31 Ekim 2013 Perşembe

Birkaç makyaj ürünü tavsiyesi...


Bu aralar kullandığım ve memnun kaldığım bir kaç makyaj ürününü paylaşmak istedim...


Bourjois Smoky Eyes serisinden 5 Rose Vintage.
Rose Vintage çok açık ve orta tonlarda sedefli pembe ve yine sedefli gül kurusu renklerinden oluşuyor.



 Bourjois daha kaliteli bir ambalaj tasarlasaymış keşke, ama ürün hakikaten güzel, kalıcılığı gayet iyi.



Makyaj yaptıktan bir kaç saat sonra göz kapaklarında biriken farlardan kurtulmanın en güzel yolu The Balm'ın "Put a lid on it" adlı far bazını kullanmak bence. Piyasada çok daha etkili ve pahalı far bazları da var tabii ki ama The Balm'ın bu ürünü de harika bence. Göz makyajımın ortalama 8-9 saat hiç bozulmadan kaldığını rahatlıkla belirtebilirim. Minicik bir parçayı alıp göz kapaklarına sürdükten sonra yaklaşık bir dakika bekleyip ardından makyajınıza devam edebilirsiniz. Ürünün fiyatı yanlış hatırlamıyorsam 27 tl idi.



Sephora ultra shine lip glossların numaraları sırasıyla 19 ve 25.
19 Shimmery black currant çok hoş bir vişne tonu,
25 no'lu Reflex hot coral ise sıcacık bir şeftali tonu.
 Kalıcılıkları süper, asla yapışma hissi yaratmıyor, parlaklıkları ise çok göz alıcı. Dudaklarınızda ışıl ışıl gülümsemeler yaratıyor. Serinin diğer renklerini buradan  inceleyebilirsiniz. 



Bu da kurban bayramı arifesinde Gratis indiriminden yakaladığım The Balm'ın "Nude Tude" far paleti.

Daha kullanmadım ama bu ürünle ilgili çok güzel yorumlar okudum nette. 



Stubborn, Silly, Seductive beni en çok çeken renkler oldu. Testerden denediğim Snobby de sarımsı görüntüsüne rağmen harika bir ışıltı veriyor.

Burası bir aile, anne, çocuk, yaşam bloğu tabii ki ama arada böyle renk katmak lazım:)

sevgiler...

29 Ekim 2013 Salı

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bir kitap; Dünyanın en güzel giysisi





Pazar günü anne kız bir alışveriş merkezinde bir kaç işimizi hallettik. Ardından D&R 'a girdik. Ege Bahar çocuk kitapları bölümünde kitap incelemekten çok hoşlanıyor, birde kitap alır çıkarız diye düşündüm. O ilgisini çeken bir iki kitap alırken yukarıda fotoğrafı olan kitabı gayri ihtiyari elime aldım ve okumaya başladım. Bitirdiğimde gözlerim dolmuş bir haldeydim. Çok yüreğime dokundu.

Bir prensesin sahip olmak istediği dünyanın en güzel elbisesi için kimlerin canının nasıl yandığını Gülsüm Cengiz nasıl güzel anlatmış;

Ülkenin birinde bir prensesin onsekiz yaş günü için babası nasıl bir armağan istediğini sorar, prenses dünyanın en güzel giysisini ister babasından. Ülkenin bütün tanınmış tüccarları, terzileri durup dinlenmeden üç ay boyunca prensesin elbisesi için çalışırlar. En güzel giysiyi dikecek kişi kral tarafından ödüllendirilecektir, öyle ki ülkede serbest çalışabilecek, yaptığı işler için kendisi ve soyundan gelenler vergi ödemeyecektir.

