Pazartesi sabahı ders zili çaldı ve hasret bitti:)
Dengesiz miyim nedir, tatil gelir tatile doyamam, offf okullar açılmasa der büyütür de büyütürüm gözümde ama o zil çalmayagörsün, sanki beş kutu redbull içmiş gibi girerim sınıfa, teneffüs zili çalana kadar anlatırım, dinlerim, o ders nasıl biter bilmem. Seviyorum gençleri (pek yaşlıymışım gibi oldu) yani ne kadar tilki olsalarda seviyorum 15-16 yaşındaki ergen insan yavrusunun hallerini, enerjilerini. Geçen sene doğum sonrası ücretsiz iznim bittikten sonra müthiş bir vicdan azabı ile dönmüştüm işime, bu sene daha farklıyım, tabii ki sarı kızımın sabahki halleri yüreğimi burkuyor zaman zaman ama akşam üzeri hasretle koklaşması da güzel...gün boyu duyulan özlemle birlikte daha kaliteli vakit geçirdiğimize inanıyorum. Onu kreşten almaya gittiğimde beni görünce "aaa, Özlemim gelmiş" diyor:) eve kadar öpüşe koklaşa geliyoruz, eve gelince ellerimizi yüzümüzü yıkayıp koltuğa kurulup 10-15 dk. kucak kucağa oturuyoruz, sohbet ediyoruz, ardından evini ve odasını özlemiş olan yavru odasına koşuyor, bütün yapbozlarını köşeğine getiriyor ve onlar bitene kadar kalkmıyor. Ben o arada yemek işini hallediyorum. Akşam oluyor, kuzum yatana kadar vakit yalnızca ona ayrılıyor, o uyuyunca bulaşık, ortalık toplama derken beden yorgun düşüyor, yarı açık gözlerle bakılabilirse readera biraz bakılıyor. Sonra bir bakıyorum yine sabah olmuş. Son günlerimizin özeti böyle aslında, çok monoton gibi görünüyor ama hiç şikayetçi değilim, farkındayım ki mutluluk insanın mutlu olmayı istemesine çok bağlı, yoksa şu aralar ailece çok yorgun ve üzgün günler yaşıyoruz...bahsettiğim iç huzuru, dinginlik, sorun aramama, arıza çıkarmama durumları yani.
Aslında Ege Bahar her kreşe başlayan çocuk gibi hastalıktan paçasını kurtaramıyor, olsun diyorum, bağışıklık sistemi böyle kuvvetlenecek, onun bağışıklığı kuvvetlenirken bende kuvvetleniyorum galiba:) bu aralar doğumdan önceki kadar çok müzik dinliyorum, nasıl dinlendiriyor beni, birde eskisi kadar çok kitap okumak istiyorum, şimdiden İstanbul Kitap Fuarının ne zaman başlayacağını araştırıyorum, almak istediğim kitapların listesini çıkarıyorum. Ailece yaşanacak güzel zamanlar için planlar yapıyorum, bunları düşünürken, planlarken heyecanlanıyorum. Fotoğraftaki taşlar gibi dengede ruhumun her katı...
Eylül ayını seviyorum, hoş bu sene biraz sıcak geçiyor, benim sevdiğim sonbahar halleri Ekimde yaşanacak galiba. Bitaneciğimle karşılıklı sıcacık kahve içmeyi hatırlatır bana sonbahar, kulaklıkları takıp sahilde müzik dinlemeyi, evin içini buram buram dolduran kek kokusunu...Bu aralar hep 32 yaşındayım ve hala büyümeye devam ediyorum diyorum; misal eskiden en çok yazı severim derdim, şimdi her mevsimin tadı bir ayrı, hayatın her anı çok kıymetli geliyor...

2 yorum:
çalışıyor,bir şeyler üretiyor olmak insana mutluluk veriyor diye düşünüyorum.
Yeni ders yılın da hayırlı olsun bu arada :)
sonbaharın o hafif esintisi ve türk kahvem eşlindiğinde olduğumu hayal ederek okudum yazını :)
Çiğdem haklisin,çalışmak herzaman tercihim,bazen kafam karişsa da,acaba desem de kendi adıma en doğrusunun bu olduğu sonucuna ulaşıyorum her defasında. Teşekkür ederim,inşallah ogrenciler icinde benim icinde güzel bir yıl olur...
Sonbaharın tatlı esintisinde bol keyifli zamanlar dilerim:)
Yorum Gönder