20 Ağustos 2009 Perşembe

DOĞUM HİKAYEMİZ...


Bizim pamuk şekeri biraz aceleci davrandı ve yaklaşık 3 hafta erken olaraktan 37+1 de hastaneye koşturdu annesi ve babasını:) Dünyaya merhaba dediği gün işte böyleydi:)

Kociş doğumdan 2 gün önce Fethiye'ye kayınvalidemi almaya gitti. Nisan başında başlayan doğum öncesi iznimin 5 haftasını kullanmıştım, doğuma ortalama 3 hafta vardı ve ben evde beklemekten iyice sıkılır olmuştum. Hergün olmasa da iki günde bir yürüyüşe çıkıyor, yiyor içiyor, dönüştede genellikle bizim bıcırığa birşeyler alıyordum. Ama artık son günlerde iyice sabırsız olmuştum. doğum Usg'ye göre 31 Mayıs olarak görünüyordu. Burcu ikizler olan arkadaşlar alınmasınlar ama çok konuştum kızımla biraz erken gelde boğa burcu ol diye:))) neyse işte geri kalan dönemde hem yalnız kalmayım hem de ani birşey olursa yardımcı olabilecek birisi olsun diye kayınvalidem gelecekti. Kociş ve annesi 11 Mayıs gecesi uçağın biraz rötar yapmasıyla 23:30 gibi eve geldiler. 11 Mayıs gündüzü öğlen hastanede kontrolüm vardı, kociş olmadan gitmek biraz canımı sıkmıştı ama annesinin yaşı gereği tek başına uçakla gelmesinide istemedik. O gün NST kontrolümde herşey çok normaldi. Hatta doktorum "artık sen hiç korkma, 37+ olduk ya, yarın doğsa bişeycik olmaz" dedi. Bizim kız duymuş olacak ki yarın sabaha doğdu:)))

Neyse..ben hastaneden çıktıktan sonra karnım zil çaldığı için kendime bir ziyafet çekmeye karar verip acayip bir şekilde tıkındım:) ardından bizim semtin pazarına uğradım, ufak tefek taşıyabileceğim kadar tazecik sebze, meyve aldım, eve geldim, yarına birşeyler hazır olsun deyip iki üç çeşit yemek yaptım, yetmedi bir de üstüne ev süpürüp ardından duşa girdim...şimdi düşünüyorum da delirmiş olmalıyım....yorgunluğumu atıp biraz uzanmıştım ki (bu arada saat 23:30 gibi) bizimkiler kapıda göründü...Eeee hoşgeldiniz, nasılsın anne faslından sonra baktık ki saat 00:20 falan yatalım artık, kahvaltıda bol bol sohbet ederiz dedik. Dedik de ondan sonrası asıl hikaye zaten...

Saat 00:50 gibiydi sanırım...karnımda "tık" diye bir ses...tüm hamileliğim boyunca benden de ilk defa "ayyyy" diye bir ses:) sanki gazlı sıvı dolu bir şişenin basınca daha fazla dayanamayıp ağzındaki tıpayı atması gibi bir his...nasıl benzetme ama:) gerçekten başka bir şekilde anlatamıyorum o anı...kociş daha tam dalmamıştı, ne oldu diye sordu, yok birşey dedim...ama anormal birşey olduğunu farkettim.10 dk. kadar yatakta bekledim durdum. Sonunda içim rahat etmedi lavaboya gitmeye karar verdim. Ayağa kalkmamla beraber bacaklarımdan ılık bir sıvı akışı hissettim...Aman Allahım dedim kendi kendime,resmen buz gibi oldum o anda, biz daha doktorumla doğumun ne şekilde gerçekleşeceğini bile konuşmamıştık, normal istiyorduk ama gelecek haftaki muayeneden sonra karar verecektik. Kociş hemen kalktı tabiki. Ben tuvalete gittiğimde kanama başladığını farkettim ama suyun gelmesi böyle birşey değildir heralde diye düşündüm. çünkü az miktarda bir kanamam vardı. kendimi temizleyip toparlayıp yatağa doğru yol alıyordum ki...kocişin "ne yapıyorsun, hadi gidiyoruz" sesiyle kendime geldim. Tutturdum benim birşeyim yok, sabah gidelim doktora diye. Kayınvalidem hadi kızım bi gidin, birşey yoksa gelirsiniz dedi. Bu arada ben hala hastane çantamı hazırlamamıştım ama herşey birgün önceden ütülenmiş, katlanmış yani hazır bir şekilde masanın üzerindeydi. 5-10 dk. içinde hepsini çantaya yerleştirdim. Bu arada belimde ince bir sızının dışında en ufak bir ağrım yoktu. Hatta oyalandıkça oyalandım, kociş beklemekten bunaldı tam kapıdan çıkacakken ben acıktım deyip mutfağa girdim bir kekle, bir paket bisküviyi kaptım:))) Ben hazırlanırken kayınvalidem kocişe "oğlum kızın karnı iyice inmiş, ağrı kasıklarda da değil, belinde, muhtemelen bebek sabaha gelecek" demiş. Tecrübe işte:)

