Mart ayı geldi de şu saatlerde 3. gününü yarıladık bile. Şubat 11'de biten yarıyıl tatilinin ardından iki üç haftada ancak adapte olduk rutinimize. Yani onbeş gün tatilden sonra onbeş yirmi günde adaptasyon süreci yaşıyoruz:)
Şubattan elimizde kalan bazı kareleri vakit geçmeden kaydedeyim dedim...
Haftasonları pek dışarı çıkmadan kahvaltı keyifleri yaptık. Bu bizim için bir lüks çünkü hafta içi asla böyle bir şansımız yok. Zira sabah 6 da kahvaltı pek keyifli olmuyor.
Şubat'ta nar zamanı geçmeden bol bol nar ayıkladım, yok yok saklamanın bir yöntemini bilmiyorum valla, bizim evde bir nar canavarı var, kaşığı unuttuysam bekleyemez, böyle elleriyle dalar olaya:)
Okuldan geldiğimiz bir gün banyodayım, makyajımı temizliyorum. Hergün ki rutin yani, eve gelir gelmez önce makyajımı temizler ve akşam yemeğinden bir iki saat önce Ege Bahar'a atıştıması için bir iki dilim bir şey, fındık ceviz gibi bir ara öğün hazırlarım. Bizim ki o gün nasıl acıktıysa artık ben banyodayken dolabı açmış, makarna tenceresini çıkarmış, dolaptan tabak, çekmeceden kaşığını almış, tabağına doldurmuş bir güzel yiyor. Kızım dur, soğuk soğuk yenmez, ısıtalım falan desem de o kendi işini kendi görmenin sevinciyle soğuk soğuk yedi makarnasını. Bende hemen fotoğrafladım o anı. Göz açıp kapayana kadar büyüyorlar işte...Aç kalınca başının çaresine bakacak kıvama gelmiş demek ki artık:)
Ödevlerimiz var bu aralar. Daha çok erken değil mi diye düşünüyorum zaman zaman ama amaç bir grubun önünde yani sınıf ortamında konuya dair bir iki cümle söyleyebilmelerini sağlamak tabii ki. Ege Bahar'ın hoşuna da gidiyor zaten ama bunun ilkokul zamanını düşünmek bile istemiyorum, benim zaten bütün gün işim yaz, çiz, hazırla, oku, anlat. Akşam yemeğin üzerine ödevimiz varsa resmen mız mız ilkokul çocuklarına dönüyorum, hazırlamak da bir şey değil de, üç buçuk dört yaşındaki bir çocuğun dikkatini konuya çekip yoğunlaştırmak bazen zorlaşabiliyor. Ege Bahar daha önce nesli tükenen hayvanlardan kelaynak kuşlarını sundu, geçenlerde ünlü müzisyenlerden Mozart'ı sundu. Hatta mozart'ın ünlü eserlerinden bir ikisinin ismini öğrenirken "Saraydan kız kaçırma" eserine "Saraydan prenses yakalama" deyince güldüğümüz hoş bir anımız oldu:) Üstteki ödevin konusu "Soğuk Gezegenler". Okulda uzay konusu işlenirken bizim payımıza bu düştü. Tabii çok soyut bir kavram çocuk için. Sürekli kafam çok karıştı deyip durdu hazırlanırken, git kızım "kafam çok karıştı" de o zaman okulda dedim, çocuğu zorlamanın bir anlamı yok çünkü. Yanlış da anlaşılmasın okul tabii ki üç buçuk yaşındaki bir çocuktan sunum beklemiyor, hani konuyla ilgili bir iki şey bilsin, ya da öğrenmeye bir başlangıç olsun amaçları.
Bu kısım Ege Bahar uyumadan önce resimlerle gezegenleri ona anlattığım aşama. Tam şimarma günündeydi:) Üzerlerindeki oyuncaklar ödevi kolaylaştırmak için Ege Bahar'ın fikri. Mesela Miki'yi Mars'a koydu, evi orada dedi, Pluto'yu Plüton'a kodu ve isimleri çok benziyor dedi, zaten bu fikri Pluto'yu Plüton'a benzettikten sonra önerdi.
Bu da ödevinin son hali, yani o uyuduktan sonra yazıp çizip süslediğim hali.
Sürekli mutfakda benimle bir şeyler yapma derdinde. Kek yapılıyorsa uzmanı oldu artık. Hatta hangi bardağı ölçü olarak kullandığımızı çok iyi bildiğinden gidip hemen onu alıyor. Şeker, yağ, süt, kabartma tozu, vanilya vs.leri koymak ve blendırda çırpmak onun görevi. Tabii bende müdahale ediyorum ama asıl görevim karışımı kalıba döküp fırına vermek oluyor bu durumda. Yani hakikaten keklerde çok emeği var kızımın:)
Ufak ufak Şubat'tan not düşeceklerim böyle işte. Çok şükür afiyetteyiz...











