Ben kendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben kendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Yolun yarısı...




Pazar günü 35'e merhaba dedim...
yolun yarısında ailem, akrabalarım yanımdaydı çok şükür...
Ruh yaşı önemli derler ya, aynen öyle aslında...

Zaman akıp gidiyor,
yirmili yaşlarımdayken, otuzlar pek bir kocaman gelirdi gözüme, şimdi otuzlu yaşları da yarıladım...
Dörtle başlayan yaşlarım da şimdi büyük geliyor gözüme,
halbuki şimdiden boyu belime gelen bir kuzucum var,
 ben kırklarımdayken gözlerimiz aynı hizada olacak inşallah...


Cahit Sıtkı'nın da dediği gibi;
 insan ancak belli bir yaştan sonra anlıyor gökyüzünün başka bir renginin de olduğunu, suyun insanı boğduğunu, ateşin yaktığını...

ama dedim ya; bir de ruh yaşı meselesi var...
hayal meyal şeylerden de olsa ilk aşkımız,
ruhun neyse yine aynısı bence...

Ne demiştik...
Şaire göre tam da yolun yarısındayım:)
Gerçi ömür ne kadar bilemeyiz,
orasını ancak Rabbim bilir...
Allah sağlık sıhhat versin de başka bir şey istemem... 




Yavru kuşum ne kadar heyecanlıydı...
Sabahtan odasında o pamuk elleriyle bana hediyesini hazırladı...
Akşam mumları defalarca birlikte üfledik...







Kızımın elinden en güzel hediyem...
İkimiz, kalp, gülen yüz, güneş...
Daha nasıl anlatılabilir sevgi?

En güzel anılar dosyasına kaldırılacak bu resmin adıysa;
"Ben 35, kızım 5 yaşında"

21 Kasım 2013 Perşembe

21.11...






BABAM...

Gittiğinden beri bir boşluk yüreğimde...
İki yıl oldu, alışamadım...Alışılmaz ki zaten...
Çok çok özlüyorum seni...
Acı tatlı kızın seni çok seviyor...
Beni duyduğunu biliyorum...
Vakti geldiğinde kavuşacağız inşallah...
Rahat ve huzurla uyu canım benim...

1 Kasım 2013 Cuma

Yüreğimin kapılarını açtım, sefalar getirdin Kasım...





Hoşgeldin Kasım...

Sanki benim çok sevdiğim ayların içinde kaybolmuşsun gibi hissettim bir an, sanki sen hep oradaydın da ben hiç farketmemişim gibi...
Sanki sende yaşadıklarımı hatırlamak istemedim aslında, halbuki senin ne suçun var, sana denk geldi işte...

Bu defa daha güzel olsun inşallah...
Sarı kasımpatılarla karşılıyorum seni...
Yüreğimin kapılarını açtım; Sefalar getirdin...

Not: Görsel alıntıdır.

20 Eylül 2013 Cuma

Ahhh sonbahar...seni seviyorum...


İyiyiz, sağlıklıyız, mutluyuz çok şükür...




Ege Bahar geçen hafta başı okula başladı.
Allah'a şükür oryantasyon haftası güzel geçti.
Bugün okuldaki ikinci haftası bitti.



İki yıldır anaokuluna giden kızım bu yıl okuldaki üçüncü yılına merhaba dedi...

Maşallah deyip, dilimi ısırıyorum; çok keyifle gidiyor yeni okuluna, öğretmen formasyonunun ve deneyiminin ne kadar önemli olduğunu biliyorduk tabii ki ama yaşayarak da görmüş olduk.




Tabii bende yeniden öğrencilerime kavuştum...
 Her Mayıs Haziran döneminde şu an hissettiğim duyguların tam tersi biçimde tatil diye zıplarken bu aralar sabahları işe çok keyifle gidiyorum...

Tatildeyken yayıldıkça yayılıyorum, iş başladığı halde daha düzenli daha disiplinli herşey; haftasonu planlanmış, Cuma iş dönüşü akşamdan çamaşır, ütü halledilmiş oluyor. Kahvemi bile daha düzenli içiyorum desem yeridir:)))

Yaş ilerledikçe beğeniler ne kadar da değişiyor;
ahhh sonbahar...seni seviyorum...

12 Eylül 2013 Perşembe

Renklendir hayatını...


Sitede bize yakın bir bloğun bahçe katında aynı yaşam alanını paylaştığım ama tanımadığım bir komşumun bahçemizi renklendirerek ortaya koyduğu güzellikler aşağıdakiler...
Fotoğraflarını çekmeden ayrılamadım yanlarından...


