Biz geldik...Fotoğraftaki turkuaz kıyıları bırakıp geldik:((( 23 Ağustos Cumartesi evimizdeydik. 25 Ağustos Pazartesi de işe başladım zaten. Neredeyse iki hafta Fethiye'deydik. Güzel bir tatil oldu ama ne yalan söyleyeyim denize doyamadım. Aslında evimizi de çok özlemişim, gelince anladım...Yukarıdaki fotoğraf Göcek Adası'nın o güzel kıyılarından...
İşte yaşadığımız tatlı günlerden bazı görüntüler....
Yine Göcek Adası...Güzelliğe bakar mısınız...İnsan hiç ayrılmak istemiyor....Aşağıda yine Göcek Adası'na demir atmış bir tekne...

Katrancı Adası...
Domuz Adası kıyıları...Demirlediğimiz yer Akvaryum Koyu'ydu. Ada sosyeteden Belma Simavi'ye aitmiş. Fethiye'den kalkan oniki adalar turunda tekneler bu adanın Akvaryum adı verilen koyunda yarım saat ile bir saat arasında değişen sürelerle bekliyorlar. Su gerçekten akvaryum gibi. Işıl ışıl...Dibi olduğu gibi görünüyor. Ama resimde gördüğünüz bölüme çıkamıyorsunuz. Özel mülkmüş. Gerçekten çok güzel düzenlemişler. Olsun...Ülkemin, memleketimin denizini de satın alamayacaklar ya:))) Bende gider şıpıdık şıpıdık yüzerim:)))Oniki Adalar turları bu noktaların dışında Yassıcalar adı verilen bir kaç küçük ada ile, Fethiye'ye çok yakın olan Kızıl Ada'ya da uğruyorlar. Ama ben ençok Göcek Adası, Katrancı Adası ve Domuz Adası'nı beğeniyorum. Hele ki Göcek Adası'na bayılıyorum. İster Fethiye'den Kalkan oniki adalar turları ile ulaşabilirsiniz, isterseniz Göcekten bir tekneyle sizi adaya geçirmesi ve daha sonra alması için anlaşabilirsiniz, ya da çok zenginsinizdir ve sizin zaten tekneniz vardır:))) Kocişle bizim de inşallah günün birinde bir teknemiz olur...Öyle pahalı birşeye gerek yok canım, şöyle küçüklerinden tatlı birşey olsun yeter:))) Neyse efendim, ne yapın edin Göcek Adası'nın o bakir kıyılarında balıklarla beraber yüzün...
Yukarıdaki fotoğraf ve aşağısındaki iki fotoğraf Katrancı Koyu'ndan. Fethiye'den Göcek yönüne (Muğla Karayolu) giderken "Katrancı Koyu" diye soldan aşağı bir yol kıvrılır. Fethiye'den kalkan dolmuşlarla 20-25 dk.da ulaşabilirsiniz. Buraya günübirlik gelebileceğiniz gibi, çadırınızı alıp yada karavanınızla gelerek kamp bölgesinde günlük belirli bir ücret karşılığı kalabiliyorsunuz. 15-20 gün hatta bir ay kalanlar var,hatta ve hatta buzdolabını, televizyonunu getirenler bile var. Zaten yine belli bir ücret karşılığı elektrik de kullanabiliyorsunuz. Ama bence kamp bölgesi dolmadan bahar aylarında gelmek çok daha güzel. Yazın çok curcuna oluyor. Hele bir de haftasonuysa günübirlikçiler de eklenince kalabalık bunaltıyor. Burası geniş bir koy. Biz kalabalığı bir tarafa bırakıp ormandaki patika yolu takip ederek koyun sonuna doğru kimsenin olmadığı bir yerde, koy içinde bir küçük koycuk bulduk kendimize. Tepeden denize iniş beni biraz zorlasa da çok güzel vakit geçirdik.
Bizim koycuğumuzdan bir manzara. Resme tıklayıp büyütürseniz karşıdaki kampçıları görebilirsiniz.
