakalım bu sefer ne gelecek:)))

Daha çok ufak ama kitapları gördüğünde, sayfaları çevirirken verdiği tepkiler çok hoşuma gidiyor. Umarım kitap aşkımız hep böyle devam eder....

1 Mart 2010 Pazartesi

toparlandık artık...bu bir hastalık raporu yazısıdır:)


Efendim baştan uyarayım bu bir hastalık raporu yazısıdır, uzun gelebilir, sıkabilir...ama arşivimizde bulunsun, Ege Baharcım okumak isteyebilir:)

Herşey bir önceki haftasonu Cumartesi gecesi başladı, Ege Bahar uykudan önceki son defa emerken burnunun tıkandığını, hafif bir hırıltı olduğunu farkettim. İnşallah geçici bir şeydir derken Pazar sabahı (21.02.2010) pek bir huysuz uyandı. Öğlene doğru baktım ki hafiften ateş başlıyor hemen kaptım hastaneye götürdüm. Tabii günlerden Pazar olduğu için kendi doktorumuza görünemedik, acil çocuk doktoru Ege Bahar'ın hafif bir kulak enfeksiyonu ve aynı zaman da sıkı bir boğaz enfeksiyonu geçirdiğini söyledi. İlaçlarımızı alıp eve geldiğimizde kuzucum kusmaya başladı. İlaç vermek bu kadar mı zormuş? İlaç saatleri yaklaştıkça stres oldum, kaç defa kusmayla sonuçlandı, zaten hasta, saatlerce uğraşıp yedirdiğim bir tabak yemeğe mi yanayım, ilacı içiremediğime mi...İlk antibiyotiğimize merhaba dedik, yanında İbufen ve Peditus takviyesiyle.
Yalnız Salı olduğu halde baktım ki hiçbir değişiklik yok hemen Salı akşamüzeri kendi doktorumuza götürdüm. Çok ateşli bir hastalık değildi ama 3 gündür ilaç vermeme rağmen öksürük kesilmemişti ve en ufak bir iyileşme de söz konusu değildi. Doktorumuz Ramazan Bey bizi gördüğünde Ege Bahar öksürünce yüzünü buruşturdu. Durum pek iyi değil hemen bir kan tahlili yapıp enfeksiyonun bakteri mi yoksa virüs kökenli mi olduğunu anlayalım dedi. Allah korusun viral enfeksiyon bronşite çevirmiş olabilirmiş, yada belki de boğmaca geçiriyor olabilirmişiz. Kızımın elinden kan alınırken ben ondan daha gergindim, pek bir şey anlamadı, hemşirenin biri kan alırken diğeri bir oyuncakla oyaladı, o sırada ben "ayyy, ayyyy" şeklinde konuşup duruyordum. Neyse sonuçlar yarım saat sonra çıktığında içimiz rahat etti. Lökosit sayımız artmamış ve enfeksiyon viral kökenliymiş. Doktorumuz koruma amaçlı olarak antibiyotiğe haftasonuna kadar devam edeceğimizi söyledi. Diğer ilaçları kestik, yerine sabah akşam birer çay kaşığı Sudafed, sabah öğle akşam birer çay kaşığı Ventolin ekledik. Gün içinde de tıkandıkça Sinomarin'le burnumuzu temizlememizi söyledi. Bunları akşam kullandık, sabaha biraz iyiye doğru gitmeye başladığımızı hissettim. Fakat bu sefer ben galiba şifayı kaptım dedim. Birkaç gündür zaten direniyordum en sonunda yenildim:) Neyse griptir atlatırım heralde dedim. Bu arada kociş tam bir haftadır feci hastaydı ve yavaş yavaş kuyruğu kurtarmış gibiydi. Yani anlayacağınız o hain virüsleri bize evin babası sattı:) Salıdan itibaren Ege Bahar ilaçlarına devam etti, günden güne toparlandığını gördük, mutlu olduk ama ben Cuma günü çektiğim korkunç baş ağrısına artık dayanamayarak ağlamaya başladım ve kocişi ta Florya'dan eve çağırdım. "çabuk gel kafamı kaldıramıyorum, çocuk perişan olacak, doktora gitmem lazım" dedim. Hemen geldi ve doktora gittik, baş belam sinüzitim coşmuş, burnum tıkalı, birkaç gündür silmekten kenarları pullanmış, boğaz farenjiti kendine misafir etmiş, ateş 38. Doktor hemen boğazımı birşeylerle temizledi, zaten geçen pazardan beri antibiyotik alıyordum, kuzucuğumu acile götürdüğüm günün akşamı ben de doktora gitmiştim biraz kırgınlığım var diye ve antibiyotiğim bu sabah bitmişti. Kulak burun boğaz doktoru yeni bir antibiyotik yazdı, acetil sistein içeren bir balgam sıvılaştırıcı ve Sinüs Rinse Kit diye birşey verdi. Doktorun da dediği gibi bu burun temizleme seti hayatımı kurtardı. Nasıl bir rahatlama anlatamam...Ben muayene olduktan sonra Ege Bahar'ı da başka bir çocuk doktoruna tekrar kontrol ettirdim, ilaçların Pazar akşamına kadar devam edileceğini, bronşioliti artık yenmek üzere olduğumuzu öğrendik:) Sağolsun kocişte eve gelince hemen yatırdı beni, adaçayları, tarhanalar vs. toparlanmama yardımcı oldu. Gerçi en büyük yardımı Ege Bahar'ı haftasonu devralmak oldu. Hiç fena sayılmaz, yoğurdunu, kahvaltısını gayet güzel yedirdi, hem de kendisi hazırladı:) Şimdi daha iyiceyiz, Ege Bahar'ın ilaçları bitti, öksürüğü geçti, hafif bir burun akıntısı devam ediyor, o da birkaç güne geçecek inşallah. Koca iyileşti, ben Cuma'ya kadar ilaçlarıma devam, iyileşince bir kontrol, ardından hiç hastalığım kalmadığında bir tomografi ve tomografi sonucuna göre Sinüs ameliyatı. Yalnız doktor ameliyat dese bile hemen olmayı düşünmüyorum, çünkü bu meret tekrarlıyor, ben zaten 2004'de bir sinüs ameliyatı oldum, al şimdi yine aynısı. İnşallah bu sefer ki sinüzit durumum akut bir enfeksiyondur...
Bizde durumlar böyle...ne uzun bir hastalık safhasıydı...15 gün önce kocişle başladık, birkaç güne benimle kapatıyoruz inşallah...

Bu arada Mart geldi ya, içimiz kıpır kıpır, bahara çok az kaldı, turkuaz kıyıları özledik biz...kavuşmaya az kaldı az...hemde çok az:)))