Arabaya bindiğimizde niye gidiyorsak, daha benim doğuma 3 haftam var, bu bir ara kanamadır, uykusuz da kaldık, tüh tüh vah vah gibi saçmasapan şeyler düşünüyor bir yandan da kekimi mideye indiriyordum:) hastaneye girdiğimizde sanırım saat 01:45 olmuştu. Ben rahat rahat yürüyerek içeri girdim, işlemlerimiz yapıldı, kadın doğum bölümüne kendim çıktım çünkü kendimi gayet iyi hissediyordum. Bizi burada bir hemşire karşıladı, ben onunla "aaa, biliyor musunuz ben öğlende burada NST'ye girdim, herşey normaldi" gibi laflarken nöbetçi doktor geldi. Durumu anlattım ve beni muayene odasına aldı, muayenede çok canım yandı, hatırlamak istemediğim anlardan birisi açıkçası. Elle muayene sonrası doktor bize "rahim ağzınız açık değil ama bebiğin başı çok aşağıda" dedi. NST'ye aldı ve 40-45 dk. bekledik. NST sonucu normadi ve kasılma yoktu. Ardından beni USG'ye aldı, bebeğin içinde bulunduğu sıvı miktarı normaldi ama hafif hafif su sızıyordu benden. Bana içinde indikatör bulunan bir ped verip 15 dk. yürümemi söylediler, peddeki sıvının göstereceği renk değişikliğine göre hastanede kalıp kalmayacağıma karar verilecek, eğer sızan amniyon sıvısı ise yatış işlemi gerçekleşecekti. Ben 15. dk.lık yürüyüşüme devam ederken ( bu arada sürekli bisküvi yiyip duruyorum)tekrar ufak çaplı bir kanama geçirdim. sızıntı halindeki sıvının amniyon sıvısı olduğu anlaşılıp yatışıma karar verildi. 03:00de kociş yatış işlemlerini yaptırdı, 03:05 de 320 no'lu odadaydım.

