30 Ağustos 2014 Cumartesi

Tatilden biraz biraz, Vol.3; Köyceğiz notları-Toparlar Şelalesi






Bu bir ayrılık görüntüsü...
Fethiye'den Köyceğiz'e yola çıkan küçük bir kız...






Köyceğiz'de en keyif aldığımız yerlerden biri kuşkusuz Toparlar Kanyonu ve Toparlar Şelalesi.

Öyle ki Köyceğiz'deki bir haftalık tatilimizin iki gününü birden Toparlar Şelalesi'ne ayırdık.

Köyceğizden yola çıkıp, Köyceğiz-Muğla Karayolu'ndan Marmaris yönüne devam ederken yaklaşık 4-5 km sonra Toparlar Beldesine varıyorsunuz. Yol kenarında küçük bir tabela sizi orman içine yönlendiriyor. Yaklaşık 300-400 metre sonra aracınızı ağaçların altına parkedip, yürüme parkuruna başlıyorsunuz.




Böyle bir güzelliğin içinden yaklaşık 15 dakika kah toprak üzerinde kah suların içinde yürüyerek şelaleye ulaşıyorsunuz. Yol üzerinde küçük küçük havuzumsu su birikintileri kimi zaman sığ, kimi zaman yüzebilecek derinlikte. Ama çok zorlu bir yol değil, yeter ki ayağınızda spor ayakkabınız ya da sandaletiniz bulunsun, parmak arası terlik bu tür yollara alışkın olmayanlar için pek yeterli değil. Ki ben bu durumu Kabak Koyu'yla ilgili  şu postumda da belirtmiştim. Bunu hatırlayarak bu sene bavuluma yerleştirdiğim ilk eşyalarımdan biri spor sandaletlerim oldu. Böylece rahatlıkla orman içi yolu kimseye yük olmadan katedip şelaleye vardım:)





İşte Toparlar Şelalesi...

Fotoğrafta küçük göründüğüne bakmayın, o kadar küçük değil fakat bir Düden, Kurşunlu kadar da büyük değil tabii ki. Sığ olarak başlıyor, yukarıdan akan suya yaklaştıkça derinleşiyor. İlk girdiğinizde buz gibi su sizi dışarı kaçırabilir, bu nedenle en iyisi bir anda atlamak, kısa bir titreyişten sonra alışıyorsunuz zaten:) Yine de belirteyim su buz gibi fakat soğukluğu Saklıkent'le kıyaslanamaz, ben çivi gibi dedikleri suyu Saklıkent'te hissetmiştim.




Tertemiz soğuk su, 15 dakikalık orman içi yürüyüşten sonra o kadar iyi serinletiyor ki anlatamam...




Bizim kız soğuk falan demiyor, bir anda atıyor kendini suya. Şelaleyi o kadar sevdi ki hiç çıkmadı diyebilirim. Dayısı ve kuzenleriyle böyle doya doya eğlendi.





Dalyan çıkışlı turlar zaman zaman programa göre turistleri Toparlar Şelalesi'ne getiriyor. Şelaleye gittiğimiz ilk gün böyle bir grup vardı.Turistler şelalenin tepesinden kaymak için tur rehberini dikkatle dinliyorlar.



Dirseklerin çizilmemesi, yaralanmaması için temel kural kolları kaldırıp, elleri başın arkasında kenetlemek. Tabii kafa kaskla korunuyor ama ilk defa böyle bir aktiviteyi yapmak biraz da cesaret işi.





Bu turist sorunsuz bir şekilde şelaleden kaydı.




Fakat bir sonraki turist kayarken panikledi ve dengeyi kaybetti, bir şekilde kayıp suya daldı tabii ki ama çıktığında kalçaları, dirsekleri, sırtı kıpkırmızı çizikler içindeydi.

Bir yandan turistleri izlerken diğer yandan Toparlar'da yaşayan sekiz, on yaşlarındaki çocukların, şelalenin yan taraflarındaki sarp kayalıklardan (ki bu kayalar turistlerin bulunduğu seviyenin belki de iki katı yükseklikte) nasıl korkusuzca atladıklarına şahit oldum. Kendi kendime dedim ki; sen doğadan uzaklaşırsan, doğa da senden böyle uzak, bilinmezlikle dolu bir yaşam alanına dönüşüyor maalesef.




Turistin canı bu kadar yanmışken, rehberin gösterdiği bu aktiviteye hiç biri katılmadı.




Biz doğayla dopdolu bu günün ardından eve döndüğümüzde Ege Bahar'ın halası kış hazırlıklarından biri için dolmalık biberleri tığ ile ipe diziyordu. Evlendiğim yıllarda bir defa sebze kurutmaya çalıştım, ama İstanbul'un nemli havasından olsa gerek, küflendiklerini görünce bir daha da denemedim.
 İlk defa böyle bir şey gören Ege Bahar  için biberlerin böyle kurutulacağını öğrenmek oldukça eğlenceli hale dönüştü. Halası onun için hemen bir biber kolye yaptı:) Kendisi anaokulu öğretmenliğinden emeklidir. Olayı hemen çocuğun hoşuna gidecek duruma çevirmekte hakikaten ustadır.




Halası ve Ege Bahar



Ege Bahar biber kolyesiyle:)




Köyceğiz'de geçirdiğimiz hafta içinde bir sürprizle eşimde bize katılınca, sıcağın da tavan yaptığı bir gün yine şelaleye gittik.



Baba-kız Toparlar Şelalesi'nde...







Şelalenin kaynağına doğru yol aldığımız orman içinde bir yerde, suların içindeki taşlara oturarak karpuzla serinlediğimiz bir andan.




Dayısı ve Ege Bahar karpuz keyfi yaparken...




Ege Bahar ve annesinin bu yaz için klasikleşmiş olan dudak pozu:)




Buz gibi suda ne kadar yatabilirim yarışına katılmış olan baba da dudak pozuna dahil olunca böyle komik bir pozumuzda anılara eklenmiş oldu.


Biz bu yaz Toparlar'ı çok sevdik.
Hatta ikinci gidişimizde denize tercih ettik.

Ormanda yapılan yürüyüşle ısınıp, kendini buz gibi kaynak suyuna atmak çok keyifli.

 Özetle Toparlar Şelalesi bizim için tavsiye edilebilir bir tatil önerisidir.

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun...





Esaretten kurtuluşumuzun bayramı bugün...
Hepimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun...

Bu vatanı bizlere kanlarıyla, canlarıyla bırakan şehitlerimiz ve ulu önderimiz nurlar içerisinde yatsın...


*Görsel alıntıdır.

26 Ağustos 2014 Salı

Tatilden biraz biraz, Vol.2; Köy anılarımız ve can arkadaşım..



Tatilden fotoğraflarla devam ediyorum;

Hiç aklımda yokken Ege Bahar'ın isteğiyle babaannesinin köyüne de gittik.

Zeyve iki tarafından buz gibi suların aktığı bir Fethiye köyü.
 Zeyve Köyü Saklıkent yolu üzerinde ilerlerken Tlos Antik Kenti'nin bulunduğu Yaka Köyü'nün hemen altında yer alır.








Zeyve'de anne-kız,
Ağustos 2014



Zeytin ağacının, doğanın güzelliği, yeşilin yaşam enerjisi bizimle...









Zeyve'de aşk:)




Ege Bahar, kuzeni Hasan abisi ve dayısı Oğuz Berk ile...









İkizlerimiz Aleyna-İlayda ve Ege Bahar...

Köy gezintimiz çok güzeldi, sağolsunlar akrabalarımız üzerimize titrediler, doğal, katkısız yiyecekleri sığdıracak yerimiz kalmamacasına yedik içtik.

Köyü o kadar çok sevdi ki, akşam dönüş yolunda Ege Bahar'ı arabaya zor bindirdik:)


Köyden bu kadar fotoğrafla anıları not almışken, benim yirmi bir yıllık can, canım dostumla devam ediyorum;



93 Eylül'ünde lisenin ilk günü aynı sıraya oturmakla başlayan arkadaşlığımız ve bu arkadaşlığın getirdiği dostluğumuza kocaman bir maşallah...


