29 Ağustos 2012 Çarşamba

Tatilden...3...:Kabak Koyu

Bu yıl tatilimizin içinde yer alan noktalardan biri de Fethiye'ye 12 km. mesafede bulunan Kabak Koyu oldu. Aslında iki yıl önce de Kabak Köyü'ne bir gezi yapmıştık ama Ege Bahar o dönem çok küçük olduğu için koya inmeyi tercih etmemiştik ki bu yıl bile koya kadar babasının omzunda gitmesine rağmen yürüyerek 1 saatte ancak koya varabildik.

Kabak Koyu'na ya kendi aracınızla ya da Fethiye merkezden kalkan ve Ölüdeniz'e uğradıktan sonra Faralya Köyü'e (Kelebekler Vadisi'nin üzerinde yer alan köy) giden dolmuşlarla ulaşabilirsiniz. Zaten Faralya'dan 4 km. sonra Kabak Köyü'ne ulaşıyorsunuz. Köye vardıktan sonra patika bir yoldan yaklaşık 1 saat yürüyerek vadiyi iniyorsunuz, bu süre tabii sizin hızınızla alakalı, köylüler 45 dk.da inersiniz demişlerdi ama bizim koya inişimiz 1 saati buldu.

Koya gitmek için bir diğer alternatif de tekne kiralamak olabiliyor.




Yukarıdaki iki fotoğraf Faralya Köyü'ne varmadan tepeden Kelebekler Vadisi'nin koyundan görüntüler. Daha geniş bir alanı çekmek isterdim ama uçurum kenarından ancak bu kadar görüntü yakalayabildim.


Köye vardıktan sonra tepeden koyun görüntüsü bu şekilde. Yakın gibi görünüyor ama dediğim gibi 1 saat aralıksız yürüdük. Bunun birde çıkışı var tabii:)




Daha yakın plandan koyun görüntüsü.


Kabak Köyü'nde meyveler öyle doğal yetişiyor ki, yukarıdaki fotoğraf yolda çokça rastladığımız mısır incirleri, ben mısır incirini çok severim, bu mevsimde bal gibi olurlar, ama kabuğunu soyarken dikenlerine dikkat etmek gerekiyor. Tabii yemekten görüntülemeyi unuttuğumuz bal gibi üzümler, incirlerde var. Yani patika yolu inmeniz için lazım olan enerjiyi doğa size en güzeliyle sunuyor:)


Bu da benim patikayı inerken çektiğim çileyi anlatan bir detay:) Ben yaptım siz yapmayın:)

Aslında köyü ve iniş yolunu daha önce görmüştüm ama aniden karar verip gittiğimiz için hazırlıksızdım, sıcaktan kavrulan Fethiye'ye normelde bir terlik ve bir sandaletten başka birşey götürmem. O gün sıcaklık neredeyse 42 dereceydi, tepeden aşağı inerken o sıcakta ayaklarım ter içinde kaldı, yolun toprağı da olaya eklenince bu terlikler beni mahvetti:) ayaklarım sürekli kayınca bir kere düştüm, bir kaç kere de düşme tehlikesi atlattım. Allahtan bizim yeğenler de yanımızdaydı da onların desteği ile ellerini tutarak aşağıya kadar inebildim. Komik gelebilir ama sıcaklık azalınca akşam tepeye tırmanış bana daha kolay geldi. En azından ayaklarım kaymıyordu.

Özet: Kabak Koyu'na inmek istiyorsanız terlikle gitmeyin:)

Trekkinge uygun bir spor ayakkabı ile gitmekte fayda var. Zaten koyda konaklama ile ilgili kampların sitelerini incelediğinizde bu tarz hatırlatmaları görüyorsunuz. Yani Kabak Koyu öyle şıpıdık parmak arası terliklerinizle gidilecek bir yer değil, son derece doğal bir bölge, denize ulaşmak istiyorsanız önünüzde taş, toprak, kaya dolu bir parkur var. Zaten koya indiğinizde etrafınızdaki insanlara baktığınızda herkesin doğanın güzelliğini yaşamaya geldiğini farkediyorsunuz. Etrafınızda plajlarda salınan süslü püslü bayanlardan yok, terkkingden dönmüş ve serinlemek için kendini denize atan, yoga için ayrılmış platformda yoga yapan, eline sadece kitabını ve havlusunu alıp gelmiş insanlar var. Şezlong, şemsiye gibi alıştığınız konforlarda yok. İyiki de yok, koy olabildiğince doğal...



Patika yoldan inerken bir 5 dk. dinlendik. Düşmüştüm de:) Ege Bahar'da bu arada enerji topluyor:)


Bunlar patika yolun bitiminde düzlüğe ulaştığımızda kamp alanlarıyla ilgili tabelalar. Bu tahta tabelalar çok hoşuma gitti.




