İstanbul Boğazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Boğazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2014 Salı

Galata Kulesi'nde...


Ağustos'un ilk günü sabah erkenden düştük yola;
önce metroya binip, ardından vapurla vardık Karaköy'e.
 Halletmemiz gereken bir kaç işi bitirdikten sonra koca gün bize kaldı, bizde ver elini Galata Kulesi dedik:)

Doğma büyüme İstanbul'lu olarak burnumun dibindeki Galata Kulesi'ne ilk defa gidip, güzel İstanbul'u kuşbakışı seyretme şansına nihayet eriştim. Eşimin üniversite yıllarında İstanbul'a ilk geldiğinde ilk gittiği yerlerdenmiş.

Manzara beni büyüledi desem abartmış olmam.
360 derece İstanbul işte burada.





Kulede asansörün çıktığı en üst kata ulaşıp ardından iki katıda yürüyerek ulaştığınız son noktada balkon kapısından çıkınca gördüğünüz ilk manzara bu şekilde.

Balkonu sağ taraftan katederek 69,9 m.den, 360 derece İstanbul'u seyrediyorsunuz.














Galata Kulesi'nden Tarihi Yarımada.




Galata Kulesi'nden Galata Köprüsü.





Galata Kulesi'nde anne-kız anısı...

Bu ara dudaklarımız hep bu şekilde:)

Fotoğraf çektirirken "Anne, dudak yapalım dudak!" dediğinde görevimi yerine getiriyorum:)









Galata Köprüsü ve Haliç Köprüleri arası.





Muhteşem Süleymaniye Camii ve çevresi.





Manzarayı doya doya seyrettikten sonra bir alt kata inip Galata Restaurant'ta yemek yiyelim dedik.













Camın önündeki martı yemek boyunca Ege Bahar'a arkadaşlık etti, bizim kız da yemek bıyunca onu ekmekle besledi.






Maalesef Galata Tower Restaurant yemek konusunda bizden güzel not alamadı, Osmanlı mutfağının yer aldığı menüden seçtiğimiz iki ana yemekte vasattı. Daha önce denemediğimiz lezzetler olsa bir daha yemem diye düşünebilirdik bile, o derece yani.

 İşletmeyi İBB Beltur yerine başka bir firma alırsa, alacart bir menüden seçim yaptığınızda lezzetler gerçekten şefin elinden çıkarsa o zaman yediğiniz lezzet bu mekana yakışır.

Mesela Kız Kulesi bu konuda eksizsiz bence,
evet fiyat olarak yüksek olabilir fakat böyle tarihi öneme sahip bir mekana da böyle hizmet yakışır diye düşünüyorum.

Bir diğer hoşuma gitmeyen durumsa şöyle;
yemekten önce kulenin üst katındaki cafesinde bir şeyler içip serinleyelim dedik, menüye baktığınızda Osmanlı mutfağından Keçiboynuzu şerbeti, Demirhindi şerbeti gibi bir kaç şerbet ismi gördüğünüz halde ellerinde Demirhindiden başka şerbet yok, yine taze sıkılmış meyve suları üç dört çeşit yazılmış olduğu halde portakaldan başka meyve suyu yok. İllaki nar suyu isterim diye tutturan Ege Bahar isteğine Galata Kulesi'nin sokağında yer alan bir iksircide kavuştu. Bu arada hem cafede hem restauranttaki garsonların israrına dayanamayıp aldığımız demirhindi şerbetini ben pek beğenemedim ama damak tadı tabii ki, ben ilk defa içtim, hakikaten demir gibi bir tat bırakıyor insanın ağzında. 

Yeme içme mevzusunu bir yana bırakırsak Galata Kulesi o muhteşem heybeti ve manzarasıyla beni çok etkiledi.











Galata Kulesi'nin önünde anne-kız dudak pozu:)

Bu arada arkamızdaki kalabalık kuleye giriş kuyruğu.


Bu gezintiden bir kaç gün sonra Ege Bahar'a hangi kuleye gittiğimizi sorduğumda ismini hatırlayamadı. "Sana bir ipucu vereyim, hangi takımlısın?" dediğimde, Galatasaray Kulesi dedi hemen. Bizim için Galata Kulesi artık oldu Galatasaray Kulesi:)





Galata Kulesi'nden sonra İstiklal Caddesi'ne çıkmamak olmaz tabii dedik ve yürüye yürüye o güzel Galata sokaklarından Tünel'e çıktık.





