Ağustos'un ilk günü sabah erkenden düştük yola;
önce metroya binip, ardından vapurla vardık Karaköy'e.
Halletmemiz gereken bir kaç işi bitirdikten sonra koca gün bize kaldı, bizde ver elini Galata Kulesi dedik:)
Doğma büyüme İstanbul'lu olarak burnumun dibindeki Galata Kulesi'ne ilk defa gidip, güzel İstanbul'u kuşbakışı seyretme şansına nihayet eriştim. Eşimin üniversite yıllarında İstanbul'a ilk geldiğinde ilk gittiği yerlerdenmiş.
Manzara beni büyüledi desem abartmış olmam.
360 derece İstanbul işte burada.
Kulede asansörün çıktığı en üst kata ulaşıp ardından iki katıda yürüyerek ulaştığınız son noktada balkon kapısından çıkınca gördüğünüz ilk manzara bu şekilde.
Balkonu sağ taraftan katederek 69,9 m.den, 360 derece İstanbul'u seyrediyorsunuz.
Galata Kulesi'nden Tarihi Yarımada.
Galata Kulesi'nden Galata Köprüsü.
Galata Kulesi'nde anne-kız anısı...
Bu ara dudaklarımız hep bu şekilde:)
Fotoğraf çektirirken "Anne, dudak yapalım dudak!" dediğinde görevimi yerine getiriyorum:)
Galata Köprüsü ve Haliç Köprüleri arası.
Muhteşem Süleymaniye Camii ve çevresi.
Manzarayı doya doya seyrettikten sonra bir alt kata inip Galata Restaurant'ta yemek yiyelim dedik.
Camın önündeki martı yemek boyunca Ege Bahar'a arkadaşlık etti, bizim kız da yemek bıyunca onu ekmekle besledi.
Maalesef Galata Tower Restaurant yemek konusunda bizden güzel not alamadı, Osmanlı mutfağının yer aldığı menüden seçtiğimiz iki ana yemekte vasattı. Daha önce denemediğimiz lezzetler olsa bir daha yemem diye düşünebilirdik bile, o derece yani.
İşletmeyi İBB Beltur yerine başka bir firma alırsa, alacart bir menüden seçim yaptığınızda lezzetler gerçekten şefin elinden çıkarsa o zaman yediğiniz lezzet bu mekana yakışır.
Mesela Kız Kulesi bu konuda eksizsiz bence,
evet fiyat olarak yüksek olabilir fakat böyle tarihi öneme sahip bir mekana da böyle hizmet yakışır diye düşünüyorum.
Bir diğer hoşuma gitmeyen durumsa şöyle;
yemekten önce kulenin üst katındaki cafesinde bir şeyler içip serinleyelim dedik, menüye baktığınızda Osmanlı mutfağından Keçiboynuzu şerbeti, Demirhindi şerbeti gibi bir kaç şerbet ismi gördüğünüz halde ellerinde Demirhindiden başka şerbet yok, yine taze sıkılmış meyve suları üç dört çeşit yazılmış olduğu halde portakaldan başka meyve suyu yok. İllaki nar suyu isterim diye tutturan Ege Bahar isteğine Galata Kulesi'nin sokağında yer alan bir iksircide kavuştu. Bu arada hem cafede hem restauranttaki garsonların israrına dayanamayıp aldığımız demirhindi şerbetini ben pek beğenemedim ama damak tadı tabii ki, ben ilk defa içtim, hakikaten demir gibi bir tat bırakıyor insanın ağzında.
Yeme içme mevzusunu bir yana bırakırsak Galata Kulesi o muhteşem heybeti ve manzarasıyla beni çok etkiledi.
Galata Kulesi'nin önünde anne-kız dudak pozu:)
Bu arada arkamızdaki kalabalık kuleye giriş kuyruğu.
Bu gezintiden bir kaç gün sonra Ege Bahar'a hangi kuleye gittiğimizi sorduğumda ismini hatırlayamadı. "Sana bir ipucu vereyim, hangi takımlısın?" dediğimde, Galatasaray Kulesi dedi hemen. Bizim için Galata Kulesi artık oldu Galatasaray Kulesi:)
Galata Kulesi'nden sonra İstiklal Caddesi'ne çıkmamak olmaz tabii dedik ve yürüye yürüye o güzel Galata sokaklarından Tünel'e çıktık.
Yürüyerek Taksim'e ulaştıktan sonra önce Nişantaşı'na ardından Beşiktaş'a geçerek günü sonlandırdık.
Velhasıl işe gidip gelmekle boğuşmuyorsan, eğer tatilsen,
İstanbul çok güzel dostum:)

