17 Eylül 2009 Perşembe

...

Yaaa sabahtan beri aklımda aslında, Cem Garipoğlu yakalandı ya sevgili avukatı açıklama yapıyor...hiçbirşey yemiyormuş da, yalnız sık sık su içiyormuş da, babası tutuklu olduğundan onun için teslim olmuş da, babası için üzülüyormuş da vs. vs. , o kızın anasına babasına hiç üzülmüyor anlaşılan! bunlar hiç önemli değil bence, yemesin, içmesin...önemli olan adaletin yerini bulması...buldu mu o da bilinmez...zaten yaşı küçükmüş! ya, onun için özel hükümler uygulanacakmış...neden böyle açıklamalar yapılır anlayamıyorum, yediği, yemediği beni hiç ilgilendirmiyor, babasına üzülüp üzülmediği de...olay korkunççç!!! nasıl yaptın vicdansız!!! Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın....bence o avukatta böyle yemiyor içmiyor türünden açıklamalar yapıp zaten son derece duygusal olan Türk halkının duygularıyla oynamasın....ve bu olay lütfen yakalanmasıyla kalmasın, gerçekten adalet yerini bulsun!!!! olayı büyütmeden verin cezası neyse...birde unutulmasın lütfen, birde faili meçhuller var bu ülkede...
bu arada sabah dilime "Ankara Ankara güzel Ankara, seni görmek ister her bahtı kara, senden yardım umar her düşen dara, yetersin onlara güzel Ankara" marşı takıldı...Annemde has Ankaralı'dır ya ondan mıdır nedir...Cumhuriyet'in kuruluş yılları ile ilgili bir marş ne de olsa....yoksa artık benim Ankara'dan da, Ankara'daki zat-ı muhteremlerden de bir beklentim yok...

başlık ne olsun bilmiyorum...

