ev halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2014 Salı

Kurabiye hikayesi...





-Anne hamur nerde kaldı???



-Ohh, nihayet kavuştum.



-Kalıplarım da hazır.



-Biraz merdaneyle açalım.



-Kalıplarla şekil de verelim.




-Tabii ki oyun da oynayalım, eğlenelim:)



-Biraz daha açalım...



-Size yok, bu benim kurabiyem, bir tek ben yapacağım:)




-Bak neler yaptım:)))


Bu iki oldu, biz bu günlerde oyun hamurlarıyla değil kurabiye hamuruyla oynuyoruz. İki dakikada kurabiye hamurunu hazırlayıp veriyorum eline; yarım saat, kırk beş dakika mıncıklıyor, önüne de bir iki kalıpla merdaneyi verdiğinde ondan mutlusu yok:)

Bir de pişirip afiyetle yemesi var tabii:)

İşini öyle benimsemiş, öyle özümsemiş ki;
geçenlerde okula gitmediği bir gün babasıyla evdeyken;

"Ben kurabiye yapacağım" diyor.

Babası da "Annen gelince hamurunu hazırlasın da öyle yap." diyor.

Bizim baş aşçı diyor ki:
"Ben hamur hazırlamayı biliyorum."
ve başlıyor hamuru hazırlamaya.

Çocukların nasıl bir gözlem yeteneği var, hayret ettim yine...

Hamurunu kendine göre hazırlamış, şekeri bile yerinde, ne eksik, ne fazla.

İnanmazsınız ailece yüzde yüz kızımın ellerinden ilk kez kurabiye yedik.

 Maalesef fotoğraflamak hiç aklıma gelmedi...

Olsun...
Görüntüleri aklıma yazdım nasılsa...

Allahım çok mesudum:)))

5 Nisan 2014 Cumartesi

Evde oyun halleri...






Ege Bahar'ın evde oyun halleri...
Kendisi rahatına çok düşkündür, biraz oturarak oynar, biraz yatarak.
Nadiren odasında oynar, ilk tercihi her zaman salondur.




Bir ara odasında oynaması için ısrarcı davranmış olsamda artık rahat bırakıyorum...

Sürekli salonda olmak istemesinin bizimle birlikte olma isteği olarak yorumluyorum.

Geçen seneydi sanırım, bir iş arkadaşımla sohbet halindeyken kızlarının kesinlikle salonda oynayamayacaklarından bahsetmişti. Odaları onların alanı olduğu için salonda oyun oynayamazlar demişti. Kesinlik ifadesi beni çok şaşırtmıştı ama saygı duyarım elbet, herkesin hayata, çocukluğa, çocuk büyütmeye karşı bakışı farklı, bu tür olaylar bence çok tartışmaya gelmeyecek kadar hassas ve kitaptan okuyarak öğrenilemeyeceği kanısındayım.

Geçenlerde de bir arkadaşımla sohbet ederken salonumuzun zaman zaman oyun bahçesi gibi olduğundan bahsediyordum. Kendisi de sırf bu yüzden daha büyük bir ev kiraladıklarından bahsetti, oturma odasında oyun oynuyorlarmış, salon gelen giden için her daim derli topluymuş. Herkesin kendi seçimi tabii ki ama bu eve geçmeden önce oldukça büyük bir evde oturuyorduk, üç odanın biri yatak odası, biri çocuk odası, diğeri de oturma odası olarak düzenlenmişti. Biz yine salonda oturuyorduk. Odanın biri sadece yatıya gelene hizmet veriyordu, o da yılda bir iki kez. Yani bir oda atıl haldeydi, hatta bir süre sonra resmen depo görevi görmeye başlamıştı. Bu evi alırken acaba sığar mıyız, iki oda az gelmez mi sorularını çok fazla düşünmedim, bir yatak odamız, bir çocuk odamız, birde salonumuz var. Evde yaşamın dolu dolu döndüğü yer salonumuz. Duruma göre oyuncaklar yerdedir, duruma göre masa ilaçlarla doludur, camın önündeki sehpamızda oyun hamurları bulunabilir, kızçem hasta olunca büyük koltuğumuz hasta yatağına dönüşebilir. Çat kapı gelebilecek olanda yalnız benim eşim dostum olabileceğine göre bir problem yok demektir.