Ufacık bir iki parçayla hayata renk katabilmek ne güzel...












Bende bu ara mutfağımı renklendirdim biraz...
Duvara bir iki çerçeve bile asmak nasıl değiştiriyor ortamı...
Renkler hayatımıza enerji katıyor...
Mutfağa gelip gittikçe duvardaki bisikletler ve fotoğraflar  gülümsetiyor beni...

4 Eylül 2013 Çarşamba

Eylül'üm gelmiş...





Eylül'üm gelmiş de 4 gün olmuş bile...

Severim ben Eylül'ü...

Eylül dönüştür benim için...

Hem içe dönüştür, hem de iş yaşamına, öğrencilerime...

Haziran yaklaşırken tatil bir gelse diye gün sayan öğretmenler ve öğrenciler okullar açılmaya yakınken de heyecanla gün sayarlar.

Hafta başı öğretmenler olarak iş başı yaptık. Yıllık planlar, ders yükleri gibi son hazırlıkları yapıp zilin çalmasını bekleyeceğiz.

Ege Bahar'da gelecek Pazartesi okuluna başlıyor, o bile heyecanlı...

Eylül sıcacık kahven eşliğinde bir kitabı okumak, akşam üzeri üzerine ince bir hırka giyme gereksinimi duymak, güneşin son demlerini yaşamak, içe dönmek ve bu dönüşlerde aradığın ve bulduğun huzurla, mutlulukla yeniden başlamak demek...

Ben yine bu aralar içime döndüm...
Çok şükür üzüntüden, acıdan, hüzünden değil...
Geçmiş günlerimin verdiği huzurla o zamanları anıyor, mutluluklarıyla günümü, anımı güzel geçiriyorum...

Ahhh...birde sonbahar gelince babamı daha çok ama çok çok özlüyorum...


Yıllardır duyduğum, gördüğüm ama okuyamadığım bir eser...

İlk fırsatta okumak istiyorum...

Kahvemi de hazırlarım yanına, daha ne isteyeyim...

Eylül'üm hoşgeldin, sefalar getirdin...

Not: Görseller alıntıdır.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

34



İyi ki doğdum!!!

34 de oldum:)

Kendim için sağlık ve huzurdan başka bir temennim yok doğumgünümde...

Birde...

Kızımı, eşimi her sabah öpüp, koklayabilmeyi, her yeni güne onlarla uyanabilmeyi istiyorum...

Geçenlerde kızım "Anne sakın çok yeme ve yaşlanma tamam mı? " demişti bana oysa, şimdi ben bir yaş daha aldım hayattan...

Akıl yaşta değil baştaymış ya aslında, yine de umarım yaş aldıkça sevdiklerime, etrafımdakilere güzellik ve  mutluluk verebilirim...

Büyüdükçe:) daha iyi anlıyorum, karşındakinin niyeti ne olursa olsun sevebildiğin, güzel bakabildiğin kadar insansın...

Ben bu yaşımda daha çok sevmek istiyorum...

Kalp kırmamak, mutlu etmek ve hep gülümseyebilmek istiyorum...

34 senden bunları bekliyorum...

14 Temmuz 2013 Pazar

Oku-yorum; Çilek Kızlar








Geçen hafta Çilek Kızlar'dan biraz bahsetmiştim; 100 sayfayı bitirdim ama daha pek yorum yapamayacağım diye. Artık birkaç cümle edebilirim...

Kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölüm bittikten sonra asıl heyecan başlıyor, 400 sayfalık bu kitabın ilk 100 sayfasını birinci gün okuduktan sonra kalan 300 sayfasını ertesi akşama bitirdim. Kitapta olaylar aynı gün aynı hastanede doğan ve yanlışlıkla karşı ailelere verilen Dana ve Ruth adlı iki komşu kızının ağzından anlatılıyor. Çok fazla bir ipucu vermeyeyim ama şu kadarını söyleyeyim ki toprak kokan, çiftlik yaşamını anlatan, hüzünlendiren, eyvah dedirten, farklı yaşam tarzlarının çocuk yetiştirmekteki farklılıklarına değinen ama genlerinde yetenekler üzerinde ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir kitap.  

Özellikle ikinci bölüme geçtikten sonra meraktan bırakamayacağınız, okurken olayları birbirine bağlayabildiğiniz ama sonunda tahmin edilemeyecek bir sürprizle biten, oldukça akıcı bir dille yazılmış bir kitap Çilek Kızlar...

Tavsiye eder miyim? Evet...

Buyrun sıra sizde...

27 Mart 2013 Çarşamba

Bu aralar...