Yavaş yavaş sıyırıyorum galiba...
saat 05:30, Turkuaz birden uyanır, ohhh çok şükür der....mutfağa gider, dün pişirdiği kurabiyelerden bir tanesini ağzına atar, bir bardak su içer ve mutfaktaki kocaya dönüp (ki bu tatlı koca sabah 07:00 vardiyasına yetişecektir, ve zavallının işyeri ta Floryada'dır) "kociş rüyamda Ege Bahar'ı evde yalnız bırakıp Bostancı'ya konsere gitmişim, çokkk korktum gerçek diye" der. Kociş güler, "yapmaz benim karıcım öyle şeyler der", sarılırlar, koklaşırlar ve kociş işe gider...Turkuaz rüyanın tamamını anlatıp saçmalamamıştır, zaten kocanın da onu dinlemeye vakti yoktur...
Rüyamda evde hamile bir kadın var, kimdir nedir bilmiyorum. Yanımızda değil ama birde 6 yaşında oğlu varmış. Çok zor durumdaymış, eşi terketmiş vs. vs. Kociş rüyamda işe gidince ben bir anda kendimi Bostancı'da bir açık hava konserinde buluyorum...Bomba şu ki; konser İbrahim Tatlıses'in:) ne işim var ya benim o adamın konserinde??? ortalık kıyamet, bir kalabalık bir kalabalık...birden "benim Ege Bahar'ım evde ve yalnız" diyorum. Nasıl ağlıyorum nasıl ağlıyorum "anne olduğumu unuttum, o daha iki aylık" diye...hemen bir taksiye atlıyorum, birden o kadın da yanımda beliriyor, "park yatağında uyuyordu iki saat önce inşallah uyanmamıştır" diyorum ve tam E-5 Bostancı Köprüsü'nden dönerken uyanıyorum...
Benim gibi saçma rüyalar gören var mı acaba??? O kadın muhtemelen dün akşam haberlerinde izlediğim ve çok üzüldüğüm kadındı. Ufacık bir çocuk kucağında, bir deri bir kemik, dileniyor, hamile ve çocuk gerçekten hasta...polislerin yaptığı araştırmaya göre hali gerçekten içler acısı, o minicik yavru gerçekten aç... gözlerim doldu, öyle üzüldüm ki, o kocasına çok söylendim...Rüyasında bir çocuğu olduğunu unutan bana gelince...Bugünlerde biraz zor bir dönemden geçiyoruz ana kız...Ege Bahar sanki tamamen huy değiştirdi. 4 ay 8 günlük...bir hafta önce sanki DBT aşısı değilde huysuzluk ve ağlama aşısı oldu...Bir türlü gönlü olmuyor, sürekli kucakta ve gezinmek istiyor, uyumak istemiyor, uyutacağım zaman bağıra bağıra ağlıyor...gündüz neyse de gece dayanamıyorum artık...saat 21:30 da başlayıp 01:00 de ancak uyuttuğumu biliyorum. Deli gibi uykusu var ama uyuyamıyor, kendimce acaba bir yeri mi ağrıyor diyorum, kulaklarını, vücudunu kontrol ediyorum, yok birşey, zaten kucağa alınınca susuveriyor...ben de bu durumda kocişe püskürüyorum...Bazen miniğime bağırmamak için zor tutuyorum kendimi. Dün yine uyumayınca (ki park yatakta sallandım, emzirdim, olmadı biraz daha yorulsun deyip gezdirdim, bir daha emzirdim, ayağımda salladım, ıııhhh uyumuyor) kundak gibi serdim battaniyesini, kollarını düz uzatıp, sardım, çünkü hatun uyumaya çalışırken sürekli elini kolunu sallıyor ve uyuyamıyor. Baktım bir süre sonra kapandı gözler... Salona geldim, kociş Türkiye-Slovenya basketbol maçını izliyor, sarıldım ona, doldu gözlerim, "kundak gibi sardım kızımı, uyuyunca yerine yatırıp battaniyesini açtım, kolları dümdüz uyuyakalmış..." dedim ve hürrrrrrrr ağlamaya başladım...ben yazımın başında da dediğim gibi sıyırıyorum galiba...Arkadaşlarım yatağına koy, kendi kendine oyalanırken uyur diyorlar, bizde öyle birşey mümkün değil, doğduğundan beri uyumamakta israrlı, ama bu aralar hat safhada...Gündüzleri o uyuyunca sende uyu dinlenirsin diyorlar, bense totişim uyuduğunda oyalanacak, beni rahatlatacak şeyler arıyorum kendime. Mesela dün "1 saatte kurabiye yapabilir miyim acaba diye düşündüm ve evet!!! dedim kendime:) hamuru yoğurdum da yoğurdum...iyi geldi valla:) birde kociş eve gelince "aaa...apartmana girince bu mis gibi kokular kimden geliyor acaba diye düşünmüştüm, meğer bizdenmiş" deyince iyice bir gevşedim:)
Böyle yazınca ya da söylenince kötü hissediyorum kendimi, sanki şikayet ediyor gibi...öyle çok seviyorum ki bebişimi, her anne gibi hiç kıyamıyorum...ama böyle giderse sonumuz fena, daha şimdiden her an benim kollarımda olmak istiyor...yapmayacağım, bu sefer biraz ağlatacağım diyorum ama hep yeniliyorum...Çocuk sahibi olmadan hep "ben öyle yapmayacağım, yok bu iyi bir şey değil" deyip atıp tutardım, yani tutarmışım. Doğruyu biliyorum ama uygulayamıyorum, ya da doğru sandığım şeyler doğru mu bilmiyorum, çünkü zaten topu topu 1 yıl başbaşa kalabileceğiz kuzumla... Kafam çokkkk karışık dostlar...tek bildiğim onu çokkk sevdiğim....
yaaa birde ben neredeyse her gece rüya görürüm...bazı kişiler yıllardır hiç rüya görmediğinden, yada nadiren gördüğünden yada:) uyanınca hatırlayamadıklarından bahseder...Bense hem neredeyse her gece rüya görürüm ve hem de film gibi kare kare hatırlarım...kendime bir süre rüyasız geceler diliyorum....
Bu arada hortlak gibi 05:30 da kalkınca uykum kaçtı, netten haberlere bir bakayım dedim. Flaş,flaş,flaşşşşş yazıyor..."Cem Garipoğlu teslim oldu", o kadar bunalmıştım ki bu cinayetin haberlerinden....kimse yanlış anlamasın, amannnn bana ne diye düşündüğümden değil, çok korkunç bir şey ve bizlerde evlat sahibiyiz. Fotoğraflarını yayınlamışlar yakalanma anının...o an ne hissediyorum diye düşündüm...sadece üzüldüm haline...Bir insan evladı nasıl böyle birşey yapar ve nasıl bu hale gelir diye....

