4 Şubat 2009 Çarşamba

Hepinizi öpüyorum...Baybişşşş....



Arkadaşlar çabucacık verilmiş bir kararla uzaklara gidiyoruz, nereye mi??? resim de size ipucu olsun:)))

Kociş iş nedeniyle 6 günlüğüne gidecek olunca, Turkuaz doğumdan önceki son şansın, takıl sende bırakma peşini, gez toz dedim:)))

Tayland-Bangkok'a 4. gidişim olacak, her gidişim ayrı hikaye, ayrı komedi ama öyle karışık, öyle enteresan bir yer ki her seferinde farklı bir yönünü keşfediyorum...Seviyorum ya ben bu pis şehri:)))

Pazartesi ya da Salı inşallah evimizde olacağız...

Dönünce önceki gidişlerimi ve bu son seferi anlatmaya çalışacağım...Herkese sevgilerimle,

Kendinize iyi bakın, hepinizi çokkkk seviyorum...Baybişşşşşş....

2 Şubat 2009 Pazartesi

Mim...


Merhabalar...

Tatlı arkadaşım Kiraz Sevdası beni mimlemiş...Teşekkür ederim arkadaşım, hemen cevaplıyorum;

1- yakınınızda bulunan ilk kitabı alın.

Bilimin Öncüleri (Cemal Yıldırım- Tübitak yayınları)

Kitabı geçen hafta yurtdışındayken okumak için kociş yanına almış ve gelincede masanın üzerine bırakıvermiş. Yani şu an okuduğum bir kitap değil, sadece çok yakınımda:)))

2- 161. sayfayı açın.

hemen açtım...

3- 5. cümleyi okuyun.

okudum:)

4- Blog sayfasına yazın.

"Bir başka merakı da, kırlarda dolaştığımızda suların akışını, derelerin çizdiği yolları izlemek"

Adından da anlaşılacağı gibi kitap bilimde çığır açmış kişilerin yaşamını anlatıyor. Bahsedilen çocuk 19. yy.ın en büyük fizikçilerinden James Clerk Maxwell'miş...

5- En güzel cümle ve en güzel kitabı seçmeyin.Sadece yakınınızda olan ilk kitabı alın.

Gerçekten en yakın bu:))) üşenmedim alıp salona götürüp pembe papatyamızın (başka adı varmı bu çiçeğin bilmiyorum) önünde fotoğrafını bile çektim:)))

6- 5 blog arkadaşınıza yollayın.

Düşündüm, düşündüm....Moonish'ciğimi ve hazırladığı lezzetlere yutkunarak baktığım Pelin'ce Lezzetler 'i mimliyorum bende.

Bugün çok yorulmuşum bennnn...Ruhumda bedenimde yorgun...tatlı telaş yorgunlukları bunlar ama Kiraz'cığımında bahsettiği hormonlar bende de tavan yapmış durumda...Yolda, evde, heryerde ağlak ağlak geziyorum...nelere ağladığımı utanmazsam sonra yazacağım...Çünkü ağlamam geçince bana bile çokkkk komik geliyor:)))

öpücükler hepinize...

1 Şubat 2009 Pazar

Buralardayım...yiyip, içip, geziyorum:)))

Herkese merhabalar...
Burdayım dostlar, iyiyim, merak edilecek bir durum yok:))) sadece yoğunluktan yazmaya vakit bulamadım...ama merak edilmek çokkk hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim:))) Beni merak edip mesaj bırakan Canım Moonish'cim ve tüm arkadaşlarım hepinizi çok seviyorum, iyi ki varsınız...bu arada birçoğunuzu takip edip okudum, haberiniz olsun...
Çok önemli bir durumdan kaynaklanan bir yoğunluk değildi bu, tatil olduğu için annem ve küçük kardeşim geldi birkaç günlüğüne, bol bol kalorilendik, yedik, içtik afiyetle:)))