Saat 05:00'e kadar kociş uyukladı, ben ara ara dalıp uyandım. 05:00 gibi ciddi bi şekilde ağrılar gelmeye başladı. 05:30 da duramaz olmuştum. ağrı geliyor 30-40 sn sürüyor bu zaman zarfında dayanamayacak kadar canım yanıyor ve 2-3 dk. için rahatlıyordum. Sonra yine baştan aynı olaylar tekrarlanıyordu. İşin beni sinirlendiren tarafı kocişin son derece rahat davranmasıydı. Kim ona söylemişse yada nereden okumuşsa bilmiyorum ilk doğumlar 8-9 saat sürermiş, rahim ağzı bu sürede ancak tam açılırmış. Bizimki benim durumumu bu 8-9 saatlik sürenin başlangıcı kabul etti sanırım. O anlarda onu boğasım geldi:))) Sancım iyice artınca hemşire gelip NST cihazını takmaya uğraştı. O an onu da boğabilirdim, cihazı kendimden çekip çıkarıp hemen doktoru çağırmasını söyledim. Bu arada kocişte işin boyutunu anlamış olacak ki telaşlanmaya başlamıştı. Hemen bir tekerlekli sandalye getirip beni aldılar ve doğum odasına getirdiler. Oyyy...o anı unutamıyorum, kociş kapıda kalakaldı öylece...Odada gece benimle ilgilenen hemşire heralde benim çok mız mız bir hatun olduğumu düşündü ki, "Turkuazcım daha doğum başlamadı, böyle bırakırsan kendini o zaman ne yapacağız" gibisinden laflar gevelemeye çalışıyordu ama ben o sırada iyice kötüleşmeye başladım, kontrol masasına uzanmam gerekiyor ama ne mümkün, ben yerimden kıpırdayamıyorum...zorla muayene koltuğuna nasıl olduğunu hatırlayamadığım bir şekilde çıkarıldım ve nöbetçi doktor muayene etti. "rahim ağzı 4,5-5 cm. açılmış, doğum başlamış, hemen doktorunu arayın" dedi. Yani herkes lay lay lom şeklindeyken, ben yukarıda odamda sancılar çok feci derken rahim ağzı çoktan açılmaya başlamış. Bu arada saat 6:30 gibi olmuştu heralde. Ben doğumun başladığını duyunca ciyak ciyak "Doktorumu çağırın, ben epidural anestezi olacaktım yada beni hemen sezeryana alın" gibi bi dolu laf sayıyordum. Nöbetçi doktor kendi doktorumun arandığını, yolda olduğunu, anestezi doktorunun da epidural anesteziyi yapmak için çağrıldığını söyledi. Anestezi doktoru geldiğinde epidural için uygun pozisyon sağlandı ve işlem gerçekleşti. Bu kısım yazdığım kadar kısa gerçekleşmedi ama neyse:))) Anestezi yapıldığında rahim ağzı çoktan 7-8 cm.ye ulaşmış. Yani ben epidural anestezi yaptırdım ama normal doğum sancısını doya doya yaşadım:))) Nöbetçi doktor "Allah allah rahim ağzı ne kadar çabuk açıldı, daha saat 03:00 de birşey yoktu" diyor, hemşire "ayyy, ne kadar şanslısın doğum 2-3 saatte bitmiş olacak, Allah herkese böyle kolay doğum nasip etsin" falan diyordu. Bense "Allahım bu kolayıysa zoru nasıldır diye" düşünüyordum...Doktorum 07:30 gibi geldiğinde rahim ağzı tam açılmıştı ve epidural anestezi etki etmeye başlamıştı. Doktorum beni rahatlatmak için "aaa, Turkuaz daha dün öğlen birlikteydik, niye geldin yine" gibi cümleler söyledi. Bu arada ben eşimi çağırın diye debelenip duruyordum, nöbetçi doktor ne gerek var canım derken, kendi doktorum "evet biz Turkuazla öyle konuşmuştuk, hemen bir önlük giydirin eşide gelsin" dedi:))) eşim içeri girdiğinde artık bebişimizi görmemize çok az kalmıştı. Bundan sonrası kolay oldu, iki kere ıkınınca yavrucumun, minik kızımın, petekli balımın incecik sesini duydum...12 Mayıs Salı sabahı saat 07:53'de, tatlı kızımızı dünyaya gelişinde annesi ve babası olarak birlikte karşıladık:))) Allahım o nasıl bir rahatlama öyle anlatamam...derlerdi de anlayamazdım, doğum bittikten sonraki his muhteşem gerçekten:))) Bu arada benim suyum doğum gerçekleşirken geldi, bazı kişilerde olurmuş, kese yırtılmazmış da sızıntı yaparmış, benim sızıntılar gece çoktan başlamış ama kese doğum sırasında yırtıldığı için doğum kolay oldu...Epidural anestezi sayesinde dikiş atılırken hiç canım yanmadı. Bebişimin aspire işlemi tamamlanır tamamlanmaz kucağıma getirdiler, aynı filmlerdeki gibi, incecik sesi kokumu alır almaz kesildi. Yanımda boyu ve kilosu ölçüldü. Bizim prenses 3 hafta erken doğduğu için 2630 gr doğdu. Boyu ise 49 cm idi. Bundan sonra kızım babasıyla yeni doğan bebek odasına alınmış ve orada yapılan işlemlerden sonra cicileri giydirilmiş. Babası hepsini kameraya almış ben daha sonra izleyeyim diye:))) Şimdi ara ara izliyorum ve çok duygulanıyorum...Doğumdan yarım saat kadar sonra odama çıkarıldım. Hemen minik kuzumu getirdiler, nasıl acıkmış nasıl acıkmış anlatamam...emerken nasıl da yoruluyordu, iki üç çekişte horrrrrr uyumaya başlıyordu:))))