Ahhh ahhh, insan gün be gün değişiyor, çocuktan önceki her daim toplu ben, ardından çocuklu hayata alışmaya çalışan ben ve şimdiki halim olan rahat anne ben...Bir kaç aydır bu moddayım, her şey yapabildiğim kadar, mükemmel olamayacağımı anlayalı çok oldu, bir zamanlar boşu boşuna yemişim kendimi. Şu an bu yazıları yazarken dağınık bir salonda ailece hafta sonumuzu yaşıyoruz, ben kendimi bugün hiç yormadım, çok daha pozitif ve enerji doluyum. Tabii ki bu "amannnn, banane..." halinde yaşıyorum demek değil, zaman olayını daha iyi kullanmaya başladım diyebiliriz aslında.  


 Bu yıllar geri gelmeyecek biliyorum;
tadını çıkarmak, anı birlikte yaşamak ve yavrulara doyasıya yaşatmak gerektiğine inanıyorum.





Evet şu an salonda halının üzerine kurulmuş balım ve babası beni Süper Doktor oynamak için bekliyorlar.

Görüşmek üzere:)))


4 Mart 2014 Salı

Mart'ta Şubat'tan kalanlar...


İlkbahar'ın ilk ayı olan Mart gelmiş de ilk haftayı yarılamış bile...

Bense Şubat ayından fotoğrafları düzenlerken eklemediğim fotoğraflarıda kaydedeyim istedim.






Sömestre tatilinde Ege Bahar,  Defne ve Nisan...
Klasik yarıyıl tatili oyun grubu buluşması bizde yapıldı.
Dün gibi oysa emekledikleri, yürümeye başladıkları zamanlar...
Nasıl da büyüdüler...
Maşallah...




Biz yarıyıl tatilinde ne kuleler, ne şatolar inşa ettik...




Bu benim eserim diyor, nasıl da gururla sahipleniyor...

Seviniyorum...

Yaptıklarını, emek verdiklerini, başka emek verenleri önemsesin
istiyorum...

Kibir boyutunda bir kendini beğenmişlik değil tabii ki anlatmak istediğim ama en önce verdiği emeğin kıymetini kendisi bilsin ki başkaları da bilsin, önemsesin, değer versin...






Hani Şubat'ta Bodrum'a gitmiştik ya ,
ordan işte bu boncuklular...





Yazın anne kız boncuklu boncuklu takılacağız artık...
Nazarlar, kem gözler uzak dursun hepimizden...







 Okuldan yakın bir arkadaşım yarıyıl tatilinde Londra'daydı.

Her teneffüs sonrası dudaklarımdaki ruju veya lip balmı tazelediğimden olsa gerek, bu güzellikleri kapmış oralardan  bana getirmiş.

Sağolsun pek sevindirdi beni,
 Maybelline'in Türkiye'ye neden getirmediğini bir türlü anlamadığım ürünlerinden Baby Lips serisi.



Bakarken gülümsüyorum zira bu sepetten ayrı bir yazı çıkar da, yine de şimdi anlatayım;

Benim annem elişlerinde pek bir hamarattır, bakarak çıkaramayacağı örnek yoktur heralde, o yıllarca dantel yaparken ben hep burun kıvırdım, Allah inandırsın bir kere bile nasıl yapıldığını merak etmedim, şimdilerde bana ne olduysa bir merak bir merak:) 

Heralde bir ay oluyor bu yumakları, tığları alalı, anneme öğretmesini istediğimi söyleyince sen zevkine göre ipliklerini falan al, bir ara başlarız demişti. Ege Bahar hastalanıp okula gidemeyince annem bakmak için bize geldi, fırsat bu fırsat deyip okul dönüşü bir heves sepetimi de aldım ve koştum eve. Yine hevesle yumaklarımı yerleştirdim içine. Gerisi bu kadar kolay olmadı:)



Dedim ya bugüne kadar hiç merak etmedim, zincir denilen olayı bile bilmem. Neyse zinciri öğrendim öğrenmesine de, ardından motifler devreye girince, trabzan, dolgu falan deyince ben çuvalladım:)

Annem arka arkaya, on zincir çek, ikli trabzan yap, şimdi dolgu yapıyoruz falan deyince resmen kafam döndü,

dedim ki, anne acaba ben ders anlatırken şu an hissettiklerimi hisseden öğrenciler var mıdır? 