Hafta içi sinemaya gitmeyi planlıyordum biliyorsunuz...Haftasonu yoğunluğundan hiç hoşlanmıyorum ben...ama dün ancak fırsat bulabildim, kuzenimle bir anda karar verip Güz Sancısı'na gittik. Eve yakın diye ve sonra caddede şöyle bir dolaşırız diye C K M'yi tercih ettik. Filmi genel olarak beğendim, tabi ki eleştirilebilecek bazı detaylar vardı (örneğin Nemika ile Behçet'in balkonda sohbet ettiği sahnede geçen gemi çok yapaydı) ama genel olarak beğendim...Rumların evlerinin, işyerlerinin yağmalandığı, talan edildiği anların sahnelendiği yaklaşık son 10 dk.da ise zırıl zırıl ağlamaya başladım...Hatta kendimi tutamayıp ablama (kuzenim) bu sahneler abartılmış heralde, gerçek olamaz dedim ama maalesef o günleri gösteren gerçek kareler de filmin sonunda verilince gerçeklere inanamadım...Anladım ki bizler daha dünyaya gelmeden çokkkk uzun zaman önce şu derin devlet denen şey hep varmış...hep insanlar harcanmış, hep kaybeden, arada kalan halk olmuş... Oyunculara gelince Suat rolünü oynayan Okan Yalabık ve Behçet rolünü oynayan Murat Yıldırım benim favorim oldular...
Sinemadan çıkınca biraz dolaştık, yemek yedik, ve miniğime ciciler aldık...Mother Care'in sezon sonu indirimi artık bitmek üzere, daha önce indirimden bir hayli yararlandım:))) ama dün de dayanamayıp kırmızı kadife bir pantolon aldım kızıma...minyatür bir pantolon, 6 ay için:))) Allahım şimdikiler bir alem, daha 6 aylıkken pantolon giyiyorlar:))) Teyzesi de çok tatlı bir oyuncak aldı kızıma...Yumuşacık bir anne fare ile yavru fare:)))
Akşam yorgun argın geldik eve, bu arada kociş birkaç gündür yurtdışındaydı, sabah çok şükür kavuştuk birbirimize:) O yol yorgunluğu ile mışıldamaya başlayınca biz de ablamla güzel bir haftasonu kahvaltısı yapmak için attık kendimizi dışarı. Aman ne yedik ne yedik...Doktorum gelecek kontrolde kilomla ilgili neler söyleyecek acaba...Bu tatiller bana yaramıyor arkadaşlar, biri beni durdursun:)))

24 Ocak 2009 Cumartesi

SİNEMA SİNEMA...



Tatil geldi ya, içimde bir sinemaya gitme isteği depreşti:))) Yani sen birtek tatilde mi gidersin sinemaya dediğinizi duyar gibiyim:))) Yok canım ama genellikle haftasonlarımı sinemada geçirmek yerine merak ettiğim filmlerin dvd'lerini alıp evimde izlemeyi tercih ederim.


Dün gösterime giren filmlerden biri "Güz Sancısı". Güz Sancısı ile ilgili bilgileri internette araştırırken oyuncu kadrosunun "Hatırla Sevgili" dizisinin kadrosuyla neredeyse aynı olduğunu görmek beni biraz şaşırttı. Daha önce atv'de yayınlanan Hatırla Sevgili dizisini hiç kaçırmayan biri olarak, 80 öncesi siyasi hayatımızla ilgili olan yapımlar ilgimi çekiyor. Ama bu aralar dizi ve sinema filmlerine baktığımda bu konuyu işleyen o kadar çok film yapılıyor ki, umarım bu durum insanlarda bıkkınlık yaratmaz. Zannediyorum o zamanlarda konuşamayan Türkiye'nin dili oldu bu tür yapımlar.

Filmin yönetmeni daha önce Suyun Öte Yanı, Salkım Hanım'ın Taneleri, Hatırla Sevgili, Yol Arkadaşım, Ihlamurlar Altında, Kırık Kanatlar, Çemberimde Gül Oya, Asi gibi yapımlara imza atmış olan "Tomris Giritlioğlu".

Oyuncu kadrosuna baktığımda Beren Saat, Okan Yalabık, Belçim Bilgin Erdoğan, Umut Kurt, Hüseyin Avni Danyal, Avni Yalçın gibi isimleri görünce neredeyse Hatırla Sevgili tam kadro dedim. Böyle yaparak belki de Tomris Hanım filmi garantilemek istedi, çünkü Hatırla Sevgili'de hepsi çok başarılıydılar. Bütün Çocuklarım, Büyük Yalan, Asi gibi dizilerden tanıdığımız Murat Yıldırım ve Yabancı Damat dizisinden tanıdığımız İlker Aksum'da bu yapımda yer almış. Bu isimlerin dışında büyük ustalar Zeliha Berksoy, Tuncel Kurtiz ve Kenan Bal'da kadroyu iyice güçlendirmiş diye düşünüyorum.

