24 Ağustos 2011 Çarşamba

yutkunamıyorum bile...

Aslında günlerdir içime akıyor yaşlarım..Yutkunamıyorum bile..

Babam gözümün önünde eriyor...Tatilden gelmemizin ertesinde ameliyata alındı yine, biz giderken birşeyi yoktu, 20 günde bir kemoterapi devam ediyordu ama alınan kemoterapiler hiçbir işe yaramadığı gibi bu illet ilerledikçe ilerlemiş. Su bile içemiyor, sindirim yok, bağırsaklar çalışmıyor. Sadece serumla takviye yapılıyor...

Yaklaşık iki yıl önce yapılan ameliyat ve ardından alınan kemoterapi seansları sonrası nasıl toparlanmıştı ,asla umutsuz değildim ama son birkaç aydır yemek yemek istemiyordu, akciğer ve karaciğer metastasını duyunca yıkılmıştım zaten, tekrar kemoterapi falan derken yarıda kesildi herşey, kan değerleri düştü. Doktorlar umutsuz..Buraya dönüpde baktığımda hatırlamamak için hiç yazmadım bunları. Hergün Ege Bahar'ı kreşe bırakıp hastaneye koşuyorum, annemde babama üzüntüsünden hastanede yatıyor artık, tansiyon 25, pankreatit tekrarladı..Hergün babama gidip iyi olacaksın diyorum, bilmiyor ki ne kadar ilerlediğini..Diyor ki Ege Bahar'ın ilkokula başladığını göreyim yeter..

Babam...Seni çok seviyorum...dua ediyorum hep senin için...uyuyamıyorum geceleri...biz sensiz ne yaparız? Ege Bahar "Aynak" sız (Ayhan) nasıl büyür?


İçime akıyor yaşlarım...yutkunamıyorum bile...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

hep hatırlanası tatilden...

Mazı'da her gün güneş batmadan iskeleye koşuyorduk, o güzelliği kaçırmayalım diye, Ege Bahar bile bizim gibi heyecanlanıyordu:)


Güneşin batışını izliyor...





Yaz şimarığı:)

Demir abisiyle orada tanıştılar...öyle yumuşak kalpli, öyle paylaşımcı bir çocuktu ki Demir...Anne baba nasılsa çocuk da öyle oluyor sahiden, mutlu, güzel bir aile tanıdık,maşallah diyelim. Öğlen güneşten nasıl kaçalım derken Demir Ege Bahar'a sahilden topladığı taşları boyamayı öğretti, nasıl da sabırla gösterdi, yardım etti, kaldığımız yerden bizden önce ayrıldılar, Demir giderken suluboyasını Ege Bahar'a bıraktı, çok mutlu olduk:)



Patates kızartması, deniz esintisi ve suluboya çalışması:)


Ege Bahar'ın en mutlu anlarından...elleriyle besledi inekleri, her akşam üzeri deniz sefası bitince ineklere gidelim diyordu:)





Çocuklar nasıl da tertemiz...birbirlerini tanımaları gerekmiyor, hemen kaynaşıyorlar...



Bunlar hep hatırlamak istediğim bir tatilden yüklediğim son fotoğraflar...hep hatırlanası ve mutlu olunası...

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Kreş güncesi...