10 Eylül 2009 Perşembe

Bir kek hikayesi:)


Bu yazdan hiçbirşey anlamadım ben...Sağım solum önüm arkam Ege Bahar:))) göze alamadım ufacık bir bebekle yollara düşmeyi, birde sağlık sorunları vs. eklenince kır kıçını otur oturduğun yerde dedim kendime. Suya doyamadığım, turkuaz koyları göremediğim veya deniz güneş kum olmasada yeni yerler keşfedemediğim yaz yaz gibi değildir benim için...aaaa pardon ayıp etmeyelim ama, bu yaz Ege Bahar'ı keşfettik hatta hala keşfetmeye çalışıyoruz:)
Neyse işte dün hava biraz kapalı ve yağmurlu olunca hımmm sonbahar geldi galiba dedim. Bir kek yapayım, hazır bebiş uyuyor, kociş evde, yağmurda yağıyor...şöyle yanına birde çay demleyince sıcacık keyif yapmış oluruz...
Girdim mutfağa, herşeyi tezgaha hazırladım, kocişte yanımda, yumurtaları kırdım, şekeri ilave ettim, başladım el mikseriyle köpükleri görene kadar karıştırmaya. El mikserine bakarken aynı anda aklımdan geçenler dilime döküldü, "kociş ya adamlara bak nasıl bir motor yapmışlar, ne kadar kuvvetli, hiç yorulmadan yumurta şeker iyice karışıyor" :) sanki çok önemli birşeymiş gibi...ya adamlar ay'a çıkmış, denizaltı yapmış ben minicik el mikserine takılmışım:) sonra mı... yumurta şeker karışınca mikseri durdurdum, karışıma yağ ve süt eklenecek, ekledim...tık tık...ııııhhh...bir daha tık tık...yine ıııhhh:) mikser çalışmıyor, al sana kuvvetli motor:)))) fişi çıkar, uzatmanın prizine tak, tık tık....ıııııhhhhh:)))) ayyyyy çok komik mikser mefta....bari dedim elimde karıştırayım, şu çırpma telleri varya onu buldum dolaptan (acaba kaç kere kullanıldı şimdiye kadar) iki üç çevirdim...inanılmaz ama sapı koptu:))))) hahayyyyy, valla bende koptum o anda:)))) yaaa yok böyle birşey....azimle keki tamamladım, kaşıklara birşey olmadı:)))) koydum fırına, pişirdim mis gibi...yemekten sonra geçtik tv.nin karşısına, demledik sıcacık çayımızı, yedik afiyetle...hehhhehhhhh...ben dün kek yaptım, bir mikserden birde çırpma telinden oldum....tarif mi????? valla isterseniz veririm ama....korkuyorum...fırın falan patlar mazallah:)))))

8 Eylül 2009 Salı

Rota virüs aşısı olalım mı???