"Getir ben sana integral çözeyim, ya da dörtyüz bilmem kaç glikozit bağı içeren glikojenden ne kadar ATP üretilebileceğini hesaplayayım ama bana trabzan deme ne olur..." deyince annem koptu:) 

Ya bu iş çok ciddi kafa işiymiş deyince iyice bir güldü bana:)

E ne güzel oldu aslında, gülümseyerek bakabileceğimiz bir anıya dönüştü benim yeteneksizliğim:)

Hakikaten bazı işler yetenek meselesi, bu iş bana bir zor geldi, bir zor geldi anlatamam. Tabii zamansızlıkta söz konusu...
Annem iki gece kaldı, biz toplamda iki saat ders çalışamadık:)
 Ama pes etmiş değilim, şimdilik sepetimi kaldırdım, rahat bir zamanımda azimle başaracağim inşallah...

Sepette üst üste dizilmiş küçük motiflerde benim değil annemin elinden çıktı tabii ki...




Mart'ın ilk haftasonunu, ta Şubat ortasında balkonumuzda zamansız açmış bu güzellikle karşıladık.

 Mor sümbülümüzün çiçekleri yavaş yavaş dökülmeye başlayınca kalanını kahvaltımıza ortak ettik...

Mart'a onun mutfağımızı dolduran mis kokusuyla başladık...
Mis kokulu bir Mart diliyorum hepimize...

Not: Masadaki dantel annemin güzel ellerinden bana yadigar...

20 Ağustos 2013 Salı

Balkon Bahçesi...


 


Bizim balkon bahçesinin sahibesidir kendileri:)
Nasıl seviyor çiçeklerine bakmayı, babası işten gelince birlikte onları sulamayı...

Büyük balkonumuzda Ege Bahar'ın doğduğu ay saksıda kendiliğinden çıkan bir zeytin fidanımız var. Kendiliğinden derken kayınvalidemin köydeki zeytin ağaçlarından gelen zeytinlerimizin bir iki çekirdeğini saksıdaki toprağa koymuş eşim, o da Ege Bahar'ın doğduğu ay ilk yapraklarını vererek bize ve hayata merhaba dedi:)Artık fidan mı desem küçük bir ağaççık mı bilemedim zira o da Ege Bahar gibi 4 yaşını geçti hatta bu bahar çiçek verdi. Ege Bahar "Bu benim ağacım anne." diyerek keyifle suluyor küçük zeytin ağacını.

 



Bunlarda bizim salon camının önündeki mini balkonun saksılarının ürünleri...

 



Çiçek oluşumunu, meyvelerin ilk hallerini, büyümüş ama yeşil hallerini, kızarmalarını tek tek gözlemledi Ege Bahar...



Benim en ufak bir emeğim yok bu işte diyebilirim, bir kere bile sulamadım, tamamen kendi elleriyle baktı, büyüttü ve en sonunda afiyetle kendisi yedi:)





Bu yeşillerin fotoğrafını daha yarım saat önce çektik. Sabırla bunların kızarmasını bekliyor, dolapta domates yerinde duradursun bunlar pek kıymetli, el emeğinin, bir işe gönül vermenin önemini kendi kendine kavrıyor böylece...




Bunlarda sardunyalarımızla aynı saksıyı paylaşan biberlerimiz...Pek acılar kendileri, ben bile yiyemiyorum ama günbegün renklerinin mordan kırmızıya dönüşünü görmek keyifli...

Yan saksıda biberiyemiz ve doğal semizotumuz var:)

Solda görünmeyen saksımızda da tazecik kekiğimiz ve nanemiz var...

Balkon bahçemiz küçücük saksılarda ama pek verimli maşallah...

Bahçıvanımızda dört yaşında küçük bir kız...

Bu bahçede bütün emek ona ait...

4 Ağustos 2013 Pazar

Pek hamarat Pazar...



Bu pazar gününü geceye bağlarken, kızımla gün içinde ne kadar hamarat olduğumuzu kaydedelim bari...


Öğleden sonra girdik mutfağa, elimizde tarif defterimiz...

Güvenilir tarifler sahibi sevgili Pelince'den kaydettiğim ev yapımı çikolatalı puding tarifimizi yapmaya başladık. Tarife www.pelince.com adresinden ulaşabilirsiniz, anlayamadığım bir nedenden dolayı bağlantıya köprü oluşturamıyorum bir süredir, ya bloggerda bir sorun var, yada benim bilgisayarımda.