Dönüş yolunda Katrancı Koyu'ndan tatlı bir manzara...
Katrancı koyu'ndan Göcek yönüne doğru 2-3 km. daha gidip, soldan deniz yönüne doğru içeri kıvrılırsanız "Günlüklü" denen bölgeye ulaşırsınız. Zaten yol ayrımında tabelasını görürsünüz. Burası da eski bir kamp alanı. Eski diyorum Çünkü şimdilerde Günlüklü Koyu'na açılan bir otel nedeniyle kamp yapmanın yasaklandığını öğrendik. Yalnızca Günübirlik gidilip piknik yapılıp, denize girebiliyorsunuz. Biz plaj olarak pek beğenmiyoruz. Suyu biraz bulanık, maviye ulaşmanız için açılmanız gerekiyor. Günlüklü orman girişinden içeriye girdikten sonra denize doğru 500-600 metre yürüyüp denize ulaşabiliyorsunuz. Denize yakın belirli alanlarda piknik yapabiliyorsunuz. Ama sahile inerken günlük ormanının içinde yürümek apayrı bir keyif. Benim için ve ülkemiz için buranın anlamı ve önemi farklı. Çünkü buraya Günlüklü adının verilmesinin nedeni, Günlük ağaçlarından (Sığla Ağacı- Liquidambar orientalis), oluşan bir ormanın burada yer alması. Günlük ağacı ise endemik bir bitki türü. Yani sadece belirli bir bölgeye has bir bitki türü. Dolayısıyla koruma altında olan bir bitki türü. Bende bir biyoloji öğretmeni olarak sık sık öğrencilerime endemik bitkilerimizden söz ediyorum. Marmaris, Köyceğiz, Dalyan, Fethiye bölgelerinde yayılmış bu bitki türünün öyle tatlı yaprakları varki, çınar ağacı yaprağının minyatürü gibi. Yukarıdaki fotoğrafı ben günlük ağaçlarına bakarken eşim çekmiş.Türkiye'nin endemik bitkileriyle ilgili olarak internetten bilgi vermek amacıyla http://www.bitkihastanesi.com/ adresinden aldığım satırlar şöyle:
Endemik, alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan türler. Latince endemos (indigenous) kelimesinden gelir ve “yerli” anlamında kullanılır.
Endemik alan; bir ada, bir yarımada veya bir dağ olabileceği gibi birkaç metrekarelik alanlar da olabilir. Türkiye endemik bitkiler açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir.
Yurdumuzun siyasi hudutları içerisinde doğal olarak yetiştiği halde başka hiçbir yerde yetişmeyen, diğer bir deyişle dünyada yalnız ülkemizde yetişen bitkiler Türkiye endemikleri olarak adlandırılır. Yurdumuz endemiklerinin sayısı 3000 dolaylarında olup endemizm oranı %33 civarındadır.(Davis, 1965-1988). Ülkemizde endemik tür sayısı diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında ülkemizin bu zenginliği daha iyi anlaşılır. Avrupa ülkeleri arasında en çok türe sahip olan ülke Yunanistan olup 800 civarındadır. Aynı şekilde endemik türlerce zengin İspanya ve Sırbistan’da ise bu sayı 400-500 arasındadır.
Ülkemizdeki endemik türelerin en önemlilerinden birkaçı; Kazdağında orman meydana getiren Kazdağı göknarı (Abies equi-trojani), Eğridir güneyindeki Kasnak meşesi (Quercus vulcanica), Köyceğiz-Dalaman arasında yaygın olan Sığla veya Günlük ağacı ve ormanları (Liquidambar orientalis), Beşparmak Dağları (Ege bölümü)ndaki Kral eğreltisi (Osmunda regalis) ile Datça yarımadasında bulunan Datça hurması (Phoneix theophrasti)dır. Yurdumuzun bilhassa dar derin yarılmış dağlık alanlarında endemiklerin sayısı bir hayli yüksektir. Bunun yanında özellikle Pleistosen’deki iklim şartlarına göre yetişmiş ve yayılma imkanı bulmuş, fakat günümüzde bilhassa dağlık bölgelerimize lokal alanlarda hayatiyetlerini sürdüren çeşitli flora bölgelerine ait bitkiler görülür. Örnek olarak, Karadeniz Fitocoğrafya Bölgesindeki Akdeniz elemanları, Nur, Dedegöl, Ağrı, Nemrut, Mercan(Munzur) dağlarındaki nemli ılıman ve nemli soğuk bitkilere örnek verilebilir.