Arkadaşlar Ege Bahar bu ayın 12'sinde 4. ayını dolduruyor. Ben mi doktorlardan çok şey bekliyorum bilmiyorum ama doğum sonrası kontrolümüzü yapan doktoru saymazsak bu ikinci doktorumuz. Memnun muyuz??? ehhh işte. Tavsiyelerse çokkkk iyi olduğunu söylüyor. Niye mi bana yetmiyor? Ben ilk defa anne oldum, tecrübesiz olduğum noktalar var tabi ki, benim çocuğumun doktorundan beklediğim bana yeri geldiğinde yol göstersin, seçimlerde herzaman siz bilirsiniz deyip kendini geri plana atmasın, ek gıdaya geçiş döneminde ne vereceğim hakkında bilgilendirsin, Sağlık Bakanlığı'nın rutin olarak uygulamadığı özel aşıları hatırlatsın, yararını zararını söylesin yani bana bir yol göstersin. Elbette ben de sürekli okuyorum, araştırıyorum ama birkaç çocuk büyütmedim ki ben...Yeri geldiğinde gece gündüz demeden rahatlıkla arayabileceğim bir doktor olmalı...Özellikle Anadolu yakasında Bostancı-Kızıltoprak arasında tavsiye edebileceğiniz bir doktor varsa çok iyi olur bizim için. Önerilerinizi bekliyorum arkadaşlar...
Rotavirüs aşısına gelince kafam çok karışık...Ege Bahar'la yakın dönemlerde çocuk sahibi olan arkadaşlarımın bazıları tehlikeleri olduğu için aşıyı yaptırmadıklarını, bazıları ise ilk çocuğunda bu aşının Türkiye'de olmadığını, ikinciye hemen yaptırdığını, ilkinde de olsaymış hemen yaptıracaklarını söyledi. Benim kafam iyice karıştı tabiki. Kendimce araştırdım ve 5-6 yıl önce bu aşıyı ilk defa bir Amerikan firmasının ürettiğini, bu aşının içeriğindeki bir maddeden dolayı çocuklarda bağırsak düğümlenmesi ve sindirim sisteminde kalıcı sorunlara yol açtığını ve toplatıldığını, şimdi ise iki yıldır bu firmanın 3 doz halinde, bir İngiliz firmasının ise 2 doz halinde uygulanmak üzere bu aşıyı ürettiğini öğrendim. Geçen ayki kontrolümüzde doktorumuzu zorlayarak aşının hikayesini de anlattırdım, kendisinin iki dozluk olanı uyguladığını ve bir problemle karşılaşmadığını söyledi. Özellikle yuva döneminde çocukları tehdit eden bir hastalıkmış, enteresan olan şu ki; Amerika'da bu aşı rutin uygulandığı halde, İngiltere'de uygulanmıyormuş. Yalnız şurada bu aşının ilk dozunun mutlaka 12 haftaya kadar uygulanması gerektiğini okudum. Doktorumuz geçen ay yapalım mı dediğinde ben ne kadar zamanım olduğunu sordum, o da bu aşının iki dozluğunu uyguladığını, istersem ilk dozu hemen, istersem bu ayki kontrolde uygulayabileceğini (yani bu hafta, 16 haftalıkken), bir sonraki dozuda 5. ay kontrolünde uygulayabileceğini söyledi. Zaten 6. aya kadar aşı uygulaması bitmeliymiş.
Kafam çok karışık...doğru bir karar almak istiyorum, ama birbirini tutmayan bir yığın şey öğrendim. Doktorun biri ilk doz 12 haftaya kadar uygulanmalı diyor, diğeri 4. ayda ve 5. ayda yaparsak problem yok diyor. Ne yapmalıyım bir de sizlere danışayım dedim? Sizler yaptırdınız mı, yaptırdıysanız nezaman uygulandı? Yardımcı olur paylaşırsanız çok sevinirim....Şimdiden teşekkürler arkadaşlar....

7 Eylül 2009 Pazartesi

rüyalarım bile garipleşti:)

