Ev Kazaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ev Kazaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2012 Pazar

Ev kazası...


Dün akşamüzerine kadar ailece keyif yaptıktan sonra hafif yağan yağmura aldırmadan dışarı çıktık. Her birimiz kendi şemsiyelerimizi aldık, sokak müziği yapanları keyifle seyrettik, kızımla kendimize ciciler aldık, akşam yemeği için balıklarımızı aldık ve eve döndük. Ben yemekte balık olmasının rahatlığıyla (bizde balıkları mutlaka evin erkeği pişirir) çamaşırları yerleştirme, havluları değiştirme işine girişmişken yavrukuşumuz çoktan oyun hamurlarıyla oynamaya dalmıştı. Salondan koşa koşa odasına geldi, oyuncak tenceresinin kapağını aldı ve yine koşa koşa salona döndü, dönüyor derken babası mutfaktan ben banyodan nasıl fırladık bilemiyorum. "Burnum burnum" diye çığlık çığlığa bağırıyordu. Kucağıma aldım ama korkudan br türlü kafamı yüzüne çeviremedim. Ayağı takılmış ve salondaki sehpaya burnunu çok sert bir şekilde çarpmış. Kafasını omzuma yasladım, içimden bu kadar canı yanacak kadar kuvvetli vurduğuna göre kesin burnu kanayacak diye düşündüm. Aynı düşündüğüm gibi bir iki dakika içinde kan burnundan ılık ılık akmaya başladı. Bayağı zor durdurduk kanını. Burnu şişti. O ağladı ben ağladım...
15-20 dk. sonra kendimize geldikten sonra içimiz rahat etmedi,kırık veya çatlak olabilir diye kalktık acil servise götürdük. Tahmin ettiğimiz gibi çocuk cerrahı hemen burun filmi istedi. Kanama ve şişme olduğu için kırık olma olasılığından bahsetti. Arkamı döndüm ağladım ağladım, bir yandan da dua ettim. Radyolojiye indiğimizde profilden tutmak gerektiğini ve 5 sn. kadar kıpırdamadan durması gerektiğini söylediler. Elinde hala bırakmadığı oyun hamuru vardı. Aldım elime hamuru, babası profilden tutarken bak kızım, kafanı hiç oynatma, sana önce tabak sonra vazo yapacağım dedim. Ben yaptım o da hiç kıpırdamadan durdu. Ben vazo yapana kadar film çoktan çekilmişti. Radyoloji uzmanı filmi eline alıp incelediğinde kırık görünmüyor ama doktorumuz bir incelesin dediğinde biz mutluluktan havalara uçtuk zaten. Doktoru kırık olmadığını söyleyip gece için bir iki önemli noktayı belirttikten sonra evimize geldik. Balık falan yiyemedik tabii ki. Ucuz atlattığımız bir ev kazasının ardından şaşkınlık, üzüntü ve mutluluk birbirine karışmıştı. Gece bilinç ve bulantı takibi için bayağı geç yattı, ara ara uyandı ağladı. Zor bir geceydi, şu an yorgunluktan hala uyuyor yavrum.

Çok şükür...Şu an şiş ama kırıksız bir burnu var...Kendimi ne kadar sorguladığıma hiç değinmeyeceğim. Bir anda ayağı takıldı, babası evde olmasaydı mutfakta da olabilirdim diye düşünsem de yine de çamaşırına başlayacağım şimdi diye çok iç geçirdim.

Çok şükür Allah korktuğumuza uğratmadı...

18 Mart 2010 Perşembe

oradan, buradan, şuradan, Ege Bahar'dan...

Buradayım canım, gitmedik bir yere:) Günler akıp gidiyor, ben okuyor ama yazamıyorum, elim klavyeye gitmiyor birtürlü.

Birde Nurturia'ya sardım şimdi sormayın valla:)

Bu aralar bebekle ilk defa uzaklara gideceğimiz için valiz hazırlama telaşındayım, unutmamak için liste halinde yazıyorum, yolculuk ay sonu inşallah, kızım biraz baba toprağında debelenip, turkuaz kıyılara merhaba dedikten sonra çekirdek aile olarak Bodrum'da sefa yapacağız üç dört gün. Daha zaman var ama bir şey unutmayayım istiyorum. Bebek valizi hazırlamak hem zevkliymiş hem yükü bir hayli arttırıyormuş:)

Üstteki fotoğraf marina tarafından Fethiye'nin genel görüntüsü. Görünen antik tiyatronun üstündeki yolu soldan takip edince kocişin çocukluğunun geçtiği eve varıyoruz. Kayınvalidemler hala bu evde oturuyor ve bence Fethiye'nin en güzel manzarasına sahip evlerinden biri. Uyanır uyanmaz Şövalye Adası, marina, kordon ayaklarının altında....