Benim doğumum çok ani, beklemediğimiz bir anda oldu ama iyiki de oldu:))) kızım bizi hiç bekletmeden geldi...Gece 04:00'den sonra annemlere ve ablama (kuzenim) haber verebildik ancak, ablam yakın olduğundan 07:00 gibi gelmiş, doğum odasının kapısında beklemiş, miniğimizin ilk sesini duymuş:) Annem ancak doğum sonrasına yetişebildi...Olsun herşey çok doğal bir şekilde gerçekleşti:) Normal doğum olduğu için biz bir gece hastanede kaldık. Eminim sezeryan olup yine çok çabucak toparlanan kişilerde vardır ama eğer benim gibi anesteziniz gecikmezse veya anestezi bile istemem diyebiliyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Doğumdan sonrası bir harika, sanki hiçbirşey yaşamamış gibi. Sadece birkaç gün dikişler acıyor o kadar.

Yukarıda fotoğrafı görülen papatya prensesimin dünyaya merhaba hikayesi böyle işte...Allah isteyen herkese bu güzel duyguyu yaşatsın inşallah...

18 Ağustos 2009 Salı

MUTLU OLDUM...


Biliyorum ilk yazım doğum hikayem olacaktı, ama uzun bir post olacağı için kızımdan fırsat buldukça yazıp yazıp taslağa kaydediyorum, çok az kaldı:)

Niye mi mutlu oldum arkadaşlar, öğretmenliğe ilk atandığım okulumdan bir öğrencim aradı 5 dk. önce, 6 sene önce dersine girmiştim, çok problemli ama bir o kadar saygılı bir öğrencimdi Onur. Sınıf öğretmenleriydim, az mı uğraştık ders çalışması için...yakında askere gidecekmiş, bir halinizi hatırınızı sorayım öğretmenim dedi...zaten bu hormonlardan duygusallık hat safhada, kapadım telefonu doldu gözlerim...kıymet biliyordu oradaki öğrencilerim...varoş bir kesimdi, yokluk vardı ama saygıda asla kusur yoktu. Şimdi daha çocuklarının peşinde pervane velilerimin bulunduğu, sosyoekonomik durumu gayet iyi öğrencilerimin olduğu bir okuldayım. Yine pırıl pırıl öğrencilerim var ama pürüzlerde var ne yazık ki...

Evet şimdiki öğrencilerin bazılarında öğretmene belki eskisi gibi saygı yok ama kim ne derse desin öğretmenlik çokkk güzel bir meslek...böyle bir telefonla hatırlandığını görür, mutlu oluverirsin işte...

Şimdiden hayırlı teskereler Onur'cum...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

HEPİNİZİ ÖZLEDİM...KIZIMLA BERABER GELDİM İŞTE BURDAYIM...