Türkiye’de yetişen endemik türler tabiatta, aşırı otlatma, yangın, bilinçsiz kesim, söküm,ıslah çalışmaları, yapılaşma, şehirleşme ve herbisit kullanımı gibi çeşitli tehlikelerle karşı karşıyadır.Bu olumsuz faktörler kimi zaman bitkinin yok olmasına ve bir anlamda yer yüzünde ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Ekim ve arkadaşları(1985) yaptıkları çalışmada endemik türlerin 12’sinin neslinin tükendiğini belirlemişlerdir. Bu olumsuz faktörler zamanla bitkilerin durumlarını tespit etme ve gerekli önlemleri alma ihtiyacını doğurmuştur. Bu ihtiyaca yardımcı olmak amacı ile “Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği(IUCN)” kurulmuştur. Bu kuruluş yapığı çalışmalarla bitkiler için tehlike sınıflarını belirlemiş ve kritik durumdaki bitkileri buna göre değerlendirerek Kırmızı Bülten denilen “Red Data Book ” isimli eseri ortaya çıkarmışlardır. Bu çalışmalardan sonra aynı kategoriler esas alınarak “ Türkiye’nin Nadir ve Endemik Bitkileri ” adlı bir kırmızı bülten hazırlanmıştır.
Aşağıdaki satırlar da http://tr.wikipedia.org/ adresinden. Sığla ağacının ekonomik değeri anlatılıyor.
Ağacın kabuğunun yaralanmasıyla, özünden elde edilen bir çeşit balzam olan "Sığla yağı" özellikle parfüm sanayinde kullanılan önemli bir hammaddedir. Ağacın önemi, elde edilen bu yağdan kaynaklanmaktadır.
Ağacın kabuğunun yaralanmasıyla, özünden elde edilen bir çeşit balzam olan "Sığla yağı" özellikle parfüm sanayinde kullanılan önemli bir hammaddedir. Ağacın önemi, elde edilen bu yağdan kaynaklanmaktadır.
Eskiden Türkiye'de 20 ton dolaylarında sığla yağı elde edilirken, günümüzde ormanların azalmasıyla yılda ancak 3-4 ton sığla yağı elde edilebilmektedir. Yağa, yurtiçinden ve yurtdışından yoğun talep olmakla berbaber, yeterli miktarda üretim olmadığı için bu talep karşılanamamaktadır. 2000'li yıllarla birlikte artık parfümeri sanayinde sentetik fiksatörler kullanıldığından eskiden olan talepler azalmış ve sığla yağı üretimi 1 tona kadar düşmüştür.
Sığla yağı iyi bir antiseptiktir. Eczacılıkta, parfümeride ve ayrıca buhur olarak kilise vb. yerlerde kullanılır. Kuru yongaları çeşitli ayinlerinde tütsü olarak kullanıldığından ağaca "günlük ağacı" denir.
Sığla yağı iyi bir antiseptiktir. Eczacılıkta, parfümeride ve ayrıca buhur olarak kilise vb. yerlerde kullanılır. Kuru yongaları çeşitli ayinlerinde tütsü olarak kullanıldığından ağaca "günlük ağacı" denir.
Geçmişte Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın "aşk iksiri" ve parfüm olarak kullandığı sığla yağı, Hipokrat döneminden beri ilaç olarak da kullanılmıştır. Eski Mısırlılar sığla yağını mumyalama işlemleri sırasında da kullanmışlardır. Batmış Fenike gemilerinden çıkarılan içi sığla yağı dolu amforalar geçmişte sığla yağının Akdeniz ticaretinde önemli bir yer tuttuğunu göstermektedirler.
