22 Ocak 2009 Perşembe

pembe pembe pespembe...

Detaylı ultrasona girdiğimden beri bu deniz kabuğu gibiyim. Kabuğuma çekildim ama içim, düşüncelerim bu kabuğun içi gibi pespembe...Hemen yazamadım, kötü haberler aldığımdan değil ama ufak birşey canımı sıktı, o gece çok bunaldım, ertesi gün hep pozitif düşünmeye başladım...
Pazartesi hastanede tam saatinde ultrasona girdim. Bizim cadı döndü yine poposunu, kol, bacak, beyin, beyincik ve bir sürü organı görülüyor ama kalbi ve yüzü pozisyonundan dolayı incelenemiyor, doktor 20-25 dk. baktı sonra da yarım saat sonra tekrar bakacağız dedi. Ok dedik, birşeyler atıştırmaya gittik, yarım saat sonra tekrar ultrasona girdim, bu defa duruşu kalbini incelemeye yetti ama yüzünü dönmedi yine benim nazlı kızım. Rapor yazılabilmesi için dudak, burun kemiği ve göz gibi kısımlara da bakılması gerekiyor, artık üçüncü girişimde daha fazla inat etmedi ve doktorumuz bebeişimizin gayet sağlıklı olduğunu açıkladı:))) Fakat son kontrolde durup durup dikkatlice birşeyler dinledi ve monitörden izledi, bu tabi ki benim ve kocişin gözünden kaçmadı. Rapor yazmak için doktorumuz bizi odasına aldığında 26. haftada beni tekrar görmek istediğini söyledi. Açıklaması "annesi bebeğinizin herşeyi çok normal, gelişimi gayet güzel, fakat her iki uterin arter doppler tetkikinde direnç mevcut" oldu. Ben doğal olarak biraz daha açıklamasını istedim, o da, gebelerde her iki rahim atardamarının da sahip olduğu direncin 20-21. hafta civarında azalması gerektiğini ama bende direncin aynı devam ettiğini, bunun benim gebeliğime has bir durum olabileceğini ve kişiye bağlı olarak bu direncin düşmesinin 23. veya 25. haftaya kadar uzayabileceğini söyledi. Fakat 26. haftadan sonra aynı direnç devam ederse bu bebekte gelişme geriliğine, erken doğuma veya preeklampsiye neden olabilirmiş...Bu nedenle raporunda 26. haftada bir kez daha detaylı ultrasonografi önerdi. O an onun anlatışıyla biraz rahatlayıp raporu kendi doktoruma götürdüm, o da aynı öneride bulundu ama çok korkulacak bir durum olmadığını, düzenli tansiyon takibiyle ve düzenli kontrollerle aşılabileceğini söyledi. Zaten kesin bir tanı olmadığından bir iki hafta içinde düzelebileceğini tekrar tekrar söyledi.
3-4 saat hastanede kalmanın vermiş olduğu sıkıntıyla hemen çıkmak istedim, karnım çok acıkmıştı, kocişle birşeyler yedikten sonra, Capitol'e gittik, biraz bebişe biraz bana birşeyler alıp kafamı dağıttım ama eve gelince sinirlerim bozuldu, raporu okuyup okuyup ağlamaya başladım...Benim bebişimin herşeyi normalken, noluyor bu uterin arterlerime diye:))) Neyse o gece pek rahat uyuyamadım ama ertesi gün eğer çok ciddi acil bir durum olsaydı bu adam beni 4 hafta sonra değil, birkaç gün içinde görmek isterdi diye düşünmeye başladım.
Şimdi daha iyiyim, kabuğuma çekilmiştim ama dediğim gibi hep pembe düşündüm. Yine de şu an çok soru var kafamda, acaba ikinci detaylı ultrasonumu başka bir doktora mı inceletsem, 26. haftaya kadar beklemeden önümüzdeki günlerde başka bir doktora mı gözüksem vs. vs.
Miniğim de öyle tatlı ki bu aralar, annesi sabahları onun hareketlerine uyanıyor ve ona benim yüzümden birşey olursa diye çok korkuyor ama hep pembe düşünüyor...Bunları yazarken de gözleri doluyor...
Bunların dışında yarın okullar tatile giriyor, bugün karnelerimiz basıldı ve sınıf öğretmeni olduğumuz sınıflardaki öğrenciler için görüşlerimizi karnelerine yazdık. Herşeyimiz hazır, yarın öğleden önce dağıtıp tatile gireceğiz inşallah...
Dün ve bugün okulda sayılı öğrenci vardı, öğleden sonra okuldan çıktık, okuldaki en yakın iki arkadaşımın birinin evinde üçümüz yemek keyfi yaptık. Menümüzde humus, kısır, patates kızartması, makarna, içli köfte, aşure vardı. Daha ne olsun değil mi:))) Eve vardığımızda hepimiz öyle açtık ki deli gibi yedik. Öyle doldurmuşum ki midemi akşam yemek yiyemedim:)))
İşte böyleydi son birkaç günüm...Kafa karışık ama düşünceler hep pespembe...