Dün Ege Bahar kreşteki ilk haftasını tamamladı. Aslında Çarşamba başladığı için bir hafta denilemez ama öğretmenleri ile de konuşup Cuma itibariyle yarım günleri bitirdik, Pazartesiden itibaren tam güne geçiyoruz. Gidişat iyi diyebilirim, ilk gün gayet güzel geçti, tabii bunda sabah 09.00'dan öğlen 13.00'e kadar hem annesinin hem babasının uzakta bir köşede de olsa bahçenin içinde olduklarını bilmesinin etkisi büyüktü. İkinci gün 09.00'dan 10.30'a kadar bekledik, öğretmeni ona net bir şekilde gideceğimizi ve daha sonra onu almaya geleceğimizi söylememizi istedi, babası durumu biraz uzatsada Ege Bahar daha kısa kesti, öğretmeniyle beraber oyun hamurlarına doğru gitmeyi tercih etti:) Yalnız bizim halimiz bir garipti, kreşin bahçesinden çıktık, kocişin gözler dolmuş, bende tek kelime yok, elele tutuştuk ve yürümeye başladık, Ege Bahar yokken çok garip hissettik kendimizi...Eve geldik, evde tık yok, o klasik soruyu sorduk birbirimize "Ege Bahar yokken bu ev bu kadar sessiz miydi?" diye...Saat 13.00'ü zor ettik. Koşa koşa gittik kreşe, bir gittik bizim ki bahçede keyifle oyun oynuyor, yemeğini de yemiş, hem de Barbunya!!! ben dumur vaziyetteyim çünkü bu güne kadar bir tek barbunya tanesi yutturamadığım kızım tabağının yarısını bitirmiş,üzerine makarna ve yoğurtta yemiş. Oyun hamuru oynamışlar, jimnastik yapmışlar:)

Üçüncü gün biraz keyifsiz kalktı Ege Bahar, altını değiştirirken kreşe gitmek istemediğini söyledi, bahçeye girince kahvaltı etmek istemedi, sürekli yanında durmamı istedi vs. ama öğretmeni böyle durumlar olabileceğini söyleyip bizi uzak bir noktaya aldı, ilk bir saatten sonra da gönderdi bizi ama bu sefer ayrılırken Ege Bahar ağladı biraz, yine uzatmadan ona açıklama yapıp ayrıldık ama bahçeden çıkarken ağlama sesini duyduğumuzdan babasıda bende çok huzursuz olduk, 10 dk. geçmedi kreşin müdürü bizi arayıp hiçbir problem olmadığını öğretmeniyle beraber puzzle yaptıklarını ve rahat olmamızı söyledi. Bizde sahile kahvaltı yapmaya gittik, kızımızı beklerken sabahtan öğlene kadar kahvaltı, gazete keyfi yaptık. Öğlen almaya gittiğimizde öğretmeni Ege Bahar'ı salıncakta sallıyordu, Ege Bahar bizi görmedi, nasıl kıkırdıyor, nasıl eğleniyordu, birde hızlı salla hızlı salla diyordu:) öğretmeni geldiğimizi görünce onu kucağına aldı, gözlerini kapat sana bir sürprizim var dedi, bizim ki gözlerini kapatınca aldı yanımıza getirdi, yanımıza geldiklerinde Ege Bahar çok sevindi. Öğle yemeğini çok güzel yemiş yine, bunda sabahları pek iyi kahvaltı yapmamasının payı büyük, uykudan kalkıyor, hemen giyinip çıkıyoruz, uykusu açılmadan kahvaltı etmiyor, o edene kadar kahvaltı saati bitiyor ama pek dert etmemeye çalışıyorum, düzene alışmalı,bir süre sonra düzelecektir diye düşünüyorum...


Her gün kreşten çıkarken o gün yapılan eğitimleri, beslenme durumlarını, ihtiyaçlarını, özel durumlarını gösteren bir izleme formu veriliyor. Dün parmak oyunları oynadıktan sonra suluboya yapmışlar, yukarıdaki fotoğraf kızımın okuldaki ilk suluboya çalışması:) Bizi görür görmez nasıl bıcır bıcır anlatmaya başladı, "ben yaptım, gözünü ben yapıştırdım" diye...hemen saklanacaklar arasına koydum tabii ki. O mutlu biz mutlu...inşallah böyle devam eder minik kuzumuz...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Bir dönüm noktası...

2 yaş 3 ay 6 günlüksün güzel kızım...


Bugün senin için bir dönüm noktası; kreşe başladın...


Tatile çıkmadan gideceğin kreş için kararımızı vermiştik zaten, bugüne kadar da senin tavrını görebilmek için aralıklı zamanlarla iki yarım gün geçirmiştik, annen ve baban olarak çok sevdiğini düşündük, öyle ki tatilde bile herkese mikili okula gideceğim diye anlata anlata bitiremedin...