Ne alaka ya, rüyamda kendimi, kocamı, çocuğumu, anamı, babamı,arkadaşlarımı görmek varken ben Yaprak Dökümü'nün Necla ve Leyla'sını görüyorum...hemde tüm rüya boyunca onları barıştırmak için debelenip duruyorum ve sonunda başarıyorum:))) Oysa bu diziden o kadar sıkılmıştım ki ben, ta geçen sezonun başında izlemeyi bırakmıştım. Geçen hafta bu sezonun ilk bölümü yayınlandığında şöyle bir bakayım dedim, herşey aynı, sanki bir yıl izlemeyen ben değilim, istesem kaldığım yerden devam edebilirim:) Zaten kocişin tepkisi de herzamanki gibiydi; "Turkuaz ne çok boş vaktin var, bırak şu ağlak diziyi yaa..." :)
yorgunluktan olsa gerek...rüyalarımın bile anlamı yok, böyle boş boş rüyalar görüyorum işte:) Cumartesi akşamı Antalya'dan kocişin çocukluk arkadaşı ve nişanlısı geldi. Bense Cumartesi sabahtan akşama kadar Ege Bahar hanımın odasını temizlemekle uğraştım. Böyle birşey olamaz yaaa...Ta bebişim doğmadan bir ay önce gelmişti odası, e bizim kız 3 hafta erken geldi, yani normal doğsaydı yaklaşık 1,5 ay önceden mobilyaları gelmiş olacaktı, böylece hergün havalandırınca 1,5 ayda boya kokusu falan geçecekti. Nerdeeee....daha yeni geçti yani 5 ay sürdü. Koku hergeçen gün hafiflese de tamamen çıkmadan benim içim rahat etmedi. Yine de atölye pisliği, talaş tozu gibi atıklar iyice temizlensin diye bir arkadaşıma temizliğe giden bayanı çağırmıştım daha önce. Öyle de bir anlattılar ki şöyle temizdir, böyle pırıl pırıldır diye. Resmen pisliğiyle bırakmış. Görünen heryer tamam, görünmeyen tepeler, karyola arkaları aynı pisliğiyle duruyor, şükretsin ki o gün çocuğumun poposunun derdine doktordaydım, onu görecek halim bile yoktu. İnsaf yaaa, o odada bir bebek yatacak nasıl böyle rahatsın??? Neyse ben ardından bir temizlik daha yaptım salak gibi ama pırıl pırıl oldu. Yine de koku çıksın diye yaklaşık birbuçuk ay daha hergün havalanınca iyice tozlanmış. Kocişinde evde olmasını fırsat bilerek Cumartesi sabahı bir temizliğe başladım ta akşam üzerine kadar. Perdeler, uyku setleri bile yıkandı, kızımın odası pırıl pırıl oldu. Artık keyifle odasına kurulabilir hanımefendi:) Yakında fotoğraflarını eklerim zaten. Yalnız geceleri odasına ne zaman geçirmemiz gerektiği konusunda karar veremiyoruz, kuzu neredeyse 4 aylık oldu ama yatak odamızdaki park yatağında ikamet ediyor şimdilik:) babasınınsa odasına geçirmeye hiç niyeti yok, 1 yaşına kadar yatsın kızım bizimle diyor, olur mu kociş öyle şey diyorum ama bakalım ne yapacağız....
İşte bütün Cumartesi böyle geçti, birde akşam misafir gelince, yemek, geceyarısına kadar sohbet, Pazar sabah kahvaltı falan derken akşamüzerini bulduk. Misafirler uğurlandıktan sonra kuzenim topişi getirde sevelim lütfen dedi, annemler ve anneannemde teyzemlerde olunca kırmayayım dedim, bide oraya gittim, akşam döndüğümüzde rahat uyusun diye bizim kızı yıkayıp yatırdıktan sonra yastığa başımı koyar koymaz dalmışım rüyalara...böylede abuk rüyalar görmüşüm işte. Hiç derdim yok ya Necla ile Leyla'yı barıştırdım. Aferin bana yaaa:)))

3 Eylül 2009 Perşembe

Hemanjiyom sorunumuz ve Prof.Dr.Agop KOTOĞYAN

Bebeğimin doğumuyla birlikte bizi tam 3,5 ay uğraştıran sorunumuz Hemanjiyom!
Hemanjiyom "damarsal tümör" demekmişşşş...hakkında çok şey öğrendik...

Miniğim doğduğu gün hastanede daha ilk alt değiştirmemde poposunun kenarında (popoyu iki kanat olarak düşünün, sol kanadın makata yakın kısmında) hafif pembemsi morumsu bir kızarıklık farkettim. Çapı yaklaşık 2,5-3 cm. kadardı. Doğumda meydana gelen bir kızarıklık yada morarma sanıp pek önemsemedim, ertesi gün hastanenin çocuk doktoru da ilk muayene sırasında heryerini kontrol ettiği halde uyarmadı bizi. Eve geldikten birkaç gün sonra bu kızarık bölgede toplu iğne başı büyüklüğünde minik minik açılmalar başladı. Biz tecrübesiz anne ve baba bunu pişik olarak algıladık ve "Allah Allah nasılda daha ilk günlerden çocuğun poposunu pişirmeye başladık???" şeklinde hayıflandık...kaç çeşit pişik kremi denedik, yok anacım geçmeyi hafiflemeyi bırak, o minik delikler birleşmeye başladı mı:(