Bunlar da koya yakın bir bölgede bulunan, yeni yapılmış bungalovlar. Henüz açılmamış bir kampa aitler ama denize yakın alanda bulunan bungalovlar da bu tarz. Hatta daha salaş olanları da var. Zaten daha farklı bir yapılaşmaya da izin yok. Koyda elektrikte yok, akşamları sadece dalga sesi ve kendinizle, sevdiklerinizle başbaşasınız yani.

Ayrıca buraya gelirken ihtiyacınız olan şeylere bir sırt çantası (günlük düzenlenen trekking turları için), spor ayakkabı, böcek sokmalarına karşı bir ilaç ve sineklerden korunmak için bir sprey eklemeyi unutmamak gerekiyor.


Koyda şirin bir balıkçı teknesi...


Yukarıdaki platform yoga için ayrılmış. Özellikle dikkatimi çekti, Kabak Koyu'na yoga için yurtdışından gelen çok turist vardı. Bu bölgeye özel yoga tatili programları da varmış.


Kabak Koyu'nun neşeli güzeli...


Sahildeki bungalovlar.


İşte Kabak Koyu'nun plajının görüntüsü.

Belirttiğim gibi şezlong, şemsiye falan yok. Fotoğrafta görüldüğü gibi tahtalardan yapılmış, üzerinde hasırlar bulunan gölgelikler var. Güneşten korunmak için bunların dışında bir şey yok.


Günbatımına yakın, plajdan ayrılmadan çektiğimiz son fotoğraflardan. Zaten insanı bunaltmayan, çok kalabalık olmayan plaj neredeyse boşalmıştı.

Yaşanmış değişik ve güzel bir günün  yüzümüzdeki gülümseyişiyle, doğanın güzelliği ve dalga sesleriyle bu huzuru bırakıp dönüş için yola koyulduk...

23 Ağustos 2012 Perşembe

Tatilden...2...:Girdev Yaylası ve Küçük çoban

Bu yıl tatilimizin belki de en değişik yaşanmışlığı yaylaya çıkmaktı. Torosların tepesinde 1800 metre rakımlı Girdev Yaylası beni çok etkiledi.

Girdev 70 sene önce Ağustos ayında kayınvalidemin doğduğu yayla. Fethiye yaz aylarında çok sıcak bir bölge olduğundan hala kırsal kesimde yaşayan yerli halk Haziran gibi yaylalara çıkar, Eylül sonunda yayladan döner. Kayınvalidemin de evlenene kadar yaz ayları hep Girdev'de geçmiş. Evlenip Fethiye merkeze geçtikten sonra zaman zaman yaylada ablasının misafiri olmuş. Girdev dendiği zaman gözleri dolar. İnsan hep çocukluğunun geçtiği yerleri mi arıyor bilemiyorum...82 yaşındaki ablası hala her yıl yaylasına çıkar ve üç dört ayını burada geçirir. Neyse ki zamanımızda taşıtla Fethiye'den üç saat gibi bir zamanda varılıyor. Teyzemizin anlattığına göre geçmişde köyden yola çıkılıp üç günde yürüye yürüye varılırmış, kervan gibi; develer, koyunlar, keçiler, çoluk çocuk gündüzleri yürüyerek, geceleri kırsalda konaklayarak ancak üç günde yaylaya varırlarmış.

Girdev Yaylası'na gidebilmek için önce Fethiye-Antalya karayolu'nda yer alan Seki beldesine varmanız gerekiyor. Seki beldesinin Temel Köyü'ne ulaşıldığında ve "Yayla Girdev" levhaları takip edildiğinde yaklaşık 1-1,5 saatlik bir toprak yol macerasıyla sırasıyla Döğer Yaylası'na, Kıncılar Yaylası'na ve Girdev Yaylası'na varılır.

Biz ailecek sabah 06.30 da Fethiye'den hareket ettik. Önce Seki'de bir akrabamızdan mis gibi yayla havasında büyümüş oğlaklarımızı aldık. Oğlaklar kesilirken bende kaç yıllık olduğunu bilemediğim bu muhteşem yörük evini ve bahçesini keşfe çıktım. Öyle doğal, öyle sağlıklı bir yaşamın izlerini gördüm ki anlatamam. Duvarlar samanla falan sıvanmış, odalarda oturmak ve yatmak için kullanılan yer yataklarından ve yorganlardan başka bir şey yok. Kapılar ve pencereler sedir ağaçlarından, el işçiliği ile yapılmış belli, çok uzun yıllar kullanılmalarına rağmen harika görünüyorlar.

Bahçede erik, armut, incir ağaçları...Tabii bunlardan bol bol nasiplenen bir Ege Bahar. Göz alabildiğine yeşillik ve Ağustos ayında yakmayan ama ışıl ışıl  parlayan güneş...


