2012 yaz tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 yaz tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2012 Cuma

Yazdan kalma -2-


Bunlar da Ege Bahar'ın bu yaz arkadaşlarıyla geçirdiği günlerden bir kaç kare...


Haziran 2012



 Ege Bahar ve Nehir - Haziran 2012


Ege Bahar ve Aras - Haziran 2012


Haziran 2012




Ege Bahar İyi Cüceler 'de bir kitap okuma etkinliğinde. (Ağustos 2012)



 Ege Bahar ve Nisan İyi Cüceler'de...


Ege Bahar ve Ateş Deniz - Ağustos 2012

6 Eylül 2012 Perşembe

Yazdan kalma -1-

Eylül 6 oldu...

Hala yazlık elbiseler ve sandaletlerle dolaşsak da yaz bitti aslında. 30 yaşıma kadar "en sevdiğim mevsim yaz" diyen ben bir kaç senedir sonbahar tutkunu oldum. İlkbaharda nasıl ruhum doğa gibi kıpır kıpır oluyorsa, sonbaharda da bir o kadar dinginleşiyor, sakinliyor, huzur doluyorum.

Sonbaharın keyfini doyasıya yaşarken, kuzucuğumun yazdan kalan görüntülerini unutmadan kaydedeyim istedim.




Göcek-Ağustos 2012






Fethiye/Kordon- Ağustos 2012


Ölüdeniz/Belcekız Plajı - Ağustos 2012


Fethiye - Babaanne evinde minik köpeciği Zilli ile - Ağustos 2012



Muğla Dalaman Havalimanı-1-


Muğla Dalaman Havalimanı-2-

Havalimanı fotoğrafları 1 ve 2 diye ayrılmış görüldüğü üzere. Niye mi? 1'de uçağı kaçırmış olan aile, 2'de nihayet eve dönebilmeyi başaracak. Bu büyük bir başarı mı? Bizce evet, neden mi? Tatile giderken İstanbul'dan kalkacak uçağı zaten kaçırmıştık, hadi bu neyse de dönüşte de Dalaman'dan kalkan uçağı kaçırınca 2 numaralı Dalaman dönüşümüzde eve dönebilmeyi garantilemeyi biz başarı saydık:) Ne oldu, nasıl oldu vallahi de anlayamadık, bugüne kadar asla böyle bir şey yaşamamıştık, İstanbul'da trafik bizi mahvetti, Fethiye'de de basiretimiz bağlandı ve pek rahat hareket ettik galiba. Neyse çok şükür sağ salim döndük yuvamıza:)


  Eve Dönüş






Fenerbahçe Parkı-Ağustos 2012

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Tatilden...3...:Kabak Koyu

Bu yıl tatilimizin içinde yer alan noktalardan biri de Fethiye'ye 12 km. mesafede bulunan Kabak Koyu oldu. Aslında iki yıl önce de Kabak Köyü'ne bir gezi yapmıştık ama Ege Bahar o dönem çok küçük olduğu için koya inmeyi tercih etmemiştik ki bu yıl bile koya kadar babasının omzunda gitmesine rağmen yürüyerek 1 saatte ancak koya varabildik.

Kabak Koyu'na ya kendi aracınızla ya da Fethiye merkezden kalkan ve Ölüdeniz'e uğradıktan sonra Faralya Köyü'e (Kelebekler Vadisi'nin üzerinde yer alan köy) giden dolmuşlarla ulaşabilirsiniz. Zaten Faralya'dan 4 km. sonra Kabak Köyü'ne ulaşıyorsunuz. Köye vardıktan sonra patika bir yoldan yaklaşık 1 saat yürüyerek vadiyi iniyorsunuz, bu süre tabii sizin hızınızla alakalı, köylüler 45 dk.da inersiniz demişlerdi ama bizim koya inişimiz 1 saati buldu.

Koya gitmek için bir diğer alternatif de tekne kiralamak olabiliyor.




Yukarıdaki iki fotoğraf Faralya Köyü'ne varmadan tepeden Kelebekler Vadisi'nin koyundan görüntüler. Daha geniş bir alanı çekmek isterdim ama uçurum kenarından ancak bu kadar görüntü yakalayabildim.


Köye vardıktan sonra tepeden koyun görüntüsü bu şekilde. Yakın gibi görünüyor ama dediğim gibi 1 saat aralıksız yürüdük. Bunun birde çıkışı var tabii:)




Daha yakın plandan koyun görüntüsü.