Sığla yağının bileşiminde kokusunu veren sinnamik asit, uçucu yağlar ve reçine bulunur.
Yağ, antiseptik özelliğe sahiptir. Parazitlere karşı etkilir. Ciltte yumuşatıcı, rahatlatıcı, iltihap giderici ve yara iyi edici etkileri bulunmaktadır. Halk tarafından özellikle mide rahatsızlıklarında ve yaraların iyileştirilmesinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda temizleyici ve ter kokularını giderici olarak da kullanılır.
Sığla yağının bileşiminde kokusunu veren sinnamik asit, uçucu yağlar ve reçine bulunur.
Yağ, antiseptik özelliğe sahiptir. Parazitlere karşı etkilir. Ciltte yumuşatıcı, rahatlatıcı, iltihap giderici ve yara iyi edici etkileri bulunmaktadır. Halk tarafından özellikle mide rahatsızlıklarında ve yaraların iyileştirilmesinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda temizleyici ve ter kokularını giderici olarak da kullanılır.
Bu yağ, parfümeride sabitleyici (fiksatör) olarak kullanılmaktadır. Yani parfüm içersindeki güzel kokuların uçmamasını sağlar. Bu nedenle sığla yağı parfüm sanayinde önemli bir hammaddedir. Bunun yanı sıra sığla yağıyla yapılan sabunlar cilt yumuşatıcı etkiye ve güzel kokuya sahiptir.
Biliyorum tatil yazımın içine birde bunu ekledim ama çokkkkk önemli. Ne olur milli değerlerimize sahip çıkalım. Birçoğumuz farkında değiliz ama bunlar gerçekten çok önemli konular . Belki bazılarımız ilk defa şimdi duyuyor bu güzelliğimizi. Ne olur çocuklarınıza, eşinize, arkadaşlarınıza da anlatın da herkes öğrensin ve korusun. ülkemizdeki yaklaşık 10000 bitki türünün 3000'i endemik. Bu zenginlik kimde var? Sahip çıkın, koruyun kollayın lütfen....
Biliyorum tatil yazımın içine birde bunu ekledim ama çokkkkk önemli. Ne olur milli değerlerimize sahip çıkalım. Birçoğumuz farkında değiliz ama bunlar gerçekten çok önemli konular . Belki bazılarımız ilk defa şimdi duyuyor bu güzelliğimizi. Ne olur çocuklarınıza, eşinize, arkadaşlarınıza da anlatın da herkes öğrensin ve korusun. ülkemizdeki yaklaşık 10000 bitki türünün 3000'i endemik. Bu zenginlik kimde var? Sahip çıkın, koruyun kollayın lütfen....
Fethiye Kordon'dan Marina ve Karagözler'e doğru bir görüntü.
Fethiye Kordon...
Burası da benim ilerde oturmayı hayal ettiğim 2. Karagözler semti. Tek problemi öğlene kadar güneş alması. Kışı siz düşünün artık. Ama öyle bir koy var ki karşısında...Güzelliğini ben anlatamayacağım...Ben sabah uyandığımda tam bu tepeden o güzelim maviliği izlemek istiyorum.
Bu güzellik, bu mavi nasıl anlatılır...Burası Mavi Mağara'nın yakınındaki doğal plaj. Karayolu ile ulaşamazsınız. Suya bakın; işte benim TURKUAZ KIYILARIMMMMMMMM!!!!!!!!!!! Nasıl sahiplendim ama:)))
İkinci durağımız meşhur Kelebekler Vadisi...Fotoğrafta belli olmuyor ama buranın plajı da kristal gibi. Netten çok daha güzel fotoğraflara ulaşabilirsiniz.