Yukarıdakileri okumak istiyorum ama gerçekten bu aralar bedenim dayanmıyor, akşamları oturduğum, uzandığım yerde sızıyorum. Ha şikayet etmiyorum, bu vakitsizlik kesinlikle benden kaynaklı, akşam Ege Bahar'ı uyuttuğumda vakit yaratabilirim aslında ama dediğim gibi akşamları uyku hep daha ağır basıyor. Böyle de değildim ben, bir iki yıldır gecede en az sekiz saat uyumazsam sersem gibi geziyorum. Zamanında üç dört saatlik uykuyla tam performans çalışırdım, beden yorgunluğu mu, bahar yorgunluğu mu bilemedim. Dün kitapçıya uğrayıp kendimi dürtmek için en üsttekini aldım. Alttaki ikisi 2 aydır sırada bekliyor.  

Bu aralar gündüzleri kafamı kaşıyacak vaktim yok aslında zira dönemin ilk sınav haftası başladı. Klasik sınıfa giripte kağıtları dağıtma dönemi yok artık, bilgisayar programları devreye girip okulun tüm öğrencileri karıştırılıp sınıflara dağıtılıyor, okulda otuz sınıf varsa her branş otuz dosya halinde her kademede okuyan öğrenci sayısına göre dosya hazırlıyor vs. vs.  Yoğun bir dönem yani, inşallah Nisan'ın ilk haftasıyla bu dönemi tamamlayacağız, ardından Mayıs ortasında aynı yoğunlukla bu yılı da kapatacağız.

Okulda bu kadar enerjik olup da evde kendime hiç zaman ayırmamam aslında kafamı kurcalıyor, canımı sıkıyor, Allahtan Ege Bahar'la elimden geldiğince uyutana kadar ilgileniyorum. Bir kenera attığım kendim oluyorum hep. Bu durumu biraz olsun giderebilmek amacıyla gittik karı koca bir spor merkezine kayıt olduk, on günü geçti hala bir kan tahlili yaptırıp da üyeliğimi başlatamadım. Bu hafta inşallah bu işi halledip haftaya spora başlamak istiyorum. Bakalım Ege Bahar'ı da burada yüzme derslerine başlatmayı düşünüyorum, havalar biraz ısınsında öyle başlasın artık diyorum.

Bu arada ilkbaharı çok özledim...Erik ağaçları falan çiçek açtı  ama bahar güneşi ılıtmadı daha etrafı. Mart martlığını yaptı valla, bugün öğle yemeğine giderken resmen içim dondu. 

 Böyle böyle geçiyor günler, böyle böyle bekliyoruz işte baharı....


16 Ekim 2012 Salı

Pembe yanak, sarı saç...

Haftasonu nasıl güzel bir hava vardı öyle...Havanın güzelliği içimizi açtı, hem bu yıl sonbahar gelemedi hala diyoruz hem de yazdan kalma günlere doyamıyoruz. Aslında ben sıcacık kahvem elimde keyif yapacağım, sabahtan akşama kadar evde pinekleyeceğim haftasonlarını özledim fakat hava böyle mis gibiyken yavrukuşu evde bekletmenin hiçbir anlamı da yok değil mi?


 


Nasıl kokoş bu aralar...o kadar ki, dışarı çıkarken kıyafetine uygun kolye arıyor:)
Yanaklar koşturmaktan kızarmış, pembe yanak, sarı saç olmuş:)





Saç dedim de, saçlarını toplu sevmiyor, açık olmalıymış, çünkü sarı saçları çok güzelmiş, hatta Rapunzel'in saçları koyu sarıymış, kendisinin açık sarı:)




Allah nasip ederse iki üç aya kendi evimize taşınmış olacağız. Haftasonu şöyle bir uğradık nasıl gidiyor diye, bizim kız bizden heyecanlı, bizler 3,5 yaşındayken farkındalığımız bu kadar yüksek miydi hatırlayamıyorum, onun sevinci adeta bizi motive ediyor...

Ben bu aralar bunu okuyorum. Tübitak'ın bilim adamları serisinden sonra İş Kültür yayınlarının yeni yayınlanmış bu kitabını elimden bırakamıyorum. Okudukça branşımı daha çok seviyor, okudukça bildiklerimi, öğrendiklerimi aktarma heyecanıyla doluyorum. Belki birilerine ışık olur diye...

4 Kasım 2011 Cuma

Geriye sarıyorum...