18 Ocak 2009 Pazar

Yarın detaylı ultrasonumuz var!!!


Biraz önce okulla ilgili tüm işlerimi çok şükür bitirdim:))) okulda çıktılarını alıp, kontrol edince bu dönemi kapatmış olacağım:)))
Aslında içim kıpır kıpır...Bugün 22. haftamıza girdik ve yarın tatlı kızımızın detaylı ultrasonu var. Minik minik ellerine, kalbine, gözlerine, bütün organlarına bakılacakmış. Umarım anneciğiyle babacığına poposunu dönmez de güzel bir resim verir:)))
Yukarıdaki fotoğrafı internetten buldum. Bayıldım valla, daha ne modeller var...Öyle hayıflandım ki örgü bilmediğime, yoksa neler yapardım miniğime...Belki bu vesileyle öğrenirim diyeceğim ama annemde anlamıyor ki:))) Çok güzel danteller yapar, örgüye gelince klasik örgü modellerinin dışında olan bu tarz modelleri o da bilmiyor.
Neyse, İnşallah yarın herşey yolunda gider ve bebişimizden hayırlı, mutlu haberlerle döneriz...

17 Ocak 2009 Cumartesi

Dönem sonu yoğunluğu...


Merhabalarrrrr......

Bugünlerde 1. dönemin sonuna yaklaştığımız için o kadar yoğunum ki...Dün gece sabaha kadar sınav kağıdı okudum, bugün öğlene kadar mışıl mışıl uyudum. Kağıtları gece daha rahat, daha konsantre okuyorum. Hayırlısıyla son 150 sayfamdayım:))) Yarın not ortalamalarını verip, pazartesi çıktılarını alıp, son kontrollerimi yaptıktan sonra bir "ohhh beeee" diyeceğim inşallah...Ardından da 15 gün keyif yapacağım:)))
İşte bu yoğunluk nedeniyle birkaç gündür sizleri hiç okuyamadım, hiç yorum yapamadım...ama en azından 5dk. birşeyler yazayım da biraz rahatlayayım dedim...neler yaptınız, nasılsınız diye hepinizi tek tek okuyacağım...
Fotoğrafa gelince biraz önce internette buldum. Profesörün sınav kağıdına yazdığı notların birincisi çok hoşuma gitti:))) ben de paylaşmak istedim....
Sevgiler...

13 Ocak 2009 Salı

Bir garip hallerdeyim...

Bu aralar durgunum biraz...hatta durgun değilim ben, gerginim biraz...tuhaf rüyalar görüyorum, rüyalarımdaki çığlıklarımı, feryatlarımı gerçek sanıp uyanıyorum...

Haftasonu hep hastaydım. Neyim vardı anlayamadım. Tuvalete taşınmaktan yatağımda bile rahat yatamadım. Yine böbrek taşlarım yerinden oynadı diye aklım çıktı; şu an ilaç alamam ki ben...Allahım o nasıl bir acıdır anlatamam...Dha önce doya doya çektim o sancıyı. Şimdi bir böbreğimde 4, diğerinde 5 tane taşla (çok büyük değiller) birlikte yaşamaktayım:)) Sıcak su torbaları, bitki çayları içe içe pazartesi kendime geldim. Dedim ya anlayamadım, böbreklerim ağrıyor gibi hissettim ama ağrı belimi ve kasıklarımı sarınca bebişime birşey olacak sandım...nasıl korktum...dua ettim...onu nasıl sevdiğimi, benim için ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anladım...