Kelebekler Vadisi'nde de çadır kurabilirsiniz ama daha doğal olmak kaydıyla. Öyle büyük aile çadırları, buzdolabı, televizyon falan yok buradaki kampçılarda. Zaten daha sanatkar, daha entel buldum buradaki kampçıların tiplerini. Katrancı gibi kalabalık, curcuna da yok. Tarz olarak farklılar birbirlerinden. Katrancıda iki üç odalı çok büyük çadırlar var, ev gibi adeta. Aileler çoluk çocuk kalıyorlar. Anneler ya yemek yapıyor yada birbirleriyle sohbet ediyorlar, çocuklar denizde coşuyorlar, babalar tipik atlet-şort kostümleriyle ya şekerleme yapıyor ya da mangalın başına geçiyorlar. Burası ise dediğim gibi daha doğasever, doğayı gerçekten en bakir haliyle yaşamak isteyen kişilerce tercih ediliyor.
Fethiye Kordon...
Burası da benim ilerde oturmayı hayal ettiğim 2. Karagözler semti. Tek problemi öğlene kadar güneş alması. Kışı siz düşünün artık. Ama öyle bir koy var ki karşısında...Güzelliğini ben anlatamayacağım...Ben sabah uyandığımda tam bu tepeden o güzelim maviliği izlemek istiyorum.Aşağıdaki fotoğraftan itibaren gezeceğimiz yerlere Ölüdeniz'den kalkan tekne turları ile gidiliyor. Yada daha önce söylediğim gibi çok zenginseniz, gidersiniz kendi teknenizle:)))
Bu güzellik, bu mavi nasıl anlatılır...Burası Mavi Mağara'nın yakınındaki doğal plaj. Karayolu ile ulaşamazsınız. Suya bakın; işte benim TURKUAZ KIYILARIMMMMMMMM!!!!!!!!!!! Nasıl sahiplendim ama:)))
İkinci durağımız meşhur Kelebekler Vadisi...Fotoğrafta belli olmuyor ama buranın plajı da kristal gibi. Netten çok daha güzel fotoğraflara ulaşabilirsiniz.
Kelebekler Vadisi'nde de çadır kurabilirsiniz ama daha doğal olmak kaydıyla. Öyle büyük aile çadırları, buzdolabı, televizyon falan yok buradaki kampçılarda. Zaten daha sanatkar, daha entel buldum buradaki kampçıların tiplerini. Katrancı gibi kalabalık, curcuna da yok. Tarz olarak farklılar birbirlerinden. Katrancıda iki üç odalı çok büyük çadırlar var, ev gibi adeta. Aileler çoluk çocuk kalıyorlar. Anneler ya yemek yapıyor yada birbirleriyle sohbet ediyorlar, çocuklar denizde coşuyorlar, babalar tipik atlet-şort kostümleriyle ya şekerleme yapıyor ya da mangalın başına geçiyorlar. Burası ise dediğim gibi daha doğasever, doğayı gerçekten en bakir haliyle yaşamak isteyen kişilerce tercih ediliyor. Kelebekler vadisi sakinlik ve huzur vadediyor. Tekne turları öğlene doğru bir saat kadar uğruyor, sonrasında Kelebekler Vadisi olanca güzelliği ve sakinliği ile kampçılara kalıyor.
İsterseniz böyle minik çadırlarda,
İsterseniz bu minicik, kelebek süslü hasır barakalarda kalabilirsiniz.
Buraya neden Kelebekler Vadisi dendiği de ayrı bir yazı konusu olsun:)))
Burası Develer Plajı. Tekne turlarının yemek servisi genellikle bu durakta yapılıyor. Burası da tertemiz, pırıl pırıl...
Burası "Soğuk Su Koyu". Minik bir koy. Fethiye'nin koylarında ılık sularda yüzersiniz ama serinlersiniz. Burada ise tekneden suya cupladığınızda bir anda çığlık atıyorsunuz. Öyle soğuk ki, teknenin tepesinde güneşten kavrulmuşken bir anda kendinize geliyorsunuz. Teknelerin sağ tarafındaki kayalık bölgeden denize buz gibi kaynak karışıyor. Öyle şırıl şırıl değil, gözünüzle göremiyorsunuz yani, tamamen dipten ve ağır ağır. Tekneden kaynağa yaklaştıkça soğukluk giderek artıyor. Bir süre sonra alışıyorsunuz zaten...