Kabak Köyü'nde meyveler öyle doğal yetişiyor ki, yukarıdaki fotoğraf yolda çokça rastladığımız mısır incirleri, ben mısır incirini çok severim, bu mevsimde bal gibi olurlar, ama kabuğunu soyarken dikenlerine dikkat etmek gerekiyor. Tabii yemekten görüntülemeyi unuttuğumuz bal gibi üzümler, incirlerde var. Yani patika yolu inmeniz için lazım olan enerjiyi doğa size en güzeliyle sunuyor:)


Bu da benim patikayı inerken çektiğim çileyi anlatan bir detay:) Ben yaptım siz yapmayın:)

Aslında köyü ve iniş yolunu daha önce görmüştüm ama aniden karar verip gittiğimiz için hazırlıksızdım, sıcaktan kavrulan Fethiye'ye normelde bir terlik ve bir sandaletten başka birşey götürmem. O gün sıcaklık neredeyse 42 dereceydi, tepeden aşağı inerken o sıcakta ayaklarım ter içinde kaldı, yolun toprağı da olaya eklenince bu terlikler beni mahvetti:) ayaklarım sürekli kayınca bir kere düştüm, bir kaç kere de düşme tehlikesi atlattım. Allahtan bizim yeğenler de yanımızdaydı da onların desteği ile ellerini tutarak aşağıya kadar inebildim. Komik gelebilir ama sıcaklık azalınca akşam tepeye tırmanış bana daha kolay geldi. En azından ayaklarım kaymıyordu.

Özet: Kabak Koyu'na inmek istiyorsanız terlikle gitmeyin:)

Trekkinge uygun bir spor ayakkabı ile gitmekte fayda var. Zaten koyda konaklama ile ilgili kampların sitelerini incelediğinizde bu tarz hatırlatmaları görüyorsunuz. Yani Kabak Koyu öyle şıpıdık parmak arası terliklerinizle gidilecek bir yer değil, son derece doğal bir bölge, denize ulaşmak istiyorsanız önünüzde taş, toprak, kaya dolu bir parkur var. Zaten koya indiğinizde etrafınızdaki insanlara baktığınızda herkesin doğanın güzelliğini yaşamaya geldiğini farkediyorsunuz. Etrafınızda plajlarda salınan süslü püslü bayanlardan yok, terkkingden dönmüş ve serinlemek için kendini denize atan, yoga için ayrılmış platformda yoga yapan, eline sadece kitabını ve havlusunu alıp gelmiş insanlar var. Şezlong, şemsiye gibi alıştığınız konforlarda yok. İyiki de yok, koy olabildiğince doğal...



Patika yoldan inerken bir 5 dk. dinlendik. Düşmüştüm de:) Ege Bahar'da bu arada enerji topluyor:)


Bunlar patika yolun bitiminde düzlüğe ulaştığımızda kamp alanlarıyla ilgili tabelalar. Bu tahta tabelalar çok hoşuma gitti.




Bunlar da koya yakın bir bölgede bulunan, yeni yapılmış bungalovlar. Henüz açılmamış bir kampa aitler ama denize yakın alanda bulunan bungalovlar da bu tarz. Hatta daha salaş olanları da var. Zaten daha farklı bir yapılaşmaya da izin yok. Koyda elektrikte yok, akşamları sadece dalga sesi ve kendinizle, sevdiklerinizle başbaşasınız yani.

Ayrıca buraya gelirken ihtiyacınız olan şeylere bir sırt çantası (günlük düzenlenen trekking turları için), spor ayakkabı, böcek sokmalarına karşı bir ilaç ve sineklerden korunmak için bir sprey eklemeyi unutmamak gerekiyor.


Koyda şirin bir balıkçı teknesi...


Yukarıdaki platform yoga için ayrılmış. Özellikle dikkatimi çekti, Kabak Koyu'na yoga için yurtdışından gelen çok turist vardı. Bu bölgeye özel yoga tatili programları da varmış.


Kabak Koyu'nun neşeli güzeli...


Sahildeki bungalovlar.


İşte Kabak Koyu'nun plajının görüntüsü.

Belirttiğim gibi şezlong, şemsiye falan yok. Fotoğrafta görüldüğü gibi tahtalardan yapılmış, üzerinde hasırlar bulunan gölgelikler var. Güneşten korunmak için bunların dışında bir şey yok.