Ben geldim...
biraz önce sevgili Nazo'cumun yorumunu okudum... "artık yazmayacak mısın?" diyordu...yazacağım dedim kendi kendime, hatta hemen şimdi yazacağım...Beni en mutlu eden şeylerden biri değil miydi yazmak...o zaman hadi dedim...
çokkkkkk uzun süre geçti aradan, 6 ay kadar...En son yazımda yarıyıl tatilinde gittiğimiz Taylant'tan döndüğümüzü yazmışım...anlatacak çok şey var aslında biriken, o zaman 6 aylık hamileydim, şimdi 3 aylık dünyalar tatlısı, kurabiyem, pamuk şekeri bir kızım var...Adı Ege Bahar...Ege'nin baharları kadar güzel bir ömrü olsun diye...
Hamilelik dönemimin 6 aydan sonrasının yazılarının olmamasına şu an biraz üzülsemde, beni takip eden, yorumlar bırakan arkadaşlarımın olmasına çok seviniyorum...aslında ara ara takip ettim sizleri, sadece yazamadım...ne bileyim işte yazmak istemedim, içime kapandım bir süre, çok gel gitler yaşadım kendi ruhumda...hamilelik biraz ağır mı geldi neee:)))) öyle ki doğum öncesi iznim başlar başlamaz, 33 haftalık hamileyken bile kendimi Bodrum'a atacak kadar sıkıldım herşeyden...saçma sapan herşeyi takar oldum, oldum da gördüm sonunda, ne mi oldu, kızım bile içimin sıkıntısına dayanamadı da 37+1 de gece yarısı hastaneye koştuk:))) 12 Mayıs 2009 Salı sabahı 07:53'de kollarımdaydı minik kelebeğim...Şimdi dünyam o. 3ay 3 günlük bugün...artık iyice alıştık birbirimize, beni, babasını, anneannesini tanıyor, yeri geliyor annesini azarlar gibi ağlıyor, yeri geliyor şimarıklığından mız mız ediyor:))) kızım deyip onu kucaklamak öyle güzel ki...kokusuna doyamıyorum...daha sonraki yazılarımda yazacağım ufak bir sağlık problemimiz dışında (ki çok şükür geçti sayılır) herşey yolunda...Kızımız evimize Ege Baharlarının güzelliğini getirdi sanki...
Doğum sonrası 2 aylık iznim bitti, bu yıl Eylül'de bana okul yolu gözükmüyor...evimde kızımla güzel bir kış geçirmeyi, onun her anını doya doya yaşamayı istiyorum...Bir yıl ücretsiz izin almayı düşünüyorum, zaten istediğim zaman bir yılı doldurmadan da dönebiliyormuşum.
6 aylık süreçte beni hatırlayan, acaba yazmış mıdır diye bloğuma bakan, yorum bırakan arkadaşlarıma çokkkk teşekkür ederim...hatırlanmak çok güzel bir duygu...
gelecek postlarımda gidilen gezilen yerler olacak elbette ama ilk yazım doğum hikayem olsun, ne dersiniz ;)))
Artık geldim işte burdayım, hem de kızımla:)))
bebişim beni bekler, baybişşşşşşşş:)

12 Şubat 2009 Perşembe

Burdayım...


Merhabalar...Hafta başında böyle bulutların üzerinden uça uça döndük yuvamıza...Gelir gelmez (aynı gün) işe başladığım için toparlanamadım hala:))) yazacak bidolu şey var aslında...hangisinden başlasam...nasıl anlatsam...Son bir haftaya ait fotoğraflarım, mutluluklarım, ağlama krizlerim, çemkirmelerim yakında...
hepinizi çokkkk özledim...sevgiler, öpücükler...

4 Şubat 2009 Çarşamba

Hepinizi öpüyorum...Baybişşşş....



Arkadaşlar çabucacık verilmiş bir kararla uzaklara gidiyoruz, nereye mi??? resim de size ipucu olsun:)))

Kociş iş nedeniyle 6 günlüğüne gidecek olunca, Turkuaz doğumdan önceki son şansın, takıl sende bırakma peşini, gez toz dedim:)))

Tayland-Bangkok'a 4. gidişim olacak, her gidişim ayrı hikaye, ayrı komedi ama öyle karışık, öyle enteresan bir yer ki her seferinde farklı bir yönünü keşfediyorum...Seviyorum ya ben bu pis şehri:)))

Pazartesi ya da Salı inşallah evimizde olacağız...

Dönünce önceki gidişlerimi ve bu son seferi anlatmaya çalışacağım...Herkese sevgilerimle,

Kendinize iyi bakın, hepinizi çokkkk seviyorum...Baybişşşşşş....

2 Şubat 2009 Pazartesi

Mim...


Merhabalar...

Tatlı arkadaşım Kiraz Sevdası beni mimlemiş...Teşekkür ederim arkadaşım, hemen cevaplıyorum;

1- yakınınızda bulunan ilk kitabı alın.

Bilimin Öncüleri (Cemal Yıldırım- Tübitak yayınları)

Kitabı geçen hafta yurtdışındayken okumak için kociş yanına almış ve gelincede masanın üzerine bırakıvermiş. Yani şu an okuduğum bir kitap değil, sadece çok yakınımda:)))

2- 161. sayfayı açın.

hemen açtım...

3- 5. cümleyi okuyun.

okudum:)

4- Blog sayfasına yazın.

"Bir başka merakı da, kırlarda dolaştığımızda suların akışını, derelerin çizdiği yolları izlemek"

Adından da anlaşılacağı gibi kitap bilimde çığır açmış kişilerin yaşamını anlatıyor. Bahsedilen çocuk 19. yy.ın en büyük fizikçilerinden James Clerk Maxwell'miş...

