Bu yıl tatilimizin belki de en değişik yaşanmışlığı yaylaya çıkmaktı. Torosların tepesinde 1800 metre rakımlı Girdev Yaylası beni çok etkiledi.
Girdev 70 sene önce Ağustos ayında kayınvalidemin doğduğu yayla. Fethiye yaz aylarında çok sıcak bir bölge olduğundan hala kırsal kesimde yaşayan yerli halk Haziran gibi yaylalara çıkar, Eylül sonunda yayladan döner. Kayınvalidemin de evlenene kadar yaz ayları hep Girdev'de geçmiş. Evlenip Fethiye merkeze geçtikten sonra zaman zaman yaylada ablasının misafiri olmuş. Girdev dendiği zaman gözleri dolar. İnsan hep çocukluğunun geçtiği yerleri mi arıyor bilemiyorum...82 yaşındaki ablası hala her yıl yaylasına çıkar ve üç dört ayını burada geçirir. Neyse ki zamanımızda taşıtla Fethiye'den üç saat gibi bir zamanda varılıyor. Teyzemizin anlattığına göre geçmişde köyden yola çıkılıp üç günde yürüye yürüye varılırmış, kervan gibi; develer, koyunlar, keçiler, çoluk çocuk gündüzleri yürüyerek, geceleri kırsalda konaklayarak ancak üç günde yaylaya varırlarmış.
Girdev Yaylası'na gidebilmek için önce Fethiye-Antalya karayolu'nda yer alan Seki beldesine varmanız gerekiyor. Seki beldesinin Temel Köyü'ne ulaşıldığında ve "Yayla Girdev" levhaları takip edildiğinde yaklaşık 1-1,5 saatlik bir toprak yol macerasıyla sırasıyla Döğer Yaylası'na, Kıncılar Yaylası'na ve Girdev Yaylası'na varılır.
Biz ailecek sabah 06.30 da Fethiye'den hareket ettik. Önce Seki'de bir akrabamızdan mis gibi yayla havasında büyümüş oğlaklarımızı aldık. Oğlaklar kesilirken bende kaç yıllık olduğunu bilemediğim bu muhteşem yörük evini ve bahçesini keşfe çıktım. Öyle doğal, öyle sağlıklı bir yaşamın izlerini gördüm ki anlatamam. Duvarlar samanla falan sıvanmış, odalarda oturmak ve yatmak için kullanılan yer yataklarından ve yorganlardan başka bir şey yok. Kapılar ve pencereler sedir ağaçlarından, el işçiliği ile yapılmış belli, çok uzun yıllar kullanılmalarına rağmen harika görünüyorlar.
Bahçede erik, armut, incir ağaçları...Tabii bunlardan bol bol nasiplenen bir Ege Bahar. Göz alabildiğine yeşillik ve Ağustos ayında yakmayan ama ışıl ışıl parlayan güneş...
Seki Yaylası, Temeller Köyü'ndeki yayla evi.
Yayla evi'nin bahçesindeki taptaze meyvelerle beslenen Ege Bahar...
Bir elinde armut, bir elinde erik, kuzen Ebru'da kucaklamış, keyifler gıcır yani...
Seki'de işler halledildikten sonra güzel yayla evine ve güzel yayla insanlarına veda edip yola devam ettik...
Hala Girdev'e varamadık yani. Seki'den sonra yaklaşık 1,5 saat süren 17 km.lik toprak yoldan muhteşem manzaralar ve bazen gözlerimi kapayarak geçtiğim uçurumlar eşliğinde Girdev'e vardık.
İşte Girdev Yaylası...
Yörüklerin ağzından düşmeyen tabirle;
“Etrafı dumanlı, ortası çimenli, kırk kurnalı, üç turnalı, zirzop yaylası”...
Fethiye'nin Toroslar üzerinde bulunan en doğal yaylasıymış Girdev, yolları hala topraktan, elektrik hala yok. Gelmesin bence, buranın doğallığı bozalmasın.