Bu aralar sık sık bazı yerleri, bazı zamanları özlerken buluyorum kendimi...yaşantımla ilgili bir memnuniyetsizliğim yok çok şükür, sevdiğim, evladım sağlıklı ve yanımdalar, sadece ruhum o kadar yorgun ve üzgün ki...şu müzmin hastalık her gün kemirirken babamı hep gerilere sararken buluyorum kendimi...bazen Ereköy'de oturduğumuz ilkokul zamanlarım geliyor gözümün önüne, o yıllarda anne babalar bizler gibi haftada bir onu bunu almazdı çocuklarına, mesela babam doğumgünlerimizde ve her yılbaşında mutlaka bir hediye alırdı bizlere, ilkokul üçüncü sınıftaydım heralde, bir yılbaşı akşamı bana aldığı Sindy bebeğin mutluluğu hala gözlerimi yaşartıyor. Mavi bluzlu, mavi beyaz çizgili şortu olan denizci bir Sindy bebek...
Yukarıdaki fotoğraf kaç yıldır gitmediğimi hatırlayamadığım ama her gidişimde beni lise ve üniversite yıllarıma götüren İstiklal'den. İstiklal'in en sevdiğim hali böyle karlı halidir. Hava buz gibidir, lapa lapa kar yağıyordur, ellerin yüzün donmuştur ama yanında ya sevgilin ya çok sevdiğin bir dostun vardır. Muhabbetin sıcaklığından üşüdüğünü bile farketmezsin. Yürürsün yürürsün girersin Aznavur'a veya Atlas'a, takılır gözüne enteresan bir yığın şey, birinden birini alır nasiplenirsin. Girersin sıcacık bir cafeye, sıcacık bir kahveyle ısıtırsın içini...
Otuzumdan sonra hayatın farklı yüzlerini görmeye başladım, hem anne olabilmek gibi mükemmel bir duyguyu yaşarken, hem de canını, sevdiğini kaybetme korkusuyla yüzleştim ve hala cebelleşiyorum...Dedim ya bu yüzden hep geriye sarıyorum bugünlerde...Binmişim bir vapura, iniyorum Karaköy'de, oradan Tünel'e ardından İstiklal'e çıkarken buluyorum kendimi. Dertlerimin dert olduğunu sandığım günlerde gezinip duruyorum...

not: fotoğraf internetten alıntıdır.

20 Ekim 2011 Perşembe

Benden...ameliyat mutluluğu...

Bu sabah bir göz operasyonu geçirdim, çok şükür iyiyim şu an itibariyle. Bu ilk değil, 6 yaşindaydim ilk ameliyatımı olduğumda, tıp nasıl ilerliyor, 26 yıl önce 3 saatte çıktığım ameliyattan bugün 1 saat 10 dakikada çıktım, üstelik 3,5-4 saat sonrada taburcu oldum. O ameliyat yaklaşık 20 yıl idare etti beni ama son 5-6 yıldır sağ gözümdeki kayma tekrarlayarak ağırdan ağırdan ilerledi. Yakına değilde uzağa baktığımda ciddi kayma olmaya başlamıştı son birkaç yıldır. Çözüm ameliyat dendi, hemen ok dedim. Doktorum doktor değil ya bir can, olayın tıbbi boyutuna inersek sonsuz güvenim var kendisine ama bunların yanında benim ne hissettiğimi anlayabilmesi, ameliyat sonrası haydi aynaya bak bol bol demesi, Pazartesi kendisinin gireceği ameliyat için bana dua edin tamam mı demesi insaniyetini, yüreğinin güzelliğini gösteriyor bana...Yıllardır tanırız, iyiki hayatımızda dediğim insanlardan biri...
Evdeyim şimdi, sag gözüm çok şiş, Şişlikten nokta kadar görünüyor, içi kıpkırmızı ve canım yanıyor tabii ki ama birkaç güne hepsi bitecek inşallah...
Tatlı kocacım, sarı kelebeğim yanımda, annem ameliyat boyunca ve sonrasında başımda bekledi, kuzumla ilgilendi, babam hasta haliyle yattığı hastaneden saat başı arayıp duruyor, sesinden anlıyorum ağlıyor, kıyamıyor, evlat işte...Bense mutluyum, bazen hayatın akışı içinde abuk sabuk şeylere kafamı takıyorum, oysa ne anlamsız...ben ameliyata girerken gözlerinden akacak yaşları durdurmaya çalışan bir sevgilim, annecim sana birşey mi oldu, acıyor mu diyen küçücük bir kızım varken...
Bu ameliyat bana iyi geldi iyi:) bir hafta istirahat de aldım, mutlu mutlu iyileşir, dinlenir dururum artık:) bu mutlulukla mışıldamaya gidiyorum...