Nilü'cüm evlendikten sonra Fethiye'ye yerleşti.
Tesadüf işte, ikimizin de eşleri Fethiye'li.
 Yani ben ne zaman Fethiye'ye gitsem orda bir evim daha var:)


İkimizde aynı yıl yavrularımızı kollarımıza aldık.
Sarp, Ege Bahar'dan 49 gün büyük.




Kahvaltıya gittiğimiz yeni kordon çocuklara eğlence oldu.




-Nilü'm, kızım ve ben-
Ağustos 2014
Fethiye-Denizatı







-Sarp ve Ege Bahar-
Ağustos 2014
Fethiye-Denizatı









Deniz kokulu kızım...

Öyle çok seviyor ki baba toprağını...

Eve her dönüşte, daha ilk günden tekrar ne zaman gideceğimizin hesabı başlıyor.
Çocuk çocukla, akrabayla mutlu oluyor.
İnşallah bir gün ışık ülkesinden hiç ayrılmamak üzere döneceğiz...

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Tatilden biraz biraz, Vol.1; kuzenler


Onbeş gün buralardan uzaklaştık, çok da iyi geldi.
Geçen hafta döndük yuvamıza, valla bu da iyi geldi:)

Ege Bahar kuzenlerine, halalarına doydu mu bilmem ama çok güzel bir haftayı Fethiye'de tamamladık. Sekiz yaşındaki ikiz kuzenleriyle sadece uyudukları zamanlar ayrıldılar desem yeridir:)




Bu tatilden en sevdiğim karelerden biri;
Evden bakkala, bildiğin mahalle bakkalına gidiyorlar;
valla İstanbul'da çocuğumu bakkala falan yollayamam, ortalığın durumu malum, zaten mahalle bakkalı da kaldı mı ki?
Ege Bahar bu karede hayatında ilk defa annesi ya da bir büyüğü yanında olmadan alışverişe gidiyor:)
Ben tabii ki çocuklar gelene kadar kalpten gidecektim,
nasıl yolladım diye, halaları bu halime çok güldüler ya neyse:)

Fotoğrafın hikayesi bir yana kendisi de çok hoşuma gidiyor;
elele, birlikte, heyecanla, mutlulukla, sevgiyle...




Kuzenler parkta...





Kuzenler akşam şovunda:)
Her akşam bize balkon tiyatrosu yaptılar,
üzerlerinde de değişmeyen sahne kostümleri:)








Fethiye-Karagözler
Ağustos 2014




Fotoğrafta bir değişik çıkmışlar ama asma yaprağını tutuyor,
Ekşiyi pek seven kızım dalından koparıp asma yaprağını götürüyor.





Üç çocuk biraz fazla olurdu sanırım:)




Anne-kız
Karagözler, Ağustos 2014





Bu tatilde aslan dayısı da bizimleydi.




Fethiye-Karagözler
Ağustos 2014


Bu tatilde bol bol foto yerine bol bol dinlence vardı.
 Fethiye'de daha önce hiç gitmediğimiz koylara gidip turkuaz kıyıların tadına varmak vardı.
Bir sonraki post yine Fethiye'den karelerle devam edecek,
 sonra da Köyceğiz anılarını not ederiz artık...

19 Ağustos 2014 Salı

Galata Kulesi'nde...


Ağustos'un ilk günü sabah erkenden düştük yola;
önce metroya binip, ardından vapurla vardık Karaköy'e.
 Halletmemiz gereken bir kaç işi bitirdikten sonra koca gün bize kaldı, bizde ver elini Galata Kulesi dedik:)

Doğma büyüme İstanbul'lu olarak burnumun dibindeki Galata Kulesi'ne ilk defa gidip, güzel İstanbul'u kuşbakışı seyretme şansına nihayet eriştim. Eşimin üniversite yıllarında İstanbul'a ilk geldiğinde ilk gittiği yerlerdenmiş.