Geçen haftadan beri okulumuzda sınav haftamız. Aynı üniversitelerdeki vize- final haftaları gibi uyguluyoruz sınavlarımızı. İdare tarafından bir sınav takvimi çıkarılıyor, gün içinde 3. ve 6. saatlerde aynı anda tüm sınıflar sınava giriyor. Sınav komisyonunda çalışırken, gözetmenken, kağıtları okurken çok yoruldum bu hafta.Hala bir yığın kağıt çantamın içinden çıkarılıp okunmayı bekliyor. Bitirirsem inşallah haftasonu ortalamaları vereceğim...

Müdür bazen abuk sabuk laflar edip beni daraltıyor. Dörtgözle önce yarıyıl tatilini, sonra da doğum öncesi iznimi bekliyorum. Doğum öncesi 2 ay olan iznimi 32. haftamı doldurur doldurmaz alacağım. Nasıl olsa ücretli izin, birgün bile fazladan gitmek istemiyorum!!!

Dün okul çıkışı attım kendimi sokaklara...Hazır indirim zamanı biraz alışveriş yapayım da belki açılırım dedim... Akıllı Turkuaz sana hangi kıyafet oluyor ki şimdi diye düşünemedim tabi ki:)) Gelecek yıl giymek için bir hırka aldım kendime, heralde o zamana kadar zayıflarım düşüncesiyle:) Çok şeyde gözüm kaldı, nasıl indirimde bütün mağazalar, almayanı dövüyorlar valla:)) ama düşündüm de çok anlamsız geldi bu halimle alışveriş yapmak, sen şimdi bebişine hazırlık yap dedim kendi kendime ve tatlı kızıma bikaç parça cici aldım yine...Bide pembe patikleri var ki içini yumuşatıyor insanın...

Bunlar bizim kızın cicileri...

Dedim ya anlamsız bir gerginlik sardı beni. Bugün okuldayken kocişi aradım gelip beni alması için. Alıp alamayacağını da sordum, bir işi varsa engel olmamak için. Ok deyince özellikle geç kalmaması için iki defa çıkacağım saati söyledim. 15. DK. GEÇ KALDI...Çok kızdım, suratımı astım. En sevmediğim şey birini bekletmek veya birini beklemektir. Çok dikkat ederim geç kalmamaya. Eve gelinceye kadar konuşmadım, kociş espriler yapıyor ama kapadım kulaklarımı da. Dedi ki "karıcım 15 dk. geciktim, 15 dk. surat yap lütfen" :)) ama ne yaptıysa gülmedi yüzüm...Şimdi bu kociş karıcına balık almaya gitti Omega 3, Omega 6 alsında, iyi beslensin diye...Ben giderken onu öpmedim bile:(((

Valla kaprisli, gıcık biri değilim ben normalde...Kociş gittiğinden beri düşünüyorum, şu an anormal olan benim diye...

Şimdi gidip miniğimin pembe patiklerine bakıcam ve gülümseyeceğim...Gelince kocişi öpcem...Yarın gülerek uyanıcam...gece kötü rüyalar görmicem...

Bir daha ki yazımı da mutlu mutlu yazıcam...

not: 10 dk. önce kociş bir elinde balık poşeti, bir elinde bir demet çiçekle eve geldi:))) bende öpücükledim onu...

7 Ocak 2009 Çarşamba

Kedicikler ve öğrencim...