İşte en soğuk bölge burası...Kayaların ortasında kalmış yuvarlak havuz gibi bir yer var ya orası. İçine gir ve DONNNN:)))
Sıradaki güzelliğimiz Gemile Adası...Bazı kaynaklar "Gemiler Adası", bazıları ise "Gemile Adası" diyor. Tarihi 2000 yıl öncesine dayanıyor. Denizin içinden tepelere kadar tarihi kalıntılar var. Evler büyük bir depremle suya gömülmüş yıllar evvel...Öyle enteresan ki bir şehrin üstünde yüzmek...
Gemile Adası'nın önüne demir atmış tekneler ve arkada muhteşem heybetiyle Babadağ...
Gemile Adası'ndan bir görünüm daha...
Tekne turundan dönüşte, akşamüzeri Ölüdeniz manzarası...
Yamaç paraşütünün inişini nasıl yakalamışım ama...

İnşallah birdaha ki sefere korkumu da yenip, böyle bakınmayacağım. Ben de Babadağ'dan, 1300 metreden Ölüdeniz semalarına, o güzel manzaraya doğru kanatlanacağım...Kociş yapar da, ben yine de söz vermeyeyim:)))
Tatil kuşu kocişime bir ömür boyu hiççççç doyamammmm....
İsterseniz böyle minik çadırlarda,
İsterseniz bu minicik, kelebek süslü hasır barakalarda kalabilirsiniz.Buraya neden Kelebekler Vadisi dendiği de ayrı bir yazı konusu olsun:)))
Burası Develer Plajı. Tekne turlarının yemek servisi genellikle bu durakta yapılıyor. Burası da tertemiz, pırıl pırıl...
Burası "Soğuk Su Koyu". Minik bir koy. Fethiye'nin koylarında ılık sularda yüzersiniz ama serinlersiniz. Burada ise tekneden suya cupladığınızda bir anda çığlık atıyorsunuz. Öyle soğuk ki, teknenin tepesinde güneşten kavrulmuşken bir anda kendinize geliyorsunuz. Teknelerin sağ tarafındaki kayalık bölgeden denize buz gibi kaynak karışıyor. Öyle şırıl şırıl değil, gözünüzle göremiyorsunuz yani, tamamen dipten ve ağır ağır. Tekneden kaynağa yaklaştıkça soğukluk giderek artıyor. Bir süre sonra alışıyorsunuz zaten...
İşte en soğuk bölge burası...Kayaların ortasında kalmış yuvarlak havuz gibi bir yer var ya orası. İçine gir ve DONNNN:)))
Sıradaki güzelliğimiz Gemile Adası...Bazı kaynaklar "Gemiler Adası", bazıları ise "Gemile Adası" diyor. Tarihi 2000 yıl öncesine dayanıyor. Denizin içinden tepelere kadar tarihi kalıntılar var. Evler büyük bir depremle suya gömülmüş yıllar evvel...Öyle enteresan ki bir şehrin üstünde yüzmek...
Gemile Adası'nın önüne demir atmış tekneler ve arkada muhteşem heybetiyle Babadağ...
Gemile Adası'ndan bir görünüm daha...
Tekne turundan dönüşte, akşamüzeri Ölüdeniz manzarası...
Yamaç paraşütünün inişini nasıl yakalamışım ama...
İnşallah birdaha ki sefere korkumu da yenip, böyle bakınmayacağım. Ben de Babadağ'dan, 1300 metreden Ölüdeniz semalarına, o güzel manzaraya doğru kanatlanacağım...Kociş yapar da, ben yine de söz vermeyeyim:)))İşte böyle geldi geçti güzel tatilimiz...doyamadım valla Turkuaz kıyılara...,
ama...
Tatil kuşu kocişime bir ömür boyu hiççççç doyamammmm.... En güzel günleri hep beraber yaşayalım balböcüğüm...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder