Çiçeklerin arasında nasıl da kaybolmuş...Çiçekler arasında kaybolurken kendini de kaybediyor aslında...Heyacanla nasıl koşturuyor, nasıl çığlıklar atıyor anlatamam...Kelebek avcısı oldu Ege Bahar, geçen hafta sonbaharın yazdan kalma son günlerini yaşarken iki kez Fenerbahçe Parkı'nda bulduk kendimizi. Deniz parkına gidelim, kelebeklere gidelim deyince bırakıyoruz işi gücü, o koştururken
kelebeklerin peşinde bizde unutuyoruz derdi tasayı galiba...
Babası kelebeklerden birini yakaladığı an havalara uçuyor, tutimmm, tutimmmm diyor ve mutlu sona eriyor..."Zarar verme kızım tamam mı" diyorum, tamam deyip bırakıyor, aynı sahne aynı yerde yaklaşık yarım saat sürüyor:)
Ne kadar narin...
Bir bakıyorum üffff çiçeği buldum diyor, kızım o Karahindiba desem anlar mı acaba:) Bende çocukken üflenen çiçek derdim, üniversitede tohumlu bitkiler sistemetiği dersinde öğrenmiştim adının Karahindiba olduğunu, halbuki anneannemin radika dediği ve yapraklarından salata yaptığı, heryerde zibil gibi bulunan bir çiçektir karahindiba, hani sarı papatya deriz ya, o işte...ama vallahi o sarı çiçekle bu üflenen çiçeğin aynı bitki olduğunu ben ta üniversitede öğrendim...
Surata bak, çirkinnnnn:)
Bütün tohumlar uçtu, gitti...Kimbilir belki bir yerlerde çimlenirler...
Bizim Fenerbahçe Parkı klasiğimiz...gezmeler, hoplamalar zıplamalar, kedilerle koşmalar, ördekleri kovalamalar bitince denize midye kabuğu ve taş atma başlar. Ege Bahar sudan gelen cup cup sesine bayılır. Şimdi mevsimi ya at kestanesi atıyoruz birde, daha kuvvetli cuppp sesi duyuyoruz:)
Bu sonbahar başında Ege Bahar en çok kelebekleri, kelebeklerin peşinden koşmayı sevdi galiba...doğayı, hayvanları, bitkileri çok seviyor...doğa onu heyecanlandırıyor, onun heyecanı bizi de heyecanlandırıyor, içimize yaşama sevinci veriyor...