Ben köpeklerden çok korkarım, yolumun 1 km. uzayacağını bilsem hiç üşenmem yön değiştiririm. Belli mi olur canım, hart diye bi ısırırsa:)) Hatta huzursuz uyuduğum gecelerde rüyalarımda hep elimi kolumu köpeklere kaptırdığımı görürüm...
Ama kedicikler öyle mi??? Tatlı tatlı sokulurlar insana...Evimde kedi beslemiyorum çünkü açıkçası tüy olayı beni çok rahatsız ediyor. Ama çokkkk severim kedileri...hatta uzaklarında olmak şartıyla kaplan, leopar, çita vb. gibi tüm kedigiller ailesini.
Fotoğraftaki tatlişko benim sabahları işe giderken rastladığım 5 tatlişkodan biri. Bir tatlişko anneleri, 4 tatlişko da o anneden doğma kardeşler. Ufacık hallerini biliyorum hepsinin. Maşallah dana kadar oldular ama anacıkları hep yanlarında. Sabahları işe giderken genellikle Bostancı'daki balıkçıların önünden bir öğretmen arkadaşım alıyor beni ve okula birlikte gidiyoruz, çünkü benim araba kullanma maceralarım oldukça hoş:))) neyse işte, sanırım bu kedicikleri de oradaki balıkçılar, büfelerde atıştıran insanlar besliyor olmalılar ki, beş altı aydır bu çevreden hiç ayrılmıyorlar. Sabah sabah nasıl kıpır kıpırlar, nasıl insana alışıklar anlatamam. Bu sabah çantamda yiyecek birşey olmadığına çok üzüldüm, resmen ayaklarıma dolandılar. Bende bari fotoğraflarını çekeyim dedim, aman nasıl hareketliler, bir türlü birarada fotoğraflarını çekemedim. En son bitanesini böyle yakaladım.
Sonra okula doğru yol alırken geçenlerde bir öğrencimin yaşadığı olay aklıma geldi;
Sınıfta birden yığılıp kalmış, öğrenciler haber verdiğinde hemen yanına gittim, ne göreyim zangır zangır titriyor...Sabah saatleriydi, muhtemelen kahvaltı yapmamıştı ve şekeri düşmüştü, birkaç defa şeker düşmesinden dolayı bayıldığını da öğrenince hemen birkaç tane bisküvi verdik ve annesine durumu haber verdik. Rahatça uzanarak beklemesi için müdür yardımcımızın odasına aldık, koltukları birleştirdik vs. Ben bu olayın ardından derse girdim, ders bitti teneffüse çıktık tam diğer derse gireceğiz bir baktım öğrencimiz hala yatıyor. Ne gelen var ne giden... ----- hala neden burdasın , annen hala gelemedi mi dediğimde aldığım cevap: "öğretmenim gamsız kadın, n'olcak, kahvesini içmeden, kendine gelmeden gelemez, kahvesini içiyordur" oldu. DONNNNKKKK!!!! kafama bir balyoz yedim resmen...Nasıl yani dedim...gözlerim doldu...gelmek üzeredir falan diye toparlamaya çalıştım. Problemli bir aile yaşantısı olduğunu biliyordum zaten, anne, baba ayrıydı, 3 yıldır toplantılarda ne annesini ne babasını görmemiştik ki. Sağolsun hep babaanne geliyordu. Ama bu sözleri beni çokkkk üzdü, içim burkuldu, birçoğumuz hep başımıza ne gelirse annemizin hemen koşacağını düşünürüz ama 17 yaşındaki bu öğrencim artık öyle birşey beklemiyor bile...
Sonra ne mi oldu, bir ders daha bitti ve yaklaşık 2 saat sonra anne geldi çocuğunu aldı. Ev ile okul arası arabayla yaklaşık 15-20 dk.lık bir mesafeydi...
İşte okula gidene kadar yolda bunları düşündüm...danaş olmuş 4 kediciğin anneleri hep onlarla, hele ki miniklerken yanlarına yanaştırmıyordu. Allah nasıl bir içgüdü, nasıl bir koruma ve şefkat duygusu veriyorsa artık...benim öğrenciminse öyle bir beklentisi bile yok...
Bu olayı yaşadığımız gün o anneye öyle kızdım ki anlatamam...Bütün gün aklımdan çıkmadı. Ama kimseye haksızlıkta etmek istemem, arkasından gelen günlerde de "acaba o kadın neler yaşadı ki bu hale geldi" diye de düşündüm...
Bugün koridorda öğrencime rastladım. Doktora gidip gitmediğini sordum. Kontrolleri yapılmış, sonuç Hipoglisemi...Ben etrafımdaki birçok şeker hastasına baktığımda çok hassas, stresli, çabuk üzülen, aşırı duygusal insanlar olduklarını gözlemliyorum. Belki de bana hep böyleleri denk geldi, bilemiyorum. Aman ha arkadaşlar ne gelirse üzüntüden, stresten geliyor valla. Sağlığımıza özellikle de ruh sağlığımıza çok dikkat etmek gerekiyor...
Bir kedicikten nerelere geldim:)))
Ama anlatmazsam, paylaşmazsam olmazdı...Çok ama çok üzüldüm gerçekten...
ve son olarak o öğrencime pırıl pırıl, mutluluk dolu bir hayat diliyorum...