Ben bepanthen, desitin, avene, yara pomatları vb. neler deniyorum ama yok geçmiyor birtürlü. Hatta yara içine doğru gittikçe oyulmaya başladı. ilk günler ağlamayan yavrum son birkaç gündür her alt değiştirmede ağlamaya başlamıştı...Kızım 12 günlükken soluğu çok ünlü bir hastanenin pediatri bölümünde aldık, doktorun tepkisi "12 günlük bebeği niye bana getirdiniz ki?" oldu, yavrumun poposunu görünce suratı ekşidi, tam kimyasal madde içeren ilaç veremeyeceğini, bebeğin daha çok küçük olduğunu söyleyip bir bitkisel pomad, bir de şu Mothercare'de de satılan meşhur Sudocrem'i verdi. Birde asla yeni doğanlar için olandan bile olsa ıslak bez, havlu gibi ürünler kullanmamamı tembihledi. Pomad iyileşmeyi sağlayacak, Sudocrem yaranın üzerini kaplayıp idrar ve kaka ile temasını önleyecekti. Oysa şimdi netten araştırınca görüyorum ki Sudocrem bir pişik kremi, bizim sorunumuz ise Hemanjiyom! yani sevgili doktor ben kadar anladı çocuğumun derdinden!!! oysa erken farkedilebilse belki bu kadar acı çekmeyecekti yavrum...Zaten ilk ay kontrolünden sonra hemen o doktoru bıraktık.

Yaranın ilk oluşmaya başladığı dönemde acı hissi yoktu heralde ki kızımız ağlamıyordu ama artık acı hissediyordu ve her alt değiştirmemizde katıla katıla ağlıyordu. Daha doğrusu beraber ağlıyorduk, dayanmak ne mümkün...Birkaç gün bu doktorun reçetesini denedikten sonra kocişle bu reçetenin bir işe yaramadığına karar verdik, ben yerimde duramıyorum tabiki hemen kendi jinekoloğumunda tavsiyesiyle bir dermatoloğa götürdük kızımızı. Bakar bakmaz teşhisi koydu ve biz o gün hemanjiyom kavramıyla tanışmış olduk...tedavinin uzun süreceğini ama güzel bakım yaparsak yaramızın kapanacağını söyledi. Tedaviden kastettiğim sadece açık yaranın kapanması, çünkü hemanjiyom kendiliğinden 1,5-2 yılda geçiyormuş. Tedavi olarak sabah akşam fizyolojik tuzlu su pansumanı ve sabah için bir, ara değiştirmeler için bir ve akşam için bir olmak üzere üç ayrı krem verdi. haftada birde kontrole çağırdı. Tedavi iyi gelmekle birlikte bir yerden yara kapanırken bir yerden sanki açılma yapıyordu. Ben iyice paniklemeye başlamıştım, bitaneciğim acı çekerken ben de iyice bunalıma girdim denilebilir. Bebişimiz yaklaşık kırk günlükken internetten yaptığım araştırmalara göre bir çocuk cerrahına götürmeye karar verdim. Yine çok iyi denilebilecek bir hastanenin çocuk cerrahına gittik. Hemanjiyom teşhisini doğruladı ama reçeteyi değiştirdi, o da ayrı birşeyler verdi ve hemanjiyom sorunu iç organlarda da görülebileceğinden (özellikle karaciğer ve dalak) tüm batın ultrasonografisi istedi. Ertesi gün sonucu alana kadar zaman nasıl geçti bilemiyorum...çok şükür minik kuzumun iç organlarında birşeyi yoktu. Zaten bu doktora internetten usg çekilmesi gerektiğini okuduğumdan gitmiştim ama yaranın 8-9 ayda geçeceğini söyleyince biraz umutsuzluğa düştüm, benim için bakmak hiç sorun değil tabiki, evladım o benim, ama 8-9 ay böyle acı çekeceğini duymak içimi yaktı adeta...Birkaç gün çocuk cerrahının reçetesini uyguladıktan sonra bir işe yaramadığını, eski tedavini daha iyi olduğunu anladım. Tabiki doktor değilim, bunu çok bilmişliğimden söylemiyorum, yaranın iyileşmesi veya daha da açılması öyle belli oluyor ki anlamamak imkansızdı.