Filmin konusu 6-7 Eylül 1955' de yaşanan ve gayrimüslimleri hedef alan olayları içeriyor. Eğer okuduklarım doğruysa ki ben doğmadan 42 yıl önce yaşanmış olaylar bunlar (babam 6 yaşındaymış, annem daha yokmuş düşünün yani), büyük haksızlık olmuş gayrimüslimlere. Zaten bu olaylardan sonra büyük göç dalgaları halinde başka ülkelere yol almışlar. Ama ya bize zorla kabul ettirmeye çalıştıkları "Ermeni Soykırımı" na ne demeli??? Neyse bu konu çokkkk derin, ben yurdumda yaşayan ve hangi kökenden olursa olsun Ata'mızın "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü yüreğinde hissederek söyleyebilen herkesi çok seviyorum....

Valla ben çok merak ettim bu filmi. Bu hafta içi fırsat bulduğumda izlemek istiyorum...
Aslında gelecek hafta gösterime girecek bir sinema filmi daha ilgimi çekiyor ama o yerli değil ve izleyenlerden okuduğum yorumlara göre çok başarılı bulunmuş...Neyse o da başka bir yazının konusu olsun...ama bir ipucu, başrolde oynayan hatunun kocaman dudakları, çok yakışıklı bir kocası, ve birsürü çocuğu var:)))

Sevgilerimle....

23 Ocak 2009 Cuma

Dönemin son zili çaldı, artık dinlenme zamanı:)))

Bu sabah haftaiçi her sabah olduğu gibi erkenden kalktım ama en azından tatile girecek olmamız nedeniyle gülümsüyordum:) karnelerimizi zaten dünden hazırlamıştık, saat 10:00 da öğrencileri daha fazla bekletmeden karnelerini dağıttık. Bugün biraz sahilde yürür hava alırım diye düşünüyordum ama yağmurun atıştırmaya başlamasıyla hiç gözüm yemedi ve erkenden eve geldim.
Bütün gün miskinlik ve oburluk yaptım...Tatil boyu böyle yersem balona dönerim,offff...ne yesem yarıyor valla:))) kendimi biraz dizginlemem lazım gerçekten.
Tatil için belli belirsiz bazı planlarımız var ama herşey bebişime ve doktorun önerisine bağlı. Aman o iyi olsun da ben yatarım evceğizimde. Hem zaten miniğimizin odası için yavaş yavaş plan yapmamız gerekiyor, tatilde mobilyacıları dolaşıp, modelini beğenip, siparişini verirsek aradan çıkmış olur diye düşünüyorum, doğum öncesi izinde de geri kalan işleri hallederiz artık.
İşte böyle, günlerdir beklediğim yarıyıl tatili başladı...Kendime, tüm öğrencilere, çocuklarıyla birlikte bir dönem boyu yorulan anne babalara ve meslektaşlarıma iyi tatiller diliyorum...Doya doya dinlenin:)))

22 Ocak 2009 Perşembe

pembe pembe pespembe...