Ben eşimin ailesinin böyle bir kültürü olmasa bir haber olacağım bu yaylanın Avusturya'dan, Hollanda'dan her yıl gelen ziyaretçileri olduğunu duyunca çok şaşırdım.
Nasıl bakir, nasıl güzel, nasıl sakin...
1800 metrede, Ağustos ortasında soğuktan içinizi titreten bir hava ama tertemiz bir hava...
Fotoğraftan pek belli olmuyor ama dağlarla çevrili Girdev yaylasının ortasında kıyı uzunluğu 22 km.yi bulan bir bir göl bulunuyor. Sanıyorum mevsimden kaynaklı olarak sazlıklar iyice artmış ve gölün rengi yeşile dönmüş. Nisan-Mayıs gibi gölün rengi masmavi görünüyormuş.
Dört bir yanda koyun sürüleri...Suni yemle değil mis gibi otlarla doğal ortamında beslenen sağlıklı hayvanlar...
Bu yayla evi eşimin teyzesinin ve oğlunun ailecek yaz aylarını geçirdikleri yayla evi.Yayladaki tek tük evlerden biri işte. Kimbilir kaç yıllık...Taştan yapma sağlıklı bir ev. Araştırdığım kaynaklara göre yaklaşık yirmibeş sene öncesine kadar Fethiye'nin çevresindeki köylerden yaklaşık ikiyüz aile yaz aylarını bu yaylada geçiriyormuş. Günden güne bu sayı azalıyor. Yörüklerin yayla kültürü de maalesef yavaş yavaş kayboluyor.
Girdev'de ana kız doğayı keşfediyoruz.
Girdev'in küçük çobanı:)
Biz tatil için Fethiye'ye giderken doğal olarak tiril tiril, incecik kıyafetler aldık yanımıza. Ege Bahar'ın 6 yaşındaki ikiz kuzenleri yaylaya çıkmadan imdadımıza yetişti. Büyük müyük, aldık onların kalın kıyafetlerinden bir kaç parça yanımıza ama açıkçası Ege Bahar'ı yaylaya varır varmaz kat kat giydireceğimi tahmin etmemiştim, havanın bu kadar serin olacağına ihtimal vermemiştim. Şapkasıyla falan da küçük bir çobana benzettik bu yayla kızını.
Ege Bahar koyunların yanından uzun süre ayrılmadı.
Çok sevdim ben burayı çok...Huzur doldum...
Leylek sürülerini izlerken daldım gittim...
Her yerden akan buz gibi yayla sularından içip, söğüt dallarının altından koyun sürülerini izledim...
Kendimi gökyüzüne, bulutlara çok yakın hissettim...
Elbetteki böyle bir yaşamı ebediyen süremem, bunu biliyorum, herkesin bir yaşam şekli, düzeni var ama çok samimi söylüyorum bu koyun güden yayla kadınını, yörük yaşamını yakınen görünce hangimiz daha sağlıklı yaşıyoruz acaba diye içimden geçirdim. Et doğal, süt doğal, ekmek doğal, su bile doğal, yaylanın dört bir yanındaki kaynaklardan buz gibi su fışkırıyor.
Üstteki fotoğrafı netten aldım. Kasım-Nisan ayları arasında karlar altında kalan ve tüm ulaşım yolları kapanan Girdev, baharın gelmesiyle Nisan-Mayıs gibi heralde bu şekilde görünüyor.
Yayla turizmi Girdev'e de ulaşmış. Aslında böyle doğa harikalarının bozulmaması adına kampların sayısının artmaması gerektiğini düşünüyorum, bildiğim kadarıyla Girdev'deki tek işletme Girdevcamp. Değişik bir atmosferi soluyarak ruhunu dinlendirmek isteyenlere duyurulur.
Biz kızımla beraber bu yaz böyle bir güzellikle tanıştık. Bir sonraki seneyi iple çekiyoruz, bu sefer Ege Bahar'ın dedesinin çocukluğunun geçtiği yaylayla buluşacağız nasipse.
Yörükler yaylası Girdev...tekrar buluşabilmek dileğiyle inşallah...