26 Ağustos 2013 Pazartesi

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Bu yaz günler böyle geçiyor başlığının dördüncü yazısı...



Daha çok kapalı havuzdayız artık...








Neden bilmem kapalı havuzu daha bir sevdi sanki...





Bu yaz neredeyse haftada bir gittiğimiz bir çay bahçesi var...
Seviyoruz burayı. Maltepe istasyona yakın. Hani eski bir dizi vardı "Mahallenin Muhtarları" diye. Orada Temel'in kahvesi vardı ya ondan elli yüz metre ilerde. Simitlerimizi hemen yanındaki tarihi fırından alıp gidiyoruz, sıcacık elma çayıyla yiyoruz.

 


Ege Bahar arada tutturuyor; "Haydi çay yerine gidelim." diye...

Herkes tavla, scrabble, falan oynuyor, bizde artık puzzle götürüyoruz. Biz çayımızı içerken bizim kızda puzzle tamamlıyor.









Ege Bahar'ın deyimiyle "çay yeri" olan bu mekana bu yaz bayağı gittik aslında. Yazmasam olmazdı. İnternet adresi falan yok, küçük bir çay bahçesi neticede. Ama kocaman ağaçların gölgesinde, sıcak yaz günleri için tadına doyulmuyor. Yeri çok basit, Maltepe'de Temel'in kahvesinin sokağında:)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Sinemada ilk deneyim; Şirinler 2

Geçen hafta sonu ailecek sinemaya gidelim dedik, böylece Ege Bahar ilk sinema deneyimini yaşadı. Tabii çocukla ancak çocuk filmine gidilir, Şirinler 2 Şirinler'i çok seven Ege Bahar'ın ilk sinema filmi oldu böylece...

Şirinler 2'nin resmi özeti şöyle;

Aile komedisi Şirinlerin devam filminde, kötü büyücü Gargamel Şirinlere benzer Yaramaz'ları yaratır. Amacı güçlü ve sihirli Şirin esansını kullanmaktır. Ama istediğini ancak gerçek bir Şirin'in verebileceğini farkedince Gargamel Şirine'yi kaçırır ve onu Paris'e götürür. Paris'te dünyanın en iyi büyücüsü olarak ün kazanır. Şirine'yi kurtarmak için Şirin Baba, Sakar Şirin, Huysuz Şirin ve Kibirli Şirin'in dünyamıza dönmesi ve insan dostları Patrick ve Grace ile bir araya gelmeleri gerekmektedir. Her zaman kendisini diğer Şirinler'den farklı hisseden Şirine Yaramaz'larla daha iyi mi anlaşacaktır yoksa? Ya da Şirinler ona olan sevgilerinin gerçek mavi olduğuna dair Şirine'yi ikna edebilecek midir?


NOT: RESMİ ÖZET VE GÖRSEL ALINTIDIR.




Özellikle alışveriş merkezi içinde yer alan bir sinema salonu seçmedik. Hafta sonu kalabalığı yaşamak ve filmi dolu bir salonda izlemek istemedik zira Ege Bahar ilk defa sinemaya gideceği için tepkisi nasıl olacak bilemiyorduk.

Kadıköy'ün en eski sinemalarından birine gittik. Salonda iki çocuğuyla bir anneden ve bizden başka kimse yoktu.



Ege Bahar yüksek sesten asla hoşlanmıyor ve hatta korkuyor. Örneğin 23 Nisan'da götürdüğümüz etkinliklerde de mikrofonla konuşan sunucunun sesi bile onu öyle rahatsız etti ki, hemen elleriyle kulaklarını kapattı ve gidelim dedi.  Neredeyse dört buçuk yaşına geldiği halde daha önce sinemaya götürmememin en büyük nedeni bu. Genellikle çocuk filmlerinin cdlerini alıp evde izliyoruz. Fakat Şirinler 2'ye gitmeyi kendisi çok istedi.