Detaylı ultrasona girdiğimden beri bu deniz kabuğu gibiyim. Kabuğuma çekildim ama içim, düşüncelerim bu kabuğun içi gibi pespembe...Hemen yazamadım, kötü haberler aldığımdan değil ama ufak birşey canımı sıktı, o gece çok bunaldım, ertesi gün hep pozitif düşünmeye başladım...
Pazartesi hastanede tam saatinde ultrasona girdim. Bizim cadı döndü yine poposunu, kol, bacak, beyin, beyincik ve bir sürü organı görülüyor ama kalbi ve yüzü pozisyonundan dolayı incelenemiyor, doktor 20-25 dk. baktı sonra da yarım saat sonra tekrar bakacağız dedi. Ok dedik, birşeyler atıştırmaya gittik, yarım saat sonra tekrar ultrasona girdim, bu defa duruşu kalbini incelemeye yetti ama yüzünü dönmedi yine benim nazlı kızım. Rapor yazılabilmesi için dudak, burun kemiği ve göz gibi kısımlara da bakılması gerekiyor, artık üçüncü girişimde daha fazla inat etmedi ve doktorumuz bebeişimizin gayet sağlıklı olduğunu açıkladı:))) Fakat son kontrolde durup durup dikkatlice birşeyler dinledi ve monitörden izledi, bu tabi ki benim ve kocişin gözünden kaçmadı. Rapor yazmak için doktorumuz bizi odasına aldığında 26. haftada beni tekrar görmek istediğini söyledi. Açıklaması "annesi bebeğinizin herşeyi çok normal, gelişimi gayet güzel, fakat her iki uterin arter doppler tetkikinde direnç mevcut" oldu. Ben doğal olarak biraz daha açıklamasını istedim, o da, gebelerde her iki rahim atardamarının da sahip olduğu direncin 20-21. hafta civarında azalması gerektiğini ama bende direncin aynı devam ettiğini, bunun benim gebeliğime has bir durum olabileceğini ve kişiye bağlı olarak bu direncin düşmesinin 23. veya 25. haftaya kadar uzayabileceğini söyledi. Fakat 26. haftadan sonra aynı direnç devam ederse bu bebekte gelişme geriliğine, erken doğuma veya preeklampsiye neden olabilirmiş...Bu nedenle raporunda 26. haftada bir kez daha detaylı ultrasonografi önerdi. O an onun anlatışıyla biraz rahatlayıp raporu kendi doktoruma götürdüm, o da aynı öneride bulundu ama çok korkulacak bir durum olmadığını, düzenli tansiyon takibiyle ve düzenli kontrollerle aşılabileceğini söyledi. Zaten kesin bir tanı olmadığından bir iki hafta içinde düzelebileceğini tekrar tekrar söyledi.
3-4 saat hastanede kalmanın vermiş olduğu sıkıntıyla hemen çıkmak istedim, karnım çok acıkmıştı, kocişle birşeyler yedikten sonra, Capitol'e gittik, biraz bebişe biraz bana birşeyler alıp kafamı dağıttım ama eve gelince sinirlerim bozuldu, raporu okuyup okuyup ağlamaya başladım...Benim bebişimin herşeyi normalken, noluyor bu uterin arterlerime diye:))) Neyse o gece pek rahat uyuyamadım ama ertesi gün eğer çok ciddi acil bir durum olsaydı bu adam beni 4 hafta sonra değil, birkaç gün içinde görmek isterdi diye düşünmeye başladım.
Şimdi daha iyiyim, kabuğuma çekilmiştim ama dediğim gibi hep pembe düşündüm. Yine de şu an çok soru var kafamda, acaba ikinci detaylı ultrasonumu başka bir doktora mı inceletsem, 26. haftaya kadar beklemeden önümüzdeki günlerde başka bir doktora mı gözüksem vs. vs.
Miniğim de öyle tatlı ki bu aralar, annesi sabahları onun hareketlerine uyanıyor ve ona benim yüzümden birşey olursa diye çok korkuyor ama hep pembe düşünüyor...Bunları yazarken de gözleri doluyor...
Bunların dışında yarın okullar tatile giriyor, bugün karnelerimiz basıldı ve sınıf öğretmeni olduğumuz sınıflardaki öğrenciler için görüşlerimizi karnelerine yazdık. Herşeyimiz hazır, yarın öğleden önce dağıtıp tatile gireceğiz inşallah...
Dün ve bugün okulda sayılı öğrenci vardı, öğleden sonra okuldan çıktık, okuldaki en yakın iki arkadaşımın birinin evinde üçümüz yemek keyfi yaptık. Menümüzde humus, kısır, patates kızartması, makarna, içli köfte, aşure vardı. Daha ne olsun değil mi:))) Eve vardığımızda hepimiz öyle açtık ki deli gibi yedik. Öyle doldurmuşum ki midemi akşam yemek yiyemedim:)))
İşte böyleydi son birkaç günüm...Kafa karışık ama düşünceler hep pespembe...

18 Ocak 2009 Pazar

Yarın detaylı ultrasonumuz var!!!


Biraz önce okulla ilgili tüm işlerimi çok şükür bitirdim:))) okulda çıktılarını alıp, kontrol edince bu dönemi kapatmış olacağım:)))
Aslında içim kıpır kıpır...Bugün 22. haftamıza girdik ve yarın tatlı kızımızın detaylı ultrasonu var. Minik minik ellerine, kalbine, gözlerine, bütün organlarına bakılacakmış. Umarım anneciğiyle babacığına poposunu dönmez de güzel bir resim verir:)))
Yukarıdaki fotoğrafı internetten buldum. Bayıldım valla, daha ne modeller var...Öyle hayıflandım ki örgü bilmediğime, yoksa neler yapardım miniğime...Belki bu vesileyle öğrenirim diyeceğim ama annemde anlamıyor ki:))) Çok güzel danteller yapar, örgüye gelince klasik örgü modellerinin dışında olan bu tarz modelleri o da bilmiyor.
Neyse, İnşallah yarın herşey yolunda gider ve bebişimizden hayırlı, mutlu haberlerle döneriz...