Seki Yaylası, Temeller Köyü'ndeki yayla evi.







Yayla evi'nin bahçesindeki taptaze meyvelerle beslenen Ege Bahar...



Bir elinde armut, bir elinde erik, kuzen Ebru'da kucaklamış, keyifler gıcır yani...


Seki'de işler halledildikten sonra güzel yayla evine ve güzel yayla insanlarına veda edip yola devam ettik...
Hala Girdev'e varamadık yani. Seki'den sonra yaklaşık 1,5 saat süren 17 km.lik toprak yoldan muhteşem manzaralar ve bazen gözlerimi kapayarak geçtiğim uçurumlar eşliğinde Girdev'e vardık.

İşte Girdev Yaylası...


Yörüklerin ağzından düşmeyen tabirle;
“Etrafı dumanlı, ortası çimenli,  kırk kurnalı, üç turnalı, zirzop yaylası”...

Fethiye'nin Toroslar üzerinde bulunan en doğal yaylasıymış Girdev, yolları hala topraktan, elektrik hala yok. Gelmesin bence, buranın doğallığı bozalmasın.

Ben eşimin ailesinin böyle bir kültürü olmasa bir haber olacağım bu yaylanın Avusturya'dan, Hollanda'dan her yıl gelen ziyaretçileri olduğunu duyunca çok şaşırdım.


Nasıl bakir, nasıl güzel, nasıl sakin...
1800 metrede, Ağustos ortasında soğuktan içinizi titreten bir hava ama tertemiz bir hava...

Fotoğraftan pek belli olmuyor ama dağlarla çevrili Girdev yaylasının ortasında kıyı uzunluğu 22 km.yi bulan bir bir göl bulunuyor. Sanıyorum mevsimden kaynaklı olarak sazlıklar iyice artmış ve gölün rengi yeşile dönmüş. Nisan-Mayıs gibi gölün rengi masmavi görünüyormuş.
Dört bir yanda koyun sürüleri...Suni yemle değil mis gibi otlarla doğal ortamında beslenen sağlıklı hayvanlar...


Bu yayla evi eşimin teyzesinin ve oğlunun ailecek yaz aylarını geçirdikleri yayla evi.Yayladaki tek tük evlerden biri işte. Kimbilir kaç yıllık...Taştan yapma sağlıklı bir ev. Araştırdığım kaynaklara göre yaklaşık yirmibeş sene öncesine kadar Fethiye'nin çevresindeki köylerden yaklaşık ikiyüz aile yaz aylarını bu yaylada geçiriyormuş. Günden güne bu sayı azalıyor. Yörüklerin yayla kültürü de maalesef yavaş yavaş kayboluyor.

Girdev'de ana kız doğayı keşfediyoruz.


Girdev'in küçük çobanı:)

Biz tatil için Fethiye'ye giderken doğal olarak tiril tiril, incecik kıyafetler aldık yanımıza. Ege Bahar'ın 6 yaşındaki ikiz kuzenleri yaylaya çıkmadan imdadımıza yetişti. Büyük müyük, aldık onların kalın kıyafetlerinden bir kaç parça yanımıza ama açıkçası Ege Bahar'ı yaylaya varır varmaz kat kat giydireceğimi tahmin etmemiştim, havanın bu kadar serin olacağına ihtimal vermemiştim. Şapkasıyla falan da küçük bir çobana benzettik bu yayla kızını.


 


 


Ege Bahar koyunların yanından uzun süre ayrılmadı.

 

 

 

Çok sevdim ben burayı çok...Huzur doldum...


Leylek sürülerini izlerken daldım gittim...

Her yerden akan buz gibi yayla sularından içip, söğüt dallarının altından koyun sürülerini izledim...


Kendimi gökyüzüne, bulutlara çok yakın hissettim...


 


Elbetteki böyle bir yaşamı ebediyen süremem, bunu biliyorum, herkesin bir yaşam şekli, düzeni var ama çok samimi söylüyorum bu koyun güden yayla kadınını, yörük yaşamını yakınen görünce hangimiz daha sağlıklı yaşıyoruz acaba diye içimden geçirdim. Et doğal, süt doğal, ekmek doğal, su bile doğal, yaylanın dört bir yanındaki kaynaklardan buz gibi su fışkırıyor.


Üstteki fotoğrafı netten aldım. Kasım-Nisan ayları arasında karlar altında kalan ve tüm ulaşım yolları kapanan Girdev, baharın gelmesiyle Nisan-Mayıs gibi heralde bu şekilde görünüyor.

Yayla turizmi Girdev'e de ulaşmış. Aslında böyle doğa harikalarının bozulmaması adına kampların sayısının artmaması gerektiğini düşünüyorum, bildiğim kadarıyla Girdev'deki tek işletme Girdevcamp. Değişik bir atmosferi soluyarak ruhunu dinlendirmek isteyenlere duyurulur.

Biz kızımla beraber bu yaz böyle bir güzellikle tanıştık. Bir sonraki seneyi iple çekiyoruz, bu sefer Ege Bahar'ın dedesinin çocukluğunun geçtiği yaylayla buluşacağız nasipse.

Yörükler yaylası Girdev...tekrar buluşabilmek dileğiyle inşallah...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Uyumaya çalışırken...


Ege Bahar kafayı koyar koymaz uyuyabilen çocuklardan değil, bebekken  uyumazdı, hala aynı, yatağa girdikten sonra kitabımızı okuruz, ardından birbirimize sarılırız, neredeyse ben dalar giderim ama Ege Bahar hala sohbet etme derdindedir.
Bu gece uyumadan önce, sarılmışız, birdenbire;

E.B: Anneciğim senin sesin daha güzel.
Ben: Kimden daha güzel?
E.B: Kuşlardan...

Çok bed sesli değilimdir ama öyle çok güzel bir sesim de yok yani doğrusu.
Yavrum benim...Ona göre kuşlardan bile daha güzelmiş sesim, senin kalbin en güzeli annem...

21 Ağustos 2012 Salı

Tatilden...1...

Vakit kaybetmeden tatilden bize kalan fotoğraflarla anılarımızı kaydetmeli. Birkaç post halinde toparlayacağım inşallah.

Bu yıl tüm tatilimizi Fethiye'de geçirdik. Zamanımızın çoğunu denize ayırdık, malum birçok çocuk gibi Ege Bahar'da denize bayılıyor.

Fethiye'de tatil yapıyorsanız mutlaka tekne turuna çıkmalısınız. Turlar Fethiye merkez ve Ölüdeniz olmak üzere iki kalkış noktasından hareket edip farklı güzergahlarla farklı koylara uğrarlar. Biz her iki tur programına da çok kez çıktık, aslında bana sorsalar direkt Mavi Mağara, Soğuk Su, Kelebekler Vadisi, St. Nicholas Adası gibi enfes yerleri görebileceğiniz Ölüdeniz tekne turunu tercih ederim, fakat biz sabah yarım saat daha fazla uyuyalım diye eve yakın noktadan kalkan ve Fethiye Körfezi'ni içine alan turu tercih ettik. Fethiye merkezden kalkan turlar genellikle "Oniki Adalar" turu adıyla anılıp Kızıl Ada, Göcek Adası, Yassıcalar, Zeytin Adası, Domuz Adası gibi bölgelere uğrarlar. Bizim anlaştığımız tur kalabalıktan uzak olmak adına farklı bölgelere gidince bizde daha önce görmediğimiz koyları görme fırsatını yakaladık.








Yukarıdaki fotoğraflar tekne turundan birkaç kare...

Fethiye'de bir başka güzellik St. Nicholas Adası'nın tam karşısında bulunan Gemile Koyu'dur. Gemile Koyu'nu sakinliğinden dolayı çok seviyoruz. Doğal güzelliğini anlatmama gerek yok zaten, kızıl çam ormanının denizle buluştuğu harika bir koy. Biz Gemile Koyu'na Fethiye'den başlayan Likya Yolu'nu takip ederek gitmeyi tercih ediyoruz. Bu yol orman içinden geçen huzur dolu bir yol. Diğer bir alternatif Fethiye'den Ovacık-Hisarönü güzergahını takip ederek Kayaköy'e varmak ve buradan Gemile Koyu'na devam etmek fakat ikinci yolu tercih ederseniz Likya Yolu'nda karşınıza çıkan Kayaköy'ün ve ovasının dağdan muhteşem manzarasını kaçırırsınız.

Aşağıdaki fotoğraflarda Ege Bahar Gemile Koyu'nda...

 

 

 

Gemile Koyu'ndan ya da Kayaköy'den Likya Yolu'nu takip ederek gün batımı zamanında dönüyorsanız çok şanslısınız. Manzara, doğa adeta büyüler.

Fotoğraflarda gün batımında Fethiye'ye dönüyoruz.




Aşağıda fotoğraflarda Kayaköy'ün ovası da görülüyor.


 

Fethiye denince akla ilk gelen Ölüdeniz tabii ki. Ölüdeniz'in denizi hayatımda gördüğüm en güzel deniz rengine sahiptir. Turkuaz kıyıların en güzelidir. Belcekız ayrı güzel, Kumburnu ayrı güzeldir. Beni öyle etkiler ki saatlerce izleyebilirim bu güzelliği, bloğum bile adını bu doğa güzelliğinden alır. 

Fotoğraflarda Ege Bahar neredeyse gün batmak üzereyken Kumburnu'nda...





Bu yaz tatilimizden birazı böyle işte. Devam edeceğim...