
Ben köpeklerden çok korkarım, yolumun 1 km. uzayacağını bilsem hiç üşenmem yön değiştiririm. Belli mi olur canım, hart diye bi ısırırsa:)) Hatta huzursuz uyuduğum gecelerde rüyalarımda hep elimi kolumu köpeklere kaptırdığımı görürüm...
Ama kedicikler öyle mi??? Tatlı tatlı sokulurlar insana...Evimde kedi beslemiyorum çünkü açıkçası tüy olayı beni çok rahatsız ediyor. Ama çokkkk severim kedileri...hatta uzaklarında olmak şartıyla kaplan, leopar, çita vb. gibi tüm kedigiller ailesini.
Fotoğraftaki tatlişko benim sabahları işe giderken rastladığım 5 tatlişkodan biri. Bir tatlişko anneleri, 4 tatlişko da o anneden doğma kardeşler. Ufacık hallerini biliyorum hepsinin. Maşallah dana kadar oldular ama anacıkları hep yanlarında. Sabahları işe giderken genellikle Bostancı'daki balıkçıların önünden bir öğretmen arkadaşım alıyor beni ve okula birlikte gidiyoruz, çünkü benim araba kullanma maceralarım oldukça hoş:))) neyse işte, sanırım bu kedicikleri de oradaki balıkçılar, büfelerde atıştıran insanlar besliyor olmalılar ki, beş altı aydır bu çevreden hiç ayrılmıyorlar. Sabah sabah nasıl kıpır kıpırlar, nasıl insana alışıklar anlatamam. Bu sabah çantamda yiyecek birşey olmadığına çok üzüldüm, resmen ayaklarıma dolandılar. Bende bari fotoğraflarını çekeyim dedim, aman nasıl hareketliler, bir türlü birarada fotoğraflarını çekemedim. En son bitanesini böyle yakaladım.
Sonra okula doğru yol alırken geçenlerde bir öğrencimin yaşadığı olay aklıma geldi;
Sınıfta birden yığılıp kalmış, öğrenciler haber verdiğinde hemen yanına gittim, ne göreyim zangır zangır titriyor...Sabah saatleriydi, muhtemelen kahvaltı yapmamıştı ve şekeri düşmüştü, birkaç defa şeker düşmesinden dolayı bayıldığını da öğrenince hemen birkaç tane bisküvi verdik ve annesine durumu haber verdik. Rahatça uzanarak beklemesi için müdür yardımcımızın odasına aldık, koltukları birleştirdik vs. Ben bu olayın ardından derse girdim, ders bitti teneffüse çıktık tam diğer derse gireceğiz bir baktım öğrencimiz hala yatıyor. Ne gelen var ne giden... ----- hala neden burdasın , annen hala gelemedi mi dediğimde aldığım cevap: "öğretmenim gamsız kadın, n'olcak, kahvesini içmeden, kendine gelmeden gelemez, kahvesini içiyordur" oldu. DONNNNKKKK!!!! kafama bir balyoz yedim resmen...Nasıl yani dedim...gözlerim doldu...gelmek üzeredir falan diye toparlamaya çalıştım. Problemli bir aile yaşantısı olduğunu biliyordum zaten, anne, baba ayrıydı, 3 yıldır toplantılarda ne annesini ne babasını görmemiştik ki. Sağolsun hep babaanne geliyordu. Ama bu sözleri beni çokkkk üzdü, içim burkuldu, birçoğumuz hep başımıza ne gelirse annemizin hemen koşacağını düşünürüz ama 17 yaşındaki bu öğrencim artık öyle birşey beklemiyor bile...
Sonra ne mi oldu, bir ders daha bitti ve yaklaşık 2 saat sonra anne geldi çocuğunu aldı. Ev ile okul arası arabayla yaklaşık 15-20 dk.lık bir mesafeydi...
İşte okula gidene kadar yolda bunları düşündüm...danaş olmuş 4 kediciğin anneleri hep onlarla, hele ki miniklerken yanlarına yanaştırmıyordu. Allah nasıl bir içgüdü, nasıl bir koruma ve şefkat duygusu veriyorsa artık...benim öğrenciminse öyle bir beklentisi bile yok...
Bu olayı yaşadığımız gün o anneye öyle kızdım ki anlatamam...Bütün gün aklımdan çıkmadı. Ama kimseye haksızlıkta etmek istemem, arkasından gelen günlerde de "acaba o kadın neler yaşadı ki bu hale geldi" diye de düşündüm...
Bugün koridorda öğrencime rastladım. Doktora gidip gitmediğini sordum. Kontrolleri yapılmış, sonuç Hipoglisemi...Ben etrafımdaki birçok şeker hastasına baktığımda çok hassas, stresli, çabuk üzülen, aşırı duygusal insanlar olduklarını gözlemliyorum. Belki de bana hep böyleleri denk geldi, bilemiyorum. Aman ha arkadaşlar ne gelirse üzüntüden, stresten geliyor valla. Sağlığımıza özellikle de ruh sağlığımıza çok dikkat etmek gerekiyor...
Bir kedicikten nerelere geldim:)))
Ama anlatmazsam, paylaşmazsam olmazdı...Çok ama çok üzüldüm gerçekten...
ve son olarak o öğrencime pırıl pırıl, mutluluk dolu bir hayat diliyorum...