18 Kasım 2013 Pazartesi

Narenciye zamanı...


Haftasonu memleket havası aldık, küçük bir kaçamak yaptık ailece, ama bu sefer Fethiye'ye değil ablamızın yani Ege Bahar'ın halasının evine, Köyceğiz'e misafir olduk.

Dalaman Havaalanı'ndan Köyceğiz'e gidene kadar portakal, limon, mandalina bahçelerini seyre daldık. Limon ve mandalina ağaçlarının meyveleri iyice olgunlaşmış bu mevsimde, portakalları ise bir süre daha beklememiz gerekiyor.




Ablamızın bahçesinde bir kaç çeşit mandalina türü var. Bu benim en sevdiğim tür olan King. Mandalina dalından kopar kopmaz nefis bir koku sarıyor etrafı. İyice olgunlaşmışlar, bir kerede altı mandalinayı götürdüm desem:)




Bunlar da limonlarımız, kalın kabuklu diye tabir edilen yeme limonları bunlar. Kesip kesip yedik, yetmedi poşet poşet bavula yükledik...







Dalından taze taze mandalinalar...




En sevdiğim iki kış meyvesinden biridir Nar...
Diğeri de ayva...Ege Bahar'cığıma hamileyken kaç kilo narı, kaç kilo ayvayı mideye gönderdim bilmiyorum...
Ablamızın bahçesinden tazecik narlar topladık, kızımla beraber anne kız götüreceğiz artık...



Bu da bizim Bahçivanlar kraliçemiz Ege Bahar...
Dalından tazecik fasülyeler, kümesten yüzde yüz organik yumurtalar topladık. Topraktan yer elması ve kırmızı turplar çıkardık.

Yedik içtik yetmedi eve getirdik. İlaçsız, hormonsuz, tazecik olduklarını bildiğimizden mutlu olduk. Ablamıza ve eniştemize teşekkür ettik, sağolsunlar gidemediğimiz zamanlarda da kargoyla neyin zamanıysa gönderirler. Yine iyi ki varlar dedik, babaannemizin tarhanasıyla, zeytinleriyle; ablamızın eniştemizin yazın üzümleri, şeftalileriyle, kışın narenciyeleriyle biraz olsun şu katkı dolu gıdalardan uzak duruyoruz ya çok şükür dedik....

10 Kasım 2013 Pazar

Sonsuza kadar kalbimizdesin...






Nasıl söylerim öldüğünü,
Atatürk'üm karşımda,
Yatmış uyumuş karlar üstüne,
kalpağı başında...




SONSUZA KADAR KALPLERİMİZDESİN...

MEKANIN CENNET OLSUN ATAM...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Anne kız birlikte, 32. İstanbul Kitap Fuarı'nda...


Dün kızımla birlikte anne kız 32. İstanbul Kitap Fuarı'ndaydık.

Aslında sadece anne kız değil, Ege Bahar'ın yanında 130 tane de abla ve abisi vardı. Her yıl olduğu gibi bu yılda öğrencilerimizle birlikte kitap fuarındaydık.


Yüz otuz öğrenci, dört öğretmen ve bir de Ege Bahar:)



Ege Bahar için ilklerden oldu bu fuara katılmak.
Ben çok keyif aldığını düşünüyorum. İlk defa bu kadar kitabı birarada gördü:)

Acaba pişman olur muyum, anne kız sefil olur muyuz diye düşündüm ama gözümü karartıp aldım kızımı çıktım yola. Az yol değil, malum Maltepe'den Beylikdüzü. Yola çıkmadan otobüste sıkılmasın diye güzel bir çanta hazırladık birlikte. Resim defteri, boyalar, kalem kutusu, ufak tefek oyuncaklar, kuruyemiş, meyvesuyu falan olunca yanında, tabii birde otobüsteki abla ve abileri onunla ilgilenince yol nasıl geçti anlamadık... 