Tahmin ettiğim gibi film başlar başlamaz duyduğu yüksek sesler, aksiyonlu sahnelerdeki çılgınca bağırışlar Ege Bahar'ı çok korkuttu. Koltuğundan kucağıma fırladı desem yeridir. Gargamel'in gözlerini pörtlete pörtlete büyü yaptığı sahnelerde, Eyfel Kulesi'nden aşağı uçtuğu sahnelerde gözlerini kapadı. Kucağımda içinin titrediğini hissettim adeta. 10-15 dk. geçmişti ve artık çıkalım biz diye düşündüğüm anda babası salondan çıktı ve sinema görevlileriyle konuşup durumu anlattı. Salon zaten bomboştu, bu nedenle durumu anlatıp sesin biraz kısılıp kısılamayacağını sordu. Atlantis Sineması çalışanları bizden tam puan alarak ne kadar duyarlı olduklarını gösterdi. Ege Bahar Şirinler 2'yi yaklaşık ilk 15 dk.dan sonra evdeki gibi keyifle izledi.

Film Paris'te geçtiği için Şirinlerin macerasını izlerken doya doya bir Paris sefası yapıyorsunuz. Filmde bile pastaneler, sokaklardaki cafeler, Eyfel Kulesi şahaneydi...

Salonda en öndeki anne ve çocukları ile bizden başka kimse olmayınca rahatça birkaç poz çektim bende...

















Yeni şirin karakterlerinden Vexy...





Şirine Şirinler ailesine yeni katılan Vexy ve Hackus ile...
Vexy ve Hackus'da aynı Şirine gibi Gargamel tarafından yaratılıyor ama iyilik kazanınca Gargamel onları da kaybediyor.
Resmi özette Yaramazlar olarak adlandırılan Vexy ve Hackus Türkçe dublajda Haylazlar olarak geçiyor.








Filmde tabii ki iyilik kazanıyor, normalde Gargamel'in gri olarak yarattığı Haylazlar mavileşerek Şirinler ailesine katılıyor ve Şirinler köyüne dönüyor. Yani Şirinler köyünde bundan böyle iki kız şirin olacak:)



Filmin başında izleyemeden çıkacağız galiba diye düşündüğümüz filmin tamamını seyrederek keyifle çıktık. Ege Bahar sinema çalışanlarınında katkısıyla rahatlayarak izledi filmi. Başka sefere bu kadar şanslı olur muyuz bilmiyorum ama evde izlediği cdlerdeki reklamlardan öğrendiği üzere şimdiden "Anne, TinkerBell'in son filmi 2014 baharındaymış, gideriz değil mi?"  diyor:)

Bilmem...Gideriz heralde...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Yaz bitmeden...





Yaz tatilinin bitmesine az kaldı ya, kalan günler iyice kıymetlendi...
2 Eylül'de iş başı yapıyorum, 9 Eylül'de Ege Bahar okuluna başlıyor, 16 Eylül'de öğrencilerimle buluşuyorum...

Bu kadar az özgür günümüz kalmışken kışın çok özleyeceğimiz günleri dolu dolu yaşamaya çalışıyoruz. Arkadaşlar tekrar tekrar ziyaret ediliyor, havuzda son demler yaşanıyor, sitenin çayırları bizim kızla ve kitaplarıyla şenleniyor...





Kahvaltımızı yapınca kitaplarını seçiyor ve bahçeye iniyoruz. Çimenlere oturuyoruz ve kitaplarımızı okumaya başlıyoruz. Tabii ki olayı park keyfiyle de taçlandırıyoruz.
















O gün keyfi bunları istemiş...









Bana diyor ki; "Anne keşke bahçe katı ev alsaymışız..."
Haklı valla...
Balkondan direkt bahçeye çık, havuza git, çimenlere masanı kur, ister kahvaltını, ister akşam yemeğini yap, ister kahve keyfine var...Çocuk da özgürce bahçe de gününü geçirsin...
Düşünemedik diyemeyeceğim, çünkü düşündük, bana biraz zor geldi vs vs...ama şimdi ara ara keşke diyorum...









Bu güzel salıncak bahçe katında oturan tanımadığımız bir komşunun...
Ege Bahar kendisininmiş gibi kuruluyor, ayırmak için biraz uğraşıyorum açıkçası.









Konu konuyu açtı...
Ne diyordum; biz artık kitaplarımızı bahçede okuyoruz, çok da keyifli oluyor. Bu arada gündüz kitap okuduğumuz için ara verdiğimiz akşam uyku öncesi okumalarımıza da geri döndük yani yaz bitmeden kitap keyfini ikiye katladık...