Günler geçiyor ama kuzucumun yarası geçmiyordu ve ben artık iyice sıyırma durumuna gelmiştim. Birgün kendimi toparlamaya çalışıyorum, geçecek diye kendimi telkin etmeye çalışıyorum, diğer gün sürekli ağlıyordum. Birgün yine ağlak ağlak düşünürken ablam aradı ve Balıklı Rum Hastanesi'nin cildiye Bölümünde çok iyi bir doktor olduğunu söyledi, "Turkuaz bak bu doktor meşhur Kolsuz Agop'un öğrencisiymiş" dedi. Allah Allah kimmiş bu meşhur Kolsuz Agop acaba dedim kendi kendime...ben hiç duymamıştım. Öyleyse niye öğrencisine gideyim, Kolsuz Agop'u bulur ona giderim dedim. Onun hakkında Hürriyet'te yayınlanmış bir yazıyı ve orada da fotoğrafını görünce inşallah yaşıyordur Agop dedim:) (Allah upuzun ömürler versin ona) İnternetin faydaları işte, Ekşi Sözlükten hakkında okuduklarım öyle umutlandırdı ki beni o günü unutamıyorum gerçekten, hemen telefonunu da buldum yalnız bir sorun vardı ki randevu almak son derece zordu, yalnız ay başında randevu veriyorlarmış çünkü inanılmaz yoğun ki buna her gittiğimde şahit oldum. Neyse o gün Annem muayenehanesini aradı, anlatırken bile ağladığım için ve bizi hemen alabilmesi için sekretere durumu annem izah edecekti. Allah yardım etti Kolsuz Agop kendisi çıktı telefona, Günlerden Cumartesiydi, "bugün çok yoğunum evladım ama Pazartesi getirin bebeği bakayım" demiş. Nasıl mutlu oldum anlatamam, ağlaya ağlaya kocişi aradım ve bir saat içinde olan gelişmeleri aktardım. Kociş "Turkuaz kaç tane doktora gittik ama çok istiyorsan gidelim" dedi. 29 Haziran Pazartesi saat 12:30 randevusunu iple çektim :)

Prof.Dr.Agop KOTOĞYAN...yani Kolsuz Agop...hemen bebeğimizin muayenesini yaptı ve hemanjiyomu kendisinin geçiremeyeceğini, onun kendiliğinden yaklaşık iki yılda geçeceğini, yaranın ülserleşmiş olduğunu, geçeceğini ama biraz zaman alacağını söyledi. Benim halimi de görünce "hiç üzülme tamam mı kızım, yarası geçecek, büyüyecek, istemeye gelecekler bu tatlı yavruyu, kimse almazsa ben torunuma alırım" dedi...böylede babacan bir insan...benim gözler şıpır şıpır bu arada...

Eczanede hazırlanacak olan özel bir solüsyon, yine eczanede hazırlanan dört ayrı kremin karışımı halinde bir krem ve bir de ayrı bir krem yazdı reçetesine. her alt değiştirmede önce solüsyonu, ardından karışım kremimizi uyguladık. Diğer kremide haftada bir gün yalnız başına kullandık. Yavrum daha ilk günlerden ağlamayı kesti. Onbeş gün sonra kontrole gittiğimizde yaramızın üçte biri kapanmıştı, Kolsuz Agop beni motive de etmek için "Aferin kızım sana, harika bakmışsın yavruya" dedi. Ben öğretmeninden aferin almış çocuklar gibiydim onun yanında. Her onbeş günde bir kontrollerimize devam ettik, hatta üçüncü gidişimizde muayene ederken yaranın gitgide kapandığını görünce mutluluktan annemin yanağından öptü:))) sizinle mutlu olan bir insan adeta...

Son kontrolümüze yaklaşık bir hafta önce gittik. Önce Allah'ın izniyle Kolsuz Agop kızımın yarasını 1,5 ayda iyileştirdi, onu ağlamaktan kurtardı:))) İnanın çoğu kez altını değiştirirken aklıma geliyor ve "Allah uzun ömürler versin" diye dua ediyorum kendisine. 41 yıl Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde hizmet vermiş, nice doktorlar yetiştirmiş...Kendisi hakkında yapılan yorumları okurken birçok cildiye doktorunun çok çok zor durumlarda "bunu Kolsuz Agop bile iyileştiremez" dediğini görünce öyle inandım ki bizi de mutlu edeceğine...evet vizitesi biraz tuzlu ama kesinlikle değer...Herkese gözüm kapalı tavsiye ederim kendisini. Allah razı olsun, sağlıklı upuzun ömürler versin ona...

NOT:

Prof.Dr.Agop KOTOĞYAN

Tel: 0212 219 16 56-57

Adres: Halaskargazi cad. Koket apt. no:263

kat:4 d:9 Osmanbey / Şişli

23 Ağustos 2009 Pazar

Bende seni seviyorum bebeğim...




BENDE SENİ SEVİYORUM BEBEĞİM...Şaşkınken, ağlarken, gülerken..Her halinle...