Beklenen gün geldiğinde prenses kendisi için hazırlanan elbiselerin hiçbirini beğenmez, ta ki saraya bir yabancı gelene kadar. Yabancının getirdiği elbise prensesin gözlerini kamaştırır. Bu elbise için onsekiz yaşına girmemiş yüz genç kız üç ay dışarı çıkmadan umutlarını, düşlerini dokumuşlardır, onsekiz yaşına girmemiş yüz genç denizin dibinden eteğin incilerini çıkarmıştır. Pelerinin ve ayakkabının dantelleri on yaşına girmemiş yüz çocuk tarafından örülmüştür. Çünkü ancak o çocukların parmakları bu kadar ince bir danteli dokuyabilirmiş...
O günden sonra yabancı ülkenin heryerinde istediği gibi ticaret yapar, üstelik vergi bile ödemez.
Prensesin yaş gününün kutlanacağı gün halk üzerindeki elbiseyi görmek için sokaklara dökülür.Prenses ve babası saray arabasıyla halkın arasında ilerlerken prensesin gözleri eski ve renksiz giysiler içindeki genç kızlara, onların yanındaki zayıf küçük çocuklara, sakat delikanlılara rastlar. Bunlar onun elbisesi için aylarca çalışan çocuklar, genç kızlar ve delikanlılardır. Kalabalığın içinde bir ozan elinde çalgısı bu hikayeyi şarkıyla anlatır ama o da askerler tarafından yakalanır, yine de susmadan şarkısını söyler. Kral ve prenses ise kutlama töreninin yapılacağı görkemli binaya geçerler. Kalabalığın arasında bir dokumacı kız şarkıyı söylemeye devam eder.


Kitabın illüstrasyonlarını Betül Gönüllü hazırlamış. Kitap Nisan 2013'de basılmış. Radikal Gazetesi kitap ekinde Görkem Yeltan kitaptan şöyle bahsetmiş.




Betül Gönüllü kitabın illüstrasyonlarında prensesin yüz ifadelerini, mimiklerini öyle güzel çizmiş ki bayıldım. Unutmamak lazım ki çocuk kitaplarında illüstrasyon çok önemli, anlatılanın çocuğun zihninde kalması için insanların mimikleri, neşe, sevinç, üzüntü gibi duyguları hikaye ile bütünleşmeli; doğanın, bulutun, güneşin bile bir ifadesi olmalı diye düşünüyorum. Betül Hanım anlatılmak istenileni çizimleriyle iyice zihne kazıyor. Gönülden tebrik ediyorum kendisini...



Hiçbir elbiseyi beğenmeyen prenses...



...YABANCI...
Ahhh bu yabancı neler anlatıyor neler...




Yüz genç kızın, yüz küçük çocuğun, yüz gencin emekleriyle hazırlanan dünyanın en güzel giysisi...




Bu sayfalar beni mahvetti...
Hiçbir çocuğun rengi, umutları, düşleri, bedenleri çalınmasın...







 

Hikayeyi ezgiye döken ozan...

Sözler çok anlamlı...anlayana...



Ben kitabı aldım ama şimdilik Ege Bahar için okunmayacak, bir süre rafta bekleyecek. Çok hassaslar bu yaşta, kitapta geçen küçük çocukların elleri için kullanılan delik deşik ifadesi biraz ağır gelebilir mesela. Zamanın geldiğine inandığım vakitte mutlaka okuyacağız. Dünyanın değişik bölgelerinde daha yetişkin bile olamadan üç beş dolar için okuyamadan, yemeden içmeden çalışan yavruları bilmesi lazım.








Bu kitap bizler içinse kendimizle yüzleşme fırsatı veriyor, en azından farkındalık yaratıyor. İnsan o kadar etkileniyor ki dünyanın en güzel elbisesine sahip olmayı istemiyor. Tabii ki siyasi tarafı da var olayın ama beni tek ilgilendiren verilen mesaj ve gerçekliği. İsteklerimizi, sevdiklerimizi, ruhumuzu nasıl doyurduğumuzu, dünyanın bugünki düzenini değerlendirme imkanı veriyor.


Çocuk kitabı der geçersin, önce bizler okumalıyız diyor, Gülsüm Cengiz'i, kalemini, sanatını saygıyla selamlıyorum...

27 Ekim 2013 Pazar

Kız babası olmak böyle birşey işte...


Dün akşam üzeri saatleri, acele ediyorum, zira
bir arkadaşımızın düğününe katılacağız ve İstanbul Anadolu yakasından Tarabya'ya geçeceğiz.
Ben kıyafetleri hazırlarken Ege Bahar elinde bir oje ile etrafımda fırıldak gibi dönüyor, davete katılacağı için süslenmeli ve oje sürmeliymiş hasbam:)

Kesin bir ifadeyle zamanımızın olmadığını söylüyor ve işime devam ediyorum, nasıl ağlıyor nasıl ağlıyor ama düzgün bir şekilde açıkladığım için ilgilenmiyorum.  

Bir süre sonra sesi kesiliyor, nihayet anladı ve sustu derken salonda aşağıdaki manzara ile karşılaşıyorum...



Doğal olarak ömründe eline oje fırçası almamış kocam kızımıza paşa paşa oje sürüyor...