Baş aşçı sandalyesini çekip yerini almış:)







 Puding malzemeleri ustanın ellerinde karıştırıldı, ardından anne tarafından kaynatıldı.


Soğuyan pudinglerimizin üzerine çikolata rendeledikten sonra akşam tatlımız artık hazır.






Ege Bahar'ın isteği üzerine yapıldı bu puding zira kendisinin çikolatalı tatlarla pek arası yoktur. Şu an babasıyla parkta bizim kız, bisiklet üzerinde cirit atıyor olmalı. Gelince kendi emeğininde olduğu bu tatlıyı tadacak mı acaba?  
  


Bu da ev yapımı pizza...

Tarif büyük boy fırın tepsisi içindir.

Hemen tarife geçiyorum;

Malzemeler:

Hamuru için;

5 su bardağı un

2 yumurta

1 çay bardağı zeytinyağı

4 çorba kaşığı yoğurt

2 çay bardağı süt

2 paket instant maya

1,5 tatlı kaşığı şeker

tuz

Sosu için:

2 çorba kaşığı ketçap, 1 çorba kaşığı tatlı biber salçası, kekik, taze çekilmiş karabiber, 1tatlı kaşığı şeker, tuz, sulandırmak için bir miktar su

Üzeri için:

Sucuk, kaşar peyniri, sosis, mantar, biber, mısır, domates vb. pizza malzemesi


Yapılışı:

Unu ve mayayı kuru olarak karıştırın. Ayrı bir kapta zeytinyağını, yumurtaları, sütü, yoğurdu, şekeri ve tuzu bulamaç haline getirip, un-maya karışımına ekleyin ve yoğurun. Cıvık kıvamda bir hamur elde edeceksiniz. Hamurun üzerini kapatıp ılık bir yerde yaklaşık 45 dk. mayalanmaya bırakın.

Mayalanan hamurunuzu margarinle yağladığınız fırın tepsinize yayınız. Bu işlem biraz zorluyor zira hamur biraz cıvık kıvamlı bu nedenle bir tabağa un doldurup elinizi batırarak tepsiye yaydığınız hamurun kalınlığının her yerde eşit olmasını sağlayabilirsiniz.

Sos malzemelerini karıştırıp hamurunuzun üzerine yayınız. Pizza malzemelerini sosun üzerine yerleştirirken en alta rendelenmiş kaşar peynirini, onun üzerine de evde olan, ince ince doğradığınız pizza malzemelerini yerleştirin. En üst kata tekrar rendelenmiş kaşar peyniri serpip 180 derecede yaklaşık 25 dakika pişirin.  




Evde yapılan pizzanın tadı kesinlikle çok farklı oluyor, Ege Bahar dışarıda pizza yediğimiz zaman bize pek eşlik etmez, damak tadı işte, hamburgeri seviyor ama pizza yemiyor. Bu durum sevindirici aslında dışarıda yemesin daha iyi,  evde yapılan bu pizzadan ise yukarıdaki koca dilimi bitirdi.


İşte bu pazarı böyle akşam ettik biz. Mutfakta geçen bu pazar beni yormadı aksine rahatlattı, hep söylerim, kafa dağıtmanın en güzel yollarından biri hamur yoğurmaktır:) 

25 Temmuz 2013 Perşembe

Uykudan önce halleri...


Bizim kız dün gece tabir-i caizse çıldırttı beni, uyumadı bir türlü, biraz ben uzandım yanına, biraz babası, ama yok, babası uyudu Ege Bahar uyumadı, nihayet yatağa girdikten iki saat sonra falan uyuyakaldı. Bir türlü uyuyamasa anlayışlı olacağım ama uyumamak için özellikle direniyor, arka arkaya su istiyor, çişim geldi diyor, şarkı söylüyor vs vs...Çok fena kızdım en sonunda, hakikaten korktu, ağlayarak "anne ne olur böyle konuşma, çok korkuyorum, seni kötülükler kraliçesi sanıyorum" bile dedi:( Tabii ki onu korkutmak gibi bir niyetim yoktu ama saat 23.30 olunca biraz sert çıktım galiba...

Neyse şu an hala fosur fosur uyuyan kendisiyle  uyku konusunda sakin sakin biraz konuşacağız bugün, kitaplarımızı uyku teması üzerine seçmeye yönlendireceğiz...