5 Ocak 2009 Pazartesi

BİR BEBİŞ HİKAYESİ...

Bugün hamileliğimin 20. haftasına girmiş bulunuyorum. Her ne kadar uyuşuk kızımız "ben buradayım" hareketlerine başlamamış olsa da, büyüyen karnımın etkisiyle de artık hamileliğimi iyiden iyiye hissediyorum. Pes daha yeni mi hissediyorsun diye düşünenler olabilir tabi ki:))) Çok şükür problemsiz bir 20 hafta yaşadığım için bana hamile olduğumu bariz bir şekilde hissettirecek olaylar yaşamadım. Bir kere bile midem bulanmadı ve çıkarmadım, halsizlik, başdönmesi gibi sorunlarım olmadı. Bir iki kere yaşadığım şiddetli baş ağrımı saymazsak (ki yaklaşık 10 saat falan aralıksız sürdü, artan kan basıncından kaynaklanırmış) normal hayatım aynı şekilde devam etti. Bedensel değişikliklere gelince normal bir seyirde kilo alıyorum, hatta yarım kilo önden gidiyorum. 5,5 kilo aldım ama o kadar çabuk acıkıyorum ki Allah sonumu hayır etsin:))) Şunu isterim, ayyy şöyle ekşi ekşi bir erik olsa da yesem gibi aşerme durumları da yaşamadım. Her türlü tatlıyı, çikolatayı çok seven ben hep tuzlu yemeklere yöneldim. Dediğim gibi çok çabuk acıktığımdan hep doyurucu, besleyici özelliği olan gıdalara saldırdım:))) Karnım doysun da onu da, bunu da, şunu da yerim durumundaydım. Hiç birşeyden iğrenmedim, koku hassasiyeti yaşamadım. Bir ara hamile olduğumdan bile şüphelendim:)))
Duygusal değişikliklere gelince, şu ana kadar yine çok etkilendiğimi söyleyemem ama şu aralar bazı sabahlar aşırı sinirli ve gergin uyanabiliyorum.


Dediğim gibi Allah'a çok şükür bebişimiz bana hiç sorun yaşatmadı, umarım önümüzdeki zaman sürecinde de aynı şekilde devam ederiz. Şu an çocuk sahibi olan arkadaşlarımdan bazılarının hamilelik dönemlerini gördüğümde nasıl korktuğumu hatırlıyorum. Hamilelik dönemi ne zor birşeymiş, ben nasıl dayanırım diye düşünür dururdum ama gördüm ki söylenilenler doğruymuş ve herkesin hamilelik serüveni farklıymış. Gelecek aylarda ne düşünüyor olacağım bilemem ama şu an olmayan kıyafetlerimin dışında herşey çok keyifli, çok güzelll:))) Bir de bebişimizin hareketlerini hissedersem çok daha mutlu olacağım. Gerçi doktorum "ilk gebeliklerde hareketleri hissetmek 22. haftaya kadar uzayabilir" demişti ama ben sabırsızlanıyorum işte...


Eylül başı gibi hamile kaldım ve Allah nasip ederse Mayıs sonu gibi kucağımızda olacak kızımız. Yani en sevdiğim mevsim olan baharda:))) Ben şanslı insanlardanım istediğim an beklemeden hamile kaldım, Allah'tan isteyen herkese bekletmeden, hemen bu güzel duyguyu yaşatmasını diliyorum...


Aşağıdaki fotoğraf bizim ilk ultrason görüntümüz. 13 Ekim 2008 tarihli, bebişimiz 6,5 haftalık ve bir pirinç tanesi kadarcık:))




Hamilelik testimi (Beta-HCG) MedicalPark Göztepe Hastanesi'nde(24.09.2008), ilk ultrason kontrolümü Medipol Hastanesi'nde, daha sonrasında şimdiye kadar ki kontrollerimi Kadıköy Şifa Hastanesi'nde yaptırdım. İlk zamanlar çok dolaştım biliyorum ama artık içim çok rahat, doktorum çok tatlı ve ilgili bir insan. Zaten 2 senedir rutin kontrollerimi de kendisi yapıyordu ama hastane değiştirince onu bulmam biraz zaman aldı.