Babasının nasıl dikkat kesildiğinin altını çizerim:)
Bizim ki mest olmuş, ağzı kulaklarında tabii ki...




Hemen fotoğraf makinesine sarılıp bu anı kaydediyorum, daha sonra gerektiğinde kullanılabilir kanıtlar olarak elimin altında bulunmalı:)



Bu arada babası ojeyi tırnaklarına biraz fazla fazla sürmüş, Allah'tan ilk elde yakaladık, müdahale ettik, öyle bol bol değil, ince tabakalar halinde iki kat süreceğini anlattık.
Vallahi başardı, sonuç tatmin ediciydi. Bizim süslü Raziye babasının sayesinde ojeleriyle düğüne katıldı.


Kız babası olmak böyle birşey işte...
Bu kızlar çok fena çokkk:) 


yummm...yummm...yummm...






 Tanıyanlar bilir, bizim kızın hamurişleri ile pek arası yoktur, bu nedenle okulda ikindi kahvaltısı saatlerinde meyve yoksa genellikle bir şey yemeden kalkar. Evde de kek, poğaça vb. piştiği zaman dokunmaz bile ama bu lezzetli tahinli cevizli kurabiyelere dayanamadı, muhtemelen çok sevdiği cevizler onu yoldan çıkardı.

Çok sevdiğim arkadaşım Dilara'nın tahinli cevizli kurabiyelerinin tarifi şöyle;

Malzemeler:

1 yumurtanın sarısı
6 yemek kaşığı toz şeker
Yarım paket margarin (oda sıcaklığında yumuşamış olacak)
1 çay bardağı sıvıyağ
2 yemek kaşığı tahin
1 yemek kaşığı yoğurt
1 pk. kabartma tozu
Aldığı kadar un
Üzerlerine ikiye bölünmüş halde ceviz

Yapılışı:

Tüm malzeme karıştırılıp yumuşak bir hamur elde edilir. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp yuvarlanır ve kurabiye şekli verilir. Üzerlerine yarım ceviz yerleştirilip, önceden ısıtılmış fırında 180 derecede altları kızarana kadar pişirilir.

Afiyet olsunnnn.....

25 Ekim 2013 Cuma

Anne-kız birlikte...



Büyüyor mu ne???
O meyve suyunu ben kahvemi içerken karşılıktı bir sohbette buluyoruz kendimizi...
Maşallah iyi arkadaşız, sohbetine doyum olmuyor:)
Neler anlatıyor neler...
Arkadaşlarını, almak istediği polly pocket bebekleri, özlediği akrabalarını, sevdiklerini, sevmediklerini....
Daha çok o anlatıyor ben dinliyorum...

Bir on sene sonrasını düşünüyorum da inşallah yine böyle sohbetler eder oluruz inşallah...

Fotoğraflar Bayramın ikinci gününden...
Aile ziyaretlerinden sonra ikinci gün itibariyle kafamıza göre gezdik, tozduk.


Bayramın ikinci günü Ege Bahar babasının işyerini ziyaret etti. Önemli mi, evet önemli, neredeyse 4,5 yaşındaki kızımız yaklaşık bir yıldır bunu gerçekleştirmek istiyordu. Zor muydu? evet zordu, babasının işyeri İstanbul trafiği ile 2-3 saat sürdüğünden ve bende çalıştığım için bir türlü bu isteğini gideremedik. Bayramın ikinci günü babası mesaide olunca haydi dedik gidelim, kafasındaki hayali işyerinin gerçeğiyle bir tanışsın. Ege Bahar'ın ilklerinden oldu bu da.

Merakını giderdikten sonra babayı çalışır halde işyerinde bırakıp öğleden sonrayı anne kız birlikte geçirdik. Hava da mis gibi olunca Florya sahile attık kendimizi, çok keyifli bir zaman dilimi yaşadık.













...Anne-kız birlikte...

Florya - Ekim 2013

24 Ekim 2013 Perşembe

Kapris meselesi:)




"Erkeklerle oynamak daha eğlenceli" diyor bizim kız bugünlerde.

Onlar küsmüyormuş ve birlikte çılgınlar gibi eğleniyorlarmış:)

Aslında hayata dair önemli bir keşif yapmış da Ege Bahar farkında mı bilmem, kendi ileri de nasıl bir kadın olacak onu da bilemem tabii ki ama kapris yapanlarla bu ara takılmak istemiyor:)