Artık kitap fuarının indirim oranları pek az olsada (ki internet alışverişlerinde aynı oranda hatta daha fazla indirim uygulanıyor) fuarın havası apayrı. Beni her yıl İstanbul Kitap Fuarı başlamadan bir heyecan sarar. 1993 yılı Kasım ayında lise birinci sınıftayken Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenimiz sayesinde ilk defa bu fuarla tanışmıştım. Doğum sonrası izne ayrıldığım yıl hariç hiç aksatmadım. O yıllarda Tepebaşı'nda yapılan fuar Beylikdüzü'ne taşınınca gitmem artık desemde her yıl fuar zamanı geldiğinde koşa koşa gidiyorum. Ben Kitap fuarıyla ondört yaşımdayken, kızımsa dört buçuk yaşındayken tanıştı. 




Ege Bahar'ın yanımda olması nedeniyle daha çok çocuk yayınlarının bulunduğu 2. salonda vakit geçirdik.










Bunlar Ege Bahar'ın payına düşenler...




Sakar Cadı Vini serisinin yeni kitabı "Sakar Cadı Vini'nin Korsanlık Macerası" ve eğlenceli bir etkinlik kitabı olan "Sakar Cadı Vini'nin Dünyasını Keşfet"...




Ege Bahar'ın kiaplığında bulunmasını çok istediğim "Küçük Prens" ve Yapı Kredi Yayınları'nın yeni kitaplarından olan "Küçük Hasır Şapka"...


Tübitak Yayınları'nın yeni kitaplarından "İçiyle dışıyla Vücudunuz".
Bu kitabı o kadar beğendim ki ayrı bir post halinde yazmayı düşünüyorum.

Bir diğeri yine Tübitak Yayınları'nın yeni basımlarından biri olan "Beni mutlu eden ne?" adlı kitabı. Bir panda yavrusunun annesinin dilinden dünyadaki bambu ormanlarının nasıl küçüldüğünü ve doğal ortamlarında yaşayan pandaların sayısının nasıl azaldığını anlatan kitapta Çin'deki bambu ormanlarında mutlu olabilen ve bu mutluluklarının devam etmesini isteyen minik panda ve annesinin macerasını okuyorsunuz.




Bunlarda benim payıma düşenler...
"Mart Menekşeleri" geçen yıldan beri çok okunan kitaplar listesinde gördüğüm kitaplardandı. "Böğürtlen Kışı" ve "Kır Çiçeği Tepesi" ise biri Ekim 2013 diğeri Kasım 2013 baskılı iki yeni kitap.




Bir de şu yazımda okumayı ne kadar istediğimi belirttiğim Türk Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak geçen Mehmet Rauf'un  Eylül romanı nihayet bu fuarda unutulmadı ve kitaplığımda yerini aldı...

Aslında kafamda ve notlarımda olan bazı kitapların standlarına uğrayamadım bile, Ege Bahar'ın anaokulu içinde veliler olarak almayı düşündüğümüz yaklaşık onbeş kitabında poşetleri ellerimi doldurunca artık mecalim kalmadı deyip vazgeçtim. Örneğin Türk Tarih Kurumu'nun kitaplarının çoğu %50 indirimli olduğu halde bakamadım bile. Ne yapalım, kısmet bir daha ki Kasım'a inşallah...

32. İstanbul Kitap Fuarı anıları bizim için böyle kayıtlara geçti...

1 Kasım 2013 Cuma

Yüreğimin kapılarını açtım, sefalar getirdin Kasım...





Hoşgeldin Kasım...

Sanki benim çok sevdiğim ayların içinde kaybolmuşsun gibi hissettim bir an, sanki sen hep oradaydın da ben hiç farketmemişim gibi...
Sanki sende yaşadıklarımı hatırlamak istemedim aslında, halbuki senin ne suçun var, sana denk geldi işte...

Bu defa daha güzel olsun inşallah...
Sarı kasımpatılarla karşılıyorum seni...
Yüreğimin kapılarını açtım; Sefalar getirdin...

Not: Görsel alıntıdır.