Yürüyerek Taksim'e ulaştıktan sonra önce Nişantaşı'na ardından Beşiktaş'a geçerek günü sonlandırdık.

Velhasıl işe gidip gelmekle boğuşmuyorsan, eğer tatilsen,
 İstanbul çok güzel dostum:)


24 Temmuz 2014 Perşembe

Boğazda bir günden...


İki hafta kadar önce öğlen evden çıkıp İstanbul Boğazı Avrupa yakasını bir uçtan diğer uca bitirdik.
Ne iyi geldi bize...



Ege Bahar Ortaköy'de...





Mis gibi boğaz havasında Ortaköy Meydanı'nda gönlünce koşturdu.


(görsel alıntıdır)

Ortaköy'e gelmişken 1853'te Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan, yaklaşık 3 senedir tadilatta olan ve Haziran 2014'de yeniden ibadete açılan Ortaköy Camii'sini, asıl adıyla Büyük Mecidiye Camii'sini gezdik.

 Hakikaten boğaza bakan o geniş pencerelerden içeri süzülen gün ışığı camii içerisini daha da güzelleştiriyor.




Ortaköy Camii








Ege Bahar camide çok keyif aldı. Uzun süre dışarı çıkmak istemedi. "Anne ben ilk defa camiye geldim, değil mi?" deyip durdu.

Aslında daha önce de Sultanahmet Camii'sine gitmişti ama yaşı o zaman iki buçuk olduğundan hatırlayamadı heralde.




Ortaköy'den sonra sahil şeridinde ilerlerken Emirgan'da her zaman için değişmez mekanımız olan Emirgan Sütiş'e uğradık.




Dondurma isteyen Ege Bahar bu dondurma neden külahta değil diye mızmızlanınca, getirilen külah imdadımıza yetişti, bizim kız da kendi işini kendi gördü:)












ohhh, afiyet olsun kuzuya:)





Sahilden sahilden giderken en sonunda Rumeli Kavağına vardık.

Rumeli Kavağı'nda sahildeki parktan baktığınızda Avrupa Yakası'nda Garipçe, Anadolu Yakası'nda Poyrazköy arasında yapılacak olan üçüncü köprünün inşaası maalesef hemen göze çarpıyor.



~Rumeli Feneri~

Haydi artık Rumeli Kavağı'na kadar da gelmişken Avrupa Yakası'nda boğazda son nokta olan Rumeli Feneri'ni de görelim deyip devam ettik.

Rumeli Kavağı'ndan ayrıldıktan sonra uzun süre (ki yaklaşık 10 km kadar) yemyeşil ormanlarından içinden geçen bir yol sizi Rumeli Feneri'ne bağlıyor ve yine maalesef bu orman yollarından geçerken sanki jiletle alınmış gibi üçüncü köprü inşaası için yok edilen orman arazisini görünce üzülmeden, hayıflanmadan edemiyorsunuz.




(görsel alıntıdır)

Yukarıdaki görselde  Avrupa Yakası'nda İstanbul Boğazı'nın son noktası olan Rumeli Feneri Kalesi yer alıyor.
 (Bu kale Ceneviz Kalesi olarak da biliniyor)

Tabii fotoğraf gökyüzünden çekilmiş ve şahane görünüyor fakat belirtmeliyim ki bu kadar bakımsız, bu kadar kirli (ki kalenin dışı, içi, içeri girmek için geçtiğiniz tüneller çöplük yığını halinde) bir tarihi mekanla ilk defa karşılaşıyorum.

 Kale IV. Murad zamanında çok aktif olarak kullanılmış tarihi bir yapı. İnanılır gibi değil hakikaten, başka bir ülkede olsa korumak için gözleri gibi bakarlar ama bizde maalesef hiç bir şeyin değeri bilinmediği gibi tarihinde değeri bilinmiyor. O kadar üzüldüm ki, ben elimden geldiğince şikayetimi yetkili mercilere ileteceğim.



Boğaz bitti artık, ardımız Karadeniz:)



Bu da anne-kız anısı...
Ardımızda deli Karadeniz, başımızda deli rüzgarlar:)