Aslında uyku öncesi beş on  dakikalık eğlencemiz vardır bizim, bu dakikalar önemlidir, birlikte neşelenir, hatta günü değerlendirir öyle uyuruz ama tabii ki kısa bir süre sonra mışıldamaya başlarız...

İşte bizim uykudan önce hallerimiz...



Önce yastıkla boğuşulur,


akrobatik hareketler yapılır,



coşmaca, hoplamaca, zıplamaca yapılır,



keyfimiz iyice yerine gelince,



tatlı rüyalara dalınır...

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Temmuz başı Fethiye'den döndüğümüz için artık yaz sonuna kadar evdeyiz. Gün nasıl başlıyor nasıl bitiyor anlayamıyorum ama evde olmak, sabah işe koşturmamak, sabah sıcacık yatağından çocuğu kaldırmamak kesinlikle çok güzel.

Bu yaz günler çok şükür güzel geçiyor. Kışın günlerin kısalığından yapamadığımız bir sürü durum var günlük hayatımızda. İnşallah ara ara bu başlıkla bu yaz neler yapıyoruz yazacağım.



Ege Bahar'da çoğu çocuk gibi su delisi.
Hergün havuza gitse pek memnun olacak ama benim bünyeme bu kadarı fazla olduğundan bu yaz gün aşırı üç dört saatimiz havuzda geçiyor.

 






Evdeysek bir bakıyorum odasına girmiş ve manzara aşağıdaki gibi:)



Sürekli okuduğumuz kitapların bazı bölümlerini ezberlemiş. Kitabı eline alıyor, okur gibi bıdı bıdı cümleleri söylüyor yada sayfadaki resme göre hikayeyi özetliyor.



Bu sıcak günler için pek manalı bir kitap seçmiş bizim kız:)

Kitabın ipaddeki versiyonunu sık sık açtığı için neredeyse ezberlediği bu kitabı almış eline cümle cümle tekrarlıyor.




Kışın yatmadan önce her akşam düzenli bir iki kitap okuma alışkanlığımızı bir süreliğine rafa kaldırdık. Tabii ki yine kitap okumaya devam ediyoruz ama gündüz saatlerinde, öğle yemeğinden önce ya da sonra yada tekrar isterse akşamüzeri okuyoruz kitaplarını.

Yatmadan önce yaza özel bir yatakta kudurma zamanı kendiliğinden hayatımıza girdi:) Kışın sabah işe yetişme, çocuğun uykusunu alması düşüncesi, sabah onu kreşe yetiştirme, ertesi günün ders hazırlıkları gibi durumlar daha disiplinize davranmamıza neden oluyor. Açıkçası on ay boyunca asker gibi sabahın köründe kaldırmak zorunda kaldığım çocuğuma yazın evde olmam dolayısıyla daha esnek davranıyorum. Akşam yatmadan yatakta bir koklaşma hoplama zıplama gibi hallerden oluşan, on onbeş dakikalık bir kudurma seansımız var. Sabahta dilediği saatte (ki bu 10.00'u buluyor) kalkıyor.





Bazen de iki üç kişilik grup oyunları oynuyoruz.

 Yukarıdaki oyun "kirpi gözlemi oyunu" adlı, Meraklı Minik dergisinin geçmiş sayılarında çıkan bir oyun. Klasik, zar atılarak çıkan rakama göre adım adım ilerlediğiniz, kirpili dairelere ulaştığınızda dairenin yanındaki kadar kirpi kartı topladığınız bir oyun. Basit ama tam yaşlarına göre.



Tabii ki kız olan Ege Bahar'ın piyonu, erkek olan annenin piyonu:)






Valla zarı atarken bir strateji mi belirliyor diye düşünmeden edemedim:)



Uyanık geçinip arada hile de yapıyor mu? Evet:)
Ama yemezler üzgünüm:)




Oyunun galibi kim?

Bu sefer Ege Bahar...

Ama her defasında biliyor ki kim hakettiyse o kazanıyor...

Şimdilik bu yaz böyle geçiyor. Arada anne kız alışverişe çıkıyoruz, ev içi farklı faaliyetler yapıyoruz, birlikte sebze ayıklıyoruz, mutfakta beraber zaman geçiriyoruz derken günler geçiyor. Onları da ayrı postlarda kaydedeceğim inşallah...