31 Ekim 2013 Perşembe

Birkaç makyaj ürünü tavsiyesi...


Bu aralar kullandığım ve memnun kaldığım bir kaç makyaj ürününü paylaşmak istedim...


Bourjois Smoky Eyes serisinden 5 Rose Vintage.
Rose Vintage çok açık ve orta tonlarda sedefli pembe ve yine sedefli gül kurusu renklerinden oluşuyor.



 Bourjois daha kaliteli bir ambalaj tasarlasaymış keşke, ama ürün hakikaten güzel, kalıcılığı gayet iyi.



Makyaj yaptıktan bir kaç saat sonra göz kapaklarında biriken farlardan kurtulmanın en güzel yolu The Balm'ın "Put a lid on it" adlı far bazını kullanmak bence. Piyasada çok daha etkili ve pahalı far bazları da var tabii ki ama The Balm'ın bu ürünü de harika bence. Göz makyajımın ortalama 8-9 saat hiç bozulmadan kaldığını rahatlıkla belirtebilirim. Minicik bir parçayı alıp göz kapaklarına sürdükten sonra yaklaşık bir dakika bekleyip ardından makyajınıza devam edebilirsiniz. Ürünün fiyatı yanlış hatırlamıyorsam 27 tl idi.



Sephora ultra shine lip glossların numaraları sırasıyla 19 ve 25.
19 Shimmery black currant çok hoş bir vişne tonu,
25 no'lu Reflex hot coral ise sıcacık bir şeftali tonu.
 Kalıcılıkları süper, asla yapışma hissi yaratmıyor, parlaklıkları ise çok göz alıcı. Dudaklarınızda ışıl ışıl gülümsemeler yaratıyor. Serinin diğer renklerini buradan  inceleyebilirsiniz. 



Bu da kurban bayramı arifesinde Gratis indiriminden yakaladığım The Balm'ın "Nude Tude" far paleti.

Daha kullanmadım ama bu ürünle ilgili çok güzel yorumlar okudum nette. 



Stubborn, Silly, Seductive beni en çok çeken renkler oldu. Testerden denediğim Snobby de sarımsı görüntüsüne rağmen harika bir ışıltı veriyor.

Burası bir aile, anne, çocuk, yaşam bloğu tabii ki ama arada böyle renk katmak lazım:)

sevgiler...

29 Ekim 2013 Salı

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bir kitap; Dünyanın en güzel giysisi





Pazar günü anne kız bir alışveriş merkezinde bir kaç işimizi hallettik. Ardından D&R 'a girdik. Ege Bahar çocuk kitapları bölümünde kitap incelemekten çok hoşlanıyor, birde kitap alır çıkarız diye düşündüm. O ilgisini çeken bir iki kitap alırken yukarıda fotoğrafı olan kitabı gayri ihtiyari elime aldım ve okumaya başladım. Bitirdiğimde gözlerim dolmuş bir haldeydim. Çok yüreğime dokundu.

Bir prensesin sahip olmak istediği dünyanın en güzel elbisesi için kimlerin canının nasıl yandığını Gülsüm Cengiz nasıl güzel anlatmış;

Ülkenin birinde bir prensesin onsekiz yaş günü için babası nasıl bir armağan istediğini sorar, prenses dünyanın en güzel giysisini ister babasından. Ülkenin bütün tanınmış tüccarları, terzileri durup dinlenmeden üç ay boyunca prensesin elbisesi için çalışırlar. En güzel giysiyi dikecek kişi kral tarafından ödüllendirilecektir, öyle ki ülkede serbest çalışabilecek, yaptığı işler için kendisi ve soyundan gelenler vergi ödemeyecektir.