Günbatımına yakın, plajdan ayrılmadan çektiğimiz son fotoğraflardan. Zaten insanı bunaltmayan, çok kalabalık olmayan plaj neredeyse boşalmıştı.

Yaşanmış değişik ve güzel bir günün  yüzümüzdeki gülümseyişiyle, doğanın güzelliği ve dalga sesleriyle bu huzuru bırakıp dönüş için yola koyulduk...

23 Ağustos 2012 Perşembe

Tatilden...2...:Girdev Yaylası ve Küçük çoban

Bu yıl tatilimizin belki de en değişik yaşanmışlığı yaylaya çıkmaktı. Torosların tepesinde 1800 metre rakımlı Girdev Yaylası beni çok etkiledi.

Girdev 70 sene önce Ağustos ayında kayınvalidemin doğduğu yayla. Fethiye yaz aylarında çok sıcak bir bölge olduğundan hala kırsal kesimde yaşayan yerli halk Haziran gibi yaylalara çıkar, Eylül sonunda yayladan döner. Kayınvalidemin de evlenene kadar yaz ayları hep Girdev'de geçmiş. Evlenip Fethiye merkeze geçtikten sonra zaman zaman yaylada ablasının misafiri olmuş. Girdev dendiği zaman gözleri dolar. İnsan hep çocukluğunun geçtiği yerleri mi arıyor bilemiyorum...82 yaşındaki ablası hala her yıl yaylasına çıkar ve üç dört ayını burada geçirir. Neyse ki zamanımızda taşıtla Fethiye'den üç saat gibi bir zamanda varılıyor. Teyzemizin anlattığına göre geçmişde köyden yola çıkılıp üç günde yürüye yürüye varılırmış, kervan gibi; develer, koyunlar, keçiler, çoluk çocuk gündüzleri yürüyerek, geceleri kırsalda konaklayarak ancak üç günde yaylaya varırlarmış.

Girdev Yaylası'na gidebilmek için önce Fethiye-Antalya karayolu'nda yer alan Seki beldesine varmanız gerekiyor. Seki beldesinin Temel Köyü'ne ulaşıldığında ve "Yayla Girdev" levhaları takip edildiğinde yaklaşık 1-1,5 saatlik bir toprak yol macerasıyla sırasıyla Döğer Yaylası'na, Kıncılar Yaylası'na ve Girdev Yaylası'na varılır.

Biz ailecek sabah 06.30 da Fethiye'den hareket ettik. Önce Seki'de bir akrabamızdan mis gibi yayla havasında büyümüş oğlaklarımızı aldık. Oğlaklar kesilirken bende kaç yıllık olduğunu bilemediğim bu muhteşem yörük evini ve bahçesini keşfe çıktım. Öyle doğal, öyle sağlıklı bir yaşamın izlerini gördüm ki anlatamam. Duvarlar samanla falan sıvanmış, odalarda oturmak ve yatmak için kullanılan yer yataklarından ve yorganlardan başka bir şey yok. Kapılar ve pencereler sedir ağaçlarından, el işçiliği ile yapılmış belli, çok uzun yıllar kullanılmalarına rağmen harika görünüyorlar.

Bahçede erik, armut, incir ağaçları...Tabii bunlardan bol bol nasiplenen bir Ege Bahar. Göz alabildiğine yeşillik ve Ağustos ayında yakmayan ama ışıl ışıl  parlayan güneş...


Seki Yaylası, Temeller Köyü'ndeki yayla evi.







Yayla evi'nin bahçesindeki taptaze meyvelerle beslenen Ege Bahar...



Bir elinde armut, bir elinde erik, kuzen Ebru'da kucaklamış, keyifler gıcır yani...


Seki'de işler halledildikten sonra güzel yayla evine ve güzel yayla insanlarına veda edip yola devam ettik...
Hala Girdev'e varamadık yani. Seki'den sonra yaklaşık 1,5 saat süren 17 km.lik toprak yoldan muhteşem manzaralar ve bazen gözlerimi kapayarak geçtiğim uçurumlar eşliğinde Girdev'e vardık.

İşte Girdev Yaylası...


Yörüklerin ağzından düşmeyen tabirle;
“Etrafı dumanlı, ortası çimenli,  kırk kurnalı, üç turnalı, zirzop yaylası”...