5- En güzel cümle ve en güzel kitabı seçmeyin.Sadece yakınınızda olan ilk kitabı alın.

Gerçekten en yakın bu:))) üşenmedim alıp salona götürüp pembe papatyamızın (başka adı varmı bu çiçeğin bilmiyorum) önünde fotoğrafını bile çektim:)))

6- 5 blog arkadaşınıza yollayın.

Düşündüm, düşündüm....Moonish'ciğimi ve hazırladığı lezzetlere yutkunarak baktığım Pelin'ce Lezzetler 'i mimliyorum bende.

Bugün çok yorulmuşum bennnn...Ruhumda bedenimde yorgun...tatlı telaş yorgunlukları bunlar ama Kiraz'cığımında bahsettiği hormonlar bende de tavan yapmış durumda...Yolda, evde, heryerde ağlak ağlak geziyorum...nelere ağladığımı utanmazsam sonra yazacağım...Çünkü ağlamam geçince bana bile çokkkk komik geliyor:)))

öpücükler hepinize...

1 Şubat 2009 Pazar

Buralardayım...yiyip, içip, geziyorum:)))

Herkese merhabalar...
Burdayım dostlar, iyiyim, merak edilecek bir durum yok:))) sadece yoğunluktan yazmaya vakit bulamadım...ama merak edilmek çokkk hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim:))) Beni merak edip mesaj bırakan Canım Moonish'cim ve tüm arkadaşlarım hepinizi çok seviyorum, iyi ki varsınız...bu arada birçoğunuzu takip edip okudum, haberiniz olsun...
Çok önemli bir durumdan kaynaklanan bir yoğunluk değildi bu, tatil olduğu için annem ve küçük kardeşim geldi birkaç günlüğüne, bol bol kalorilendik, yedik, içtik afiyetle:)))

Hafta içi sinemaya gitmeyi planlıyordum biliyorsunuz...Haftasonu yoğunluğundan hiç hoşlanmıyorum ben...ama dün ancak fırsat bulabildim, kuzenimle bir anda karar verip Güz Sancısı'na gittik. Eve yakın diye ve sonra caddede şöyle bir dolaşırız diye C K M'yi tercih ettik. Filmi genel olarak beğendim, tabi ki eleştirilebilecek bazı detaylar vardı (örneğin Nemika ile Behçet'in balkonda sohbet ettiği sahnede geçen gemi çok yapaydı) ama genel olarak beğendim...Rumların evlerinin, işyerlerinin yağmalandığı, talan edildiği anların sahnelendiği yaklaşık son 10 dk.da ise zırıl zırıl ağlamaya başladım...Hatta kendimi tutamayıp ablama (kuzenim) bu sahneler abartılmış heralde, gerçek olamaz dedim ama maalesef o günleri gösteren gerçek kareler de filmin sonunda verilince gerçeklere inanamadım...Anladım ki bizler daha dünyaya gelmeden çokkkk uzun zaman önce şu derin devlet denen şey hep varmış...hep insanlar harcanmış, hep kaybeden, arada kalan halk olmuş... Oyunculara gelince Suat rolünü oynayan Okan Yalabık ve Behçet rolünü oynayan Murat Yıldırım benim favorim oldular...
Sinemadan çıkınca biraz dolaştık, yemek yedik, ve miniğime ciciler aldık...Mother Care'in sezon sonu indirimi artık bitmek üzere, daha önce indirimden bir hayli yararlandım:))) ama dün de dayanamayıp kırmızı kadife bir pantolon aldım kızıma...minyatür bir pantolon, 6 ay için:))) Allahım şimdikiler bir alem, daha 6 aylıkken pantolon giyiyorlar:))) Teyzesi de çok tatlı bir oyuncak aldı kızıma...Yumuşacık bir anne fare ile yavru fare:)))
Akşam yorgun argın geldik eve, bu arada kociş birkaç gündür yurtdışındaydı, sabah çok şükür kavuştuk birbirimize:) O yol yorgunluğu ile mışıldamaya başlayınca biz de ablamla güzel bir haftasonu kahvaltısı yapmak için attık kendimizi dışarı. Aman ne yedik ne yedik...Doktorum gelecek kontrolde kilomla ilgili neler söyleyecek acaba...Bu tatiller bana yaramıyor arkadaşlar, biri beni durdursun:)))