Galiba bu çocuk kitaplarını bende çok seviyorum;)


20 Ağustos 2013 Salı

Balkon Bahçesi...


 


Bizim balkon bahçesinin sahibesidir kendileri:)
Nasıl seviyor çiçeklerine bakmayı, babası işten gelince birlikte onları sulamayı...

Büyük balkonumuzda Ege Bahar'ın doğduğu ay saksıda kendiliğinden çıkan bir zeytin fidanımız var. Kendiliğinden derken kayınvalidemin köydeki zeytin ağaçlarından gelen zeytinlerimizin bir iki çekirdeğini saksıdaki toprağa koymuş eşim, o da Ege Bahar'ın doğduğu ay ilk yapraklarını vererek bize ve hayata merhaba dedi:)Artık fidan mı desem küçük bir ağaççık mı bilemedim zira o da Ege Bahar gibi 4 yaşını geçti hatta bu bahar çiçek verdi. Ege Bahar "Bu benim ağacım anne." diyerek keyifle suluyor küçük zeytin ağacını.

 



Bunlarda bizim salon camının önündeki mini balkonun saksılarının ürünleri...

 



Çiçek oluşumunu, meyvelerin ilk hallerini, büyümüş ama yeşil hallerini, kızarmalarını tek tek gözlemledi Ege Bahar...



Benim en ufak bir emeğim yok bu işte diyebilirim, bir kere bile sulamadım, tamamen kendi elleriyle baktı, büyüttü ve en sonunda afiyetle kendisi yedi:)





Bu yeşillerin fotoğrafını daha yarım saat önce çektik. Sabırla bunların kızarmasını bekliyor, dolapta domates yerinde duradursun bunlar pek kıymetli, el emeğinin, bir işe gönül vermenin önemini kendi kendine kavrıyor böylece...




Bunlarda sardunyalarımızla aynı saksıyı paylaşan biberlerimiz...Pek acılar kendileri, ben bile yiyemiyorum ama günbegün renklerinin mordan kırmızıya dönüşünü görmek keyifli...

Yan saksıda biberiyemiz ve doğal semizotumuz var:)

Solda görünmeyen saksımızda da tazecik kekiğimiz ve nanemiz var...

Balkon bahçemiz küçücük saksılarda ama pek verimli maşallah...

Bahçıvanımızda dört yaşında küçük bir kız...

Bu bahçede bütün emek ona ait...

15 Ağustos 2013 Perşembe

İyi ki doğdun Zeynep Lal...




Bu güzel pasta kimin?
Pazar öğleden sonrası Zeynep kızımızın 1 yaş kutlamasındaydık...
Sağlık dolu mutlu bir ömür en güzel dilek olsa gerek...



Partinin küçük davetlileri...



Bu dakikalar biraz uzun sürdü, zira çocukları masadan ayırmak biraz zor oldu, Zeynep Lal olaya son noktayı koydu, yüz ifadesine dikkat lütfen:)



Seyhan'cım   ve Zeynep Lal...



Bu da benim kızla bir anı...



En kötü gününüz böyle olsun...



Ege Bahar ve Nisan pastanın şeker hamurundan nasiplerini bekliyorlar:)



Zeynep Lal Füsun, Özlem ve İlkay Teyzeleri ile...



Zeynep Lal'e bir oyun grubu arkadaşı yetiştiremedik ama bu dört yavru yürümeden önce birlikte oynamaya başladılar...
Şimdi hepsi 4 yaşını doldurdu...
Maşallah...



Nisan, Defne Nil ve Ege Bahar Seyhan'ın ablası Serpil ile...



Zeynep Lal'i geçen yazın başında böyle heyecanla bekliyorduk...
Şimdi bir yaşını doldurdu...
Sağlık dolu nice yaşları olsun inşallah...
İyi ki doğdun Zeynep Lal...
Seni Seviyoruz...

13 Ağustos 2013 Salı

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Bu yaz günler böyle geçiyor başlığının üçüncü yazısı...

Fotoğraflar yine geçen haftadan...
İyi oluyor böyle, hafta özeti gibi birşey...



Rakamlara ve harflere takmış vaziyette bir Ege