İkinci ultrason kontrolümüz 19.11.2008'de yapıldı, miniğimiz 12 haftalıktı ve o gün ilk defa bebeğimizin o muazzam taklalarına şahit olduk:))) Aman Allahım fırıldak gibi dönüp duruyordu anneciğinin karnında:))) ve çok şükür herşey yolundaydı. Doktorumuz 11-14 testini (ikili test) istedi ve sonucumuz 1/14.000 anormaliteyi gösteriyordu. Yani sonuç çok güzeldi:))) Bir de doktorumuz çok emin olmamakla birlikte bize bebeğimizin kız olabileceğini fısıldadı:)))


Üçüncü kontrolümüz 15.12.2008'de yapıldı. Hanımefendi sakladı kendini, yüzünü göstermedi...ama bu sefer ufak bir yanılma payıyla birlikte nazlı bir kız geliyor dedi doktorumuz:))) çokkkk sevindik, hep sağlıklı olmasını dilemiştim, kız-erkek hiç önemli değildi ama bi tarafım sessizce, gizlice hep kız diyordu zaten...16. haftadaydık ve üçlü test bu dönemde (16-18. haftalar) yapılıyormuş, doktorumuz bize artı ve eksilerini anlatıp tercihi bize bıraktı. İkili test %85 doğru sonuç veriyormuş, üçlü test daha eski bir yöntem olup tekbaşına yaklaşık %65 doğru sonuç veriyormuş. İkili testin ardından üçlü test de yapılıp değerler karşılaştırılınca %95 doğru sonuç alınıyormuş. Açıkçası ikili testin %85 duyarlılığının benim için yeterli olduğunu düşünüp üçlü testi yaptırmadım ben. Doktorumuz da bu durum da en azından üçlü testin içinde yer alan AFP miktarını ölçtürmemizi istedi ve onu yaptırdık. Çok şükür ki AFP sonucumuz da güzel çıktı...


Şimdi sırada dördüncü kontrolümüz var. 19.01.2009'da yapılacak olan bu kontrolde 22. haftamızda olacağız ve detaylı ultrason yapılıp miniğimizin bütün organlarının gelişimi izlenecek. Heyecanla bekliyoruz...


Bu arada dediğim gibi karnım gitgide büyüyor, sanki zaman çok hızlı akıyor, bir bakıcam bebiş kucağım da olacak diye düşündüğümden midir, yoksa zaten bir alışverişkolik olduğumdan mıdır bilemiyorum atıyorum kendimi bebek mağazalarına. Kendim için alışverişe çıkmaya bayılan ben artık sadece bebeşimize alayım da alayım istiyorum. Daha çok erken alma diyenler oluyor etrafımda, ama bana ne yaaaa...alcam işte diyorum:))) İşte aldıklarımızın bir kısmı aşağıda:))) Genellikle sarılı, yeşilli, beyaz üzerine karışık renkli kıyafetler tercih ediyorum. Neden mi??? Öyle hikayeler duydum ki kız sanılıp erkek doğan, erkek sanılıp kız doğan bebekler...Çok az ihtimalle de olsa hala olabiliyormuş...Bu nedenle detaylı ultrasonu da dört gözle bekliyorum:)))


Bu da babişinin kızına taaa Chicago'dan getirdiği yumuşacık battaniyesi...


İşte bizim şimdiye kadar ki hikayemiz böyle...Devamı gelecek:)))

1 Ocak 2009 Perşembe

Bitaneciğimin yeniyıl hediyesi

Bugün 2009'un ilk günü. Ohhh ne güzel iş güç yok, erken kalkcam telaşı yok:))) doya doya uyudum valla...
Kocişim yeniyıl hediyesi olarak uzun süredir istediğim IPOD nano almış bana:))) Hem de pembeeeeee:)))
Bir ara fotoğraf makinamı alınca da (o da pembe) uzun süre düşürmemiştim elimden. Küçük çocukların oyuncaklarını bırakmamaları gibi, ben nereye fotoğraf makinam oraya idi. Şimdi de pembe IPOD'umla salınırım artık ortalarda:)))
Tatlı kocişim çokkkkkkkk teşekkür ederim...
Bu yıla mutlu başladım, umarım hep böyle devam eder...