Şimdi yarım gün kreşe gitmenin yorgunluğu ile mışıldamaktasın:)

Sabah kalkışın biraz zor olsada 09.00 da kreşe vardık, ilk 1-1,5 saat uyku nedeniyle keyifsiz olsanda, bir parça reçelli ekmekten başka bir şey yiyememiş olsanda öğretmenlerinle rahatça konuşman, öğle yemeğinde sana hiç yediremediğim yeşil mercimek çorbasıyla dolu kasenin yarısını kendi başına bitirmen, hatta üzerine pilav ve salata yemen beni çok mutlu etti:) İnanıyorum ki bu alışma sürecini senin sayende kolaylıkla atlatacağız...

Daha ilkokula başlamana yıllar olsada bir ilkokul sürecine yakın sürecek olan kreş dönemine başladık...

Hayırlı uğurlu olsun altın ipek kızımız...

16 Ağustos 2011 Salı

Yuvamıza döndük...

Döndük, heryıl bir gelse diye beklediğimiz 15 günlük tatilimiz bitiverdi güzel anılarla...Bodrum'a doyamadık..Her yer sıcaktan kavrulurken Mazı'nın püfür püfür rüzgarını özlememek mümkün mü? Bu tatil Ege Bahar'ın ilkleriyle dolu, misal ilk kez gece iskelede yıldızları seyrederek uykuya daldı, ilk kez saniye saniye güneşin batışını izledi, ilk kez balıklarla gönlünce oynadı, ilk kez keçilerle kuzularla oynadı, ilk kez elleriyle inekleri ve buzağıları besledi, ilk kez dalından biber koparıp yedi...bunlar şimdi aklıma gelenler, tatil güzeldi yani, aktaramadığım fotoğraflarda var daha ama en azından yüklediklerimle tatili unutmadan yazayım istedim...



Allahım bu güzel koylar iyi ki bizim dedim hep, bu güzel ülke iyi ki bizim...

Yine mutlaka gideceğimiz harika koylar keşfettik...


Kaldığımız koy,İnceyalı...

Anne gösterir,

kızı tekrarlar:)

Karagöz bırakılır, Laos tutulur:)





Akşam yiyeceğimiz balıklar bizim kızın elinden kurtulamaz...



Arada deniz sefası yapılır...


Akşama doğru balıklar hep beraber temizlenir...


Sıcaktan yemeği reddeden yavru plajda üzüm ve tuzlu fıstıkla beslenir...




Mazı kadınlarının el emeği oyalara,yazmalara bayılıp bir hatıra alan annenin yazması kıskanılır ve el konulur:)


Bahçede serin yaz uykularına doyulamaz...yazma çok amaçlı kullanılır:)






Tekneye atlanır ve turkuaz koylardan birinde durulur...


Anne bu görüntüye bayılır...Bir teknemiz olsa diye hayallere dalınır...kocişle sohbet edilir, neden olmasın,kısmet denir...


Zıpkınla vurulan karagözler, sokarcalar yine bizim küçüğe eğlence olur:)


Mazı rüyası biter,Fethiye ve Patara'ya doğru yola çıkılır, ama önce Bodrum Kalesi'ne karşı sefa yapılır, Ege Bahar'ın küçücük ayaklarına Bodrum sandaleti alınır...



Patara'da hala evindeyiz...tatilin en ekolojik kısmı burada yaşanır...








Bu korkak ana keçilere dokunamazken, kızı atıverir kendini ahıra, eğlenceye doyamaz...















Dalından biber koparılır, anne aman kızım yıkanmadı falan diyemeden daha Ege Bahar kıtır yer:) Sadece biber mi, een tazesinden balart (incir), üzüm, daha neler neler...Ayaklardaki koca terliklere de dikkat, kuzeninin terliklerini "benim kımızı telikim" diye diye çıkarmadı ayağından:) Anne ve baba + ikişer kiloyla evin yolunu tutarken, Ege Bahar fit bir şekilde döner yuvasına:)


Böyle geçiverdi işte 15 gün...diğer makinadaki fotolarıda yükledikten sonra en azından inekli fotoğraflarımızı da eklemek isterim, zira Ege Bahar elleriyle beslediği inekleri hala unutamadı...