Beklenen gün geldiğinde prenses kendisi için hazırlanan elbiselerin hiçbirini beğenmez, ta ki saraya bir yabancı gelene kadar. Yabancının getirdiği elbise prensesin gözlerini kamaştırır. Bu elbise için onsekiz yaşına girmemiş yüz genç kız üç ay dışarı çıkmadan umutlarını, düşlerini dokumuşlardır, onsekiz yaşına girmemiş yüz genç denizin dibinden eteğin incilerini çıkarmıştır. Pelerinin ve ayakkabının dantelleri on yaşına girmemiş yüz çocuk tarafından örülmüştür. Çünkü ancak o çocukların parmakları bu kadar ince bir danteli dokuyabilirmiş...
O günden sonra yabancı ülkenin heryerinde istediği gibi ticaret yapar, üstelik vergi bile ödemez.
Prensesin yaş gününün kutlanacağı gün halk üzerindeki elbiseyi görmek için sokaklara dökülür.Prenses ve babası saray arabasıyla halkın arasında ilerlerken prensesin gözleri eski ve renksiz giysiler içindeki genç kızlara, onların yanındaki zayıf küçük çocuklara, sakat delikanlılara rastlar. Bunlar onun elbisesi için aylarca çalışan çocuklar, genç kızlar ve delikanlılardır. Kalabalığın içinde bir ozan elinde çalgısı bu hikayeyi şarkıyla anlatır ama o da askerler tarafından yakalanır, yine de susmadan şarkısını söyler. Kral ve prenses ise kutlama töreninin yapılacağı görkemli binaya geçerler. Kalabalığın arasında bir dokumacı kız şarkıyı söylemeye devam eder.


Kitabın illüstrasyonlarını Betül Gönüllü hazırlamış. Kitap Nisan 2013'de basılmış. Radikal Gazetesi kitap ekinde Görkem Yeltan kitaptan şöyle bahsetmiş.




Betül Gönüllü kitabın illüstrasyonlarında prensesin yüz ifadelerini, mimiklerini öyle güzel çizmiş ki bayıldım. Unutmamak lazım ki çocuk kitaplarında illüstrasyon çok önemli, anlatılanın çocuğun zihninde kalması için insanların mimikleri, neşe, sevinç, üzüntü gibi duyguları hikaye ile bütünleşmeli; doğanın, bulutun, güneşin bile bir ifadesi olmalı diye düşünüyorum. Betül Hanım anlatılmak istenileni çizimleriyle iyice zihne kazıyor. Gönülden tebrik ediyorum kendisini...



Hiçbir elbiseyi beğenmeyen prenses...



...YABANCI...
Ahhh bu yabancı neler anlatıyor neler...




Yüz genç kızın, yüz küçük çocuğun, yüz gencin emekleriyle hazırlanan dünyanın en güzel giysisi...




Bu sayfalar beni mahvetti...
Hiçbir çocuğun rengi, umutları, düşleri, bedenleri çalınmasın...







 

Hikayeyi ezgiye döken ozan...

Sözler çok anlamlı...anlayana...



Ben kitabı aldım ama şimdilik Ege Bahar için okunmayacak, bir süre rafta bekleyecek. Çok hassaslar bu yaşta, kitapta geçen küçük çocukların elleri için kullanılan delik deşik ifadesi biraz ağır gelebilir mesela. Zamanın geldiğine inandığım vakitte mutlaka okuyacağız. Dünyanın değişik bölgelerinde daha yetişkin bile olamadan üç beş dolar için okuyamadan, yemeden içmeden çalışan yavruları bilmesi lazım.








Bu kitap bizler içinse kendimizle yüzleşme fırsatı veriyor, en azından farkındalık yaratıyor. İnsan o kadar etkileniyor ki dünyanın en güzel elbisesine sahip olmayı istemiyor. Tabii ki siyasi tarafı da var olayın ama beni tek ilgilendiren verilen mesaj ve gerçekliği. İsteklerimizi, sevdiklerimizi, ruhumuzu nasıl doyurduğumuzu, dünyanın bugünki düzenini değerlendirme imkanı veriyor.


Çocuk kitabı der geçersin, önce bizler okumalıyız diyor, Gülsüm Cengiz'i, kalemini, sanatını saygıyla selamlıyorum...