Manzara beni büyüledi desem abartmış olmam.
360 derece İstanbul işte burada.





Kulede asansörün çıktığı en üst kata ulaşıp ardından iki katıda yürüyerek ulaştığınız son noktada balkon kapısından çıkınca gördüğünüz ilk manzara bu şekilde.

Balkonu sağ taraftan katederek 69,9 m.den, 360 derece İstanbul'u seyrediyorsunuz.














Galata Kulesi'nden Tarihi Yarımada.




Galata Kulesi'nden Galata Köprüsü.





Galata Kulesi'nde anne-kız anısı...

Bu ara dudaklarımız hep bu şekilde:)

Fotoğraf çektirirken "Anne, dudak yapalım dudak!" dediğinde görevimi yerine getiriyorum:)









Galata Köprüsü ve Haliç Köprüleri arası.





Muhteşem Süleymaniye Camii ve çevresi.





Manzarayı doya doya seyrettikten sonra bir alt kata inip Galata Restaurant'ta yemek yiyelim dedik.













Camın önündeki martı yemek boyunca Ege Bahar'a arkadaşlık etti, bizim kız da yemek bıyunca onu ekmekle besledi.






Maalesef Galata Tower Restaurant yemek konusunda bizden güzel not alamadı, Osmanlı mutfağının yer aldığı menüden seçtiğimiz iki ana yemekte vasattı. Daha önce denemediğimiz lezzetler olsa bir daha yemem diye düşünebilirdik bile, o derece yani.

 İşletmeyi İBB Beltur yerine başka bir firma alırsa, alacart bir menüden seçim yaptığınızda lezzetler gerçekten şefin elinden çıkarsa o zaman yediğiniz lezzet bu mekana yakışır.

Mesela Kız Kulesi bu konuda eksizsiz bence,
evet fiyat olarak yüksek olabilir fakat böyle tarihi öneme sahip bir mekana da böyle hizmet yakışır diye düşünüyorum.

Bir diğer hoşuma gitmeyen durumsa şöyle;
yemekten önce kulenin üst katındaki cafesinde bir şeyler içip serinleyelim dedik, menüye baktığınızda Osmanlı mutfağından Keçiboynuzu şerbeti, Demirhindi şerbeti gibi bir kaç şerbet ismi gördüğünüz halde ellerinde Demirhindiden başka şerbet yok, yine taze sıkılmış meyve suları üç dört çeşit yazılmış olduğu halde portakaldan başka meyve suyu yok. İllaki nar suyu isterim diye tutturan Ege Bahar isteğine Galata Kulesi'nin sokağında yer alan bir iksircide kavuştu. Bu arada hem cafede hem restauranttaki garsonların israrına dayanamayıp aldığımız demirhindi şerbetini ben pek beğenemedim ama damak tadı tabii ki, ben ilk defa içtim, hakikaten demir gibi bir tat bırakıyor insanın ağzında. 

Yeme içme mevzusunu bir yana bırakırsak Galata Kulesi o muhteşem heybeti ve manzarasıyla beni çok etkiledi.











Galata Kulesi'nin önünde anne-kız dudak pozu:)

Bu arada arkamızdaki kalabalık kuleye giriş kuyruğu.


Bu gezintiden bir kaç gün sonra Ege Bahar'a hangi kuleye gittiğimizi sorduğumda ismini hatırlayamadı. "Sana bir ipucu vereyim, hangi takımlısın?" dediğimde, Galatasaray Kulesi dedi hemen. Bizim için Galata Kulesi artık oldu Galatasaray Kulesi:)





Galata Kulesi'nden sonra İstiklal Caddesi'ne çıkmamak olmaz tabii dedik ve yürüye yürüye o güzel Galata sokaklarından Tünel'e çıktık.





Yürüyerek Taksim'e ulaştıktan sonra önce Nişantaşı'na ardından Beşiktaş'a geçerek günü sonlandırdık.

Velhasıl işe gidip gelmekle boğuşmuyorsan, eğer tatilsen,
 İstanbul çok güzel dostum:)