Fethiye'nin Toroslar üzerinde bulunan en doğal yaylasıymış Girdev, yolları hala topraktan, elektrik hala yok. Gelmesin bence, buranın doğallığı bozalmasın.

Ben eşimin ailesinin böyle bir kültürü olmasa bir haber olacağım bu yaylanın Avusturya'dan, Hollanda'dan her yıl gelen ziyaretçileri olduğunu duyunca çok şaşırdım.


Nasıl bakir, nasıl güzel, nasıl sakin...
1800 metrede, Ağustos ortasında soğuktan içinizi titreten bir hava ama tertemiz bir hava...

Fotoğraftan pek belli olmuyor ama dağlarla çevrili Girdev yaylasının ortasında kıyı uzunluğu 22 km.yi bulan bir bir göl bulunuyor. Sanıyorum mevsimden kaynaklı olarak sazlıklar iyice artmış ve gölün rengi yeşile dönmüş. Nisan-Mayıs gibi gölün rengi masmavi görünüyormuş.
Dört bir yanda koyun sürüleri...Suni yemle değil mis gibi otlarla doğal ortamında beslenen sağlıklı hayvanlar...


Bu yayla evi eşimin teyzesinin ve oğlunun ailecek yaz aylarını geçirdikleri yayla evi.Yayladaki tek tük evlerden biri işte. Kimbilir kaç yıllık...Taştan yapma sağlıklı bir ev. Araştırdığım kaynaklara göre yaklaşık yirmibeş sene öncesine kadar Fethiye'nin çevresindeki köylerden yaklaşık ikiyüz aile yaz aylarını bu yaylada geçiriyormuş. Günden güne bu sayı azalıyor. Yörüklerin yayla kültürü de maalesef yavaş yavaş kayboluyor.

Girdev'de ana kız doğayı keşfediyoruz.


Girdev'in küçük çobanı:)

Biz tatil için Fethiye'ye giderken doğal olarak tiril tiril, incecik kıyafetler aldık yanımıza. Ege Bahar'ın 6 yaşındaki ikiz kuzenleri yaylaya çıkmadan imdadımıza yetişti. Büyük müyük, aldık onların kalın kıyafetlerinden bir kaç parça yanımıza ama açıkçası Ege Bahar'ı yaylaya varır varmaz kat kat giydireceğimi tahmin etmemiştim, havanın bu kadar serin olacağına ihtimal vermemiştim. Şapkasıyla falan da küçük bir çobana benzettik bu yayla kızını.


 


 


Ege Bahar koyunların yanından uzun süre ayrılmadı.

 

 

 

Çok sevdim ben burayı çok...Huzur doldum...


Leylek sürülerini izlerken daldım gittim...

Her yerden akan buz gibi yayla sularından içip, söğüt dallarının altından koyun sürülerini izledim...


Kendimi gökyüzüne, bulutlara çok yakın hissettim...


 


Elbetteki böyle bir yaşamı ebediyen süremem, bunu biliyorum, herkesin bir yaşam şekli, düzeni var ama çok samimi söylüyorum bu koyun güden yayla kadınını, yörük yaşamını yakınen görünce hangimiz daha sağlıklı yaşıyoruz acaba diye içimden geçirdim. Et doğal, süt doğal, ekmek doğal, su bile doğal, yaylanın dört bir yanındaki kaynaklardan buz gibi su fışkırıyor.


Üstteki fotoğrafı netten aldım. Kasım-Nisan ayları arasında karlar altında kalan ve tüm ulaşım yolları kapanan Girdev, baharın gelmesiyle Nisan-Mayıs gibi heralde bu şekilde görünüyor.

Yayla turizmi Girdev'e de ulaşmış. Aslında böyle doğa harikalarının bozulmaması adına kampların sayısının artmaması gerektiğini düşünüyorum, bildiğim kadarıyla Girdev'deki tek işletme Girdevcamp. Değişik bir atmosferi soluyarak ruhunu dinlendirmek isteyenlere duyurulur.

Biz kızımla beraber bu yaz böyle bir güzellikle tanıştık. Bir sonraki seneyi iple çekiyoruz, bu sefer Ege Bahar'ın dedesinin çocukluğunun geçtiği yaylayla buluşacağız nasipse.

Yörükler yaylası Girdev...tekrar buluşabilmek dileğiyle inşallah...