Evin arka tarafından Kral Amintas'ın mezarı ve etrafındaki kaya mezarları böyle görünüyor.

Burası benim vazgeçemediğim Ölüdeniz'im...Az kaldı, Nisan'da o turkuaz sularına giremesem de kuzucuğumla gelip kıyıdan tadına varacağız. İnşallah yazın Ege Bahar'da o turkuaz sularla buluşacak....

Sadece Ölüdeniz mi? tabi ki hayır, Faralya, Kayaköy, Gemile, Kargı, Yanıklar, Karagözler biz geliyoruzzzz, oleyyyyyy:)
Neyse biraz Ege Bahar'a ve geçtiğimiz günlere dönersek;


Cumartesi Ege Bahar'ın doktor kontrolü vardı. 10. ayımız bitti, 11. aydan gün almaya başladık. Boy 72 cm, kilo 8900 gr çıktı. Gelişimi gayet iyi dedi ama yine kulağında hafif bir enfeksiyon varmış, biraz sıvı toplanmış ve kızarmış. Hemen 3 günlük bir antibiyotik reçetelendi. Bu antibiyotik reçeteye yazılır yazılmaz acayip canım sıkılıyor...Pazar ilaca başladık ve ben akıllı anne 2,5 cc yerine 1,25 cc vermişim ilk dozu, dolayısıyla Salı bitecek olan antibiyotiği doktorumuzu arayıp sorarak Çarşamba sabahı da verdik ve dün akşamüzeri tekrar kontrole gittik. Çok şükür hepsi geçmiş ve bu sabah 2,5 cc daha koruma amaçlı verip antibiyotik kısmını umuyorum uzunnnnn süreliğine kapatacağız.

Dün canımı sıkan bir olay oldu. Ege Bahar'la halının üzerinde oynarken iki dakikalığına içeri geçtim, yanına geldiğimde salon kapısının girişine kadar gelmiş, gözleri sulanmış, kızarmış...anlayamadım iki dakikada nasıl oldu, boğazına birşey kaçtı sandım. Etrafta boğazına kaçacak birşey olmadığına emin olduğum halde hemen kucaklayıp elimle göğsünden destekleyerek aşağı doğru hafifçe eğimlendirdim. Biraz tükürük ve çok az yediği meyvelerden çıkardı ve gülmeye devam etti:) ardından çıkıp doktora gidince durumu anlattım, ciğerlerinin nefes alıp verme hızı aynı, yok bir şey annesi dedi ama ben ya ufacıkda olsa bir şey bronşlarına falan gitmiş midir ki diye akciğer grafisi istedim. Çekim odasına süt veriyorum diye beni almadılar, kuzucum babasıyla girdi, biraz ağladı ve ben dışarıdan sesini duydukça fena oldum, kapıdan çıkışında törenle karşıladım sanki...neyse çok şükür ki hiçbir şey yutmamış bizim kuzu. Hep diyorum ki, Ege Bahar yüzünden tuvalete bile gidemiyorum, bundan sonra gitmemeye devam, korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir....

Bu aralar Ege Bahar biraz dillendi:) acıktığında kendine has bir tonlamayla "meme" diyor:) sanki biraz cümlenin başında anne de diyor ama bence:) ellerini açıp kapayarak ve ellerine bakarak çok güzel gel diyor, artık en iyi yaptığı şey güle güle, öyle bir sardırdı ki odadan odaya geçerken bile güle güle yapıyor:) dedesini görünce hemen dede diyor, babbabba da yakında direkt "baba"ya dönecek heralde.

Çok şükür yeme olayı iyice düzene girdi. Zaten kahvaltı, meyve ve yoğurtta problem yoktu, tavuk ve balığa bayılıyor, artık hangi çorbayı yaparsam içiyor. Rahatladım ya, dünya varmış...önemli olan acıktığında yedirmek, zaten ben yemeğini hazırlarken hareketlerinden acıktığı belli oluyor, mammmammmm diye sayıklamalar, verdiğim kaşıktan sonra hemen ağzını açmalar durumu özetliyor:)

Bu arada her duruma atlayan hatunlara resmen gıcık oluyorum. Geçen Pazartesi Ege Bahar'la Selamiçeşmeye doğru gezmeye çıktık. Tabi ki kulağında enfeksiyon olduğu için kulaklıklı beresini giydirdim. Doktor hiç üşümesin, Allah korusun enfeksiyon boğaz altına geçerse çok zor olur bizim için demişti. Üşütmemek için montunu giydirdikten sonra bebek arabasının örtüsünü çıtçıtlayıp, üzerini örttüm ve öyle çıkardım. Yolda hatunun biri yanındaki kadına dönüp "ayyyy...yavrum yazık, paket olmuş, paket" dedi. Turkuaz'ın zaten canı sıkkın, hiç vakit kaybetmeden arkama döndüm, "kulak enfeksiyonu geçiriyor, boğaz ve ciğerlerde enfeksiyona dönüşmemesi için üşümemesi gerekiyor, ama bu çocuğunda temiz havaya ihtiyacı var, anlatabildim mi????" dedim. İyi ki de dedim, içimde kalırsa çatlarım. Kadın "aaa, geçmiş olsun...." dedi. Yaaa insanlar neden her duruma bir yorum yapma gereği duyarlar bilemiyorum. Yolda daha hiç kimsenin çocuğuna bakıp yorumda bulunmadım. Annesi başında, bana ne??? Ha niye bu kadar doluyum, bir kere daha aynı değil ama benzer bir durum yaşadım ve böyle insanlar beni boğuyor....
Biz böyleyiz işte. Cumartesi kısmetse kuaföre gitmeyi düşünüyorum, imaj değişikliği yapacağım:) Benim imaj değişikliğim biraz kestirip yeni bir model verdirmekten ibaret. Pazar günü kahvaltıya kalabalık bir misafir grubumuz var. Menü oluşturmak, hazırlanmak lazım. Allahtan kuzenim gelip yardım edecek, zaten gelecek olanlarda onun çok sevdiğim arkadaşları. Aralarında birde 6 aylık hamiş var:)
Açan güneşten midir bilmem, içim kıpır kıpır...mutluyum:)

18 Şubat 2010 Perşembe

Dün sabah...

Şimdi uyuttum kuzucuğumu. Biraz yatağın üzerinde öpüştük koklaştık ve uyudu...
Dün sabah uyandığında yerde buldum meleğimi. Sabaha karşı uyandığında arada bir yanıma alıyorum. Babası işe bayağı erken gittiğinden koklaşa koklaşa uyuyoruz bizde. Hem yanımda yatınca daha uzun süre uyuyor, ikide bir uyanmıyor. Neyse dün sabah erkenden kalktım, Ege Bahar'ın kahvaltı tabağını önceden hazırlayayım, yumurtasını haşlayayım, peynirini suya koyayım, bir ıhlamurunu ilave etmek kalsın diye mutfağa gitmiştim. Daha uyanmasına yaklaşık bir saat vardı. Ege Bahar uyanınca ağlamaz, kendince bir stille seslenir bana:) bu sefer öyle olmadı, bir ağlama sesi duydum ama öyle çığlık kıyamet değil. Odaya bir gittim yatakta yok! bir baktım ki babasının yattığı taraftan yere düşmüş...nasıl oldum anlatamam, elim ayağıma dolandı, hemen üzerini soyup vücudunu kontrol ettim, çok şükür birşey yoktu. O sırada babası aradı, kısaca durumu anlatıp hemen doktorumuzu aradım. Genelde nasıl davranmak gerektiğini biliyorum ama bir de ona danışayım istedim. İlk 1 saatin çok önemli olduğunu, kafasında şişlik, kızarıklık varsa ve kusarsa veya uykuya meyillenirse hemen getirmemi söyledi. Neyse ki 2 saat uyumadı kızım. Emmek istedi bende seve seve emzirdim...üzerine kahvaltısını da güzelce yedi. Bir hayli korktum açıkçası, sarıldım, sarıldım, sarıldım hep ona...Bundan sonra yatağa almak yok, en azından ben yanında olmalıyım...
Ayın 12'sinde 9. ayını doldurdu bebeğim...bu ay öyle farklı ki diyeceğim ama her ay böyle diyorum galiba:)

Gerçekten son bir hafta on gündür Ege Bahar bizi çok neşelendiriyor. Enerjisi diline vurdu:) sürekli söyleniyor, "ded ded dedddd" diyor, bir tatlı diyor ki heyecanlanıyoruz. Demek ki her anne baba böyle oluyor yavruları büyüdükçe, yeni şeyler öğrendikçe...

Ha bir de söylemedim değil mi, apalıyor yani emekliyor:))) almak istediği birşey olduğunda kendi tarzında halının bir ucundan diğer ucuna rahatça gidiyor, klasik kedi modeli gibi değil ama, döne döne göbek üzerinde:)

Maşallah, maşallah balığa bayılıyor, çupra, barbun, istavrit favorisi...buharda pişiriyorum, Ege Bahar da doyasıya yiyiyor.
Doktorumuz herhangi bir rahatsızlık durumu olmazsa bu ay kontrole getirmenize gerek yok demişti, bizde gitmeyeceğiz. Kızımızın ne kadar büyüdüğünü artık gelecek ay göreceğiz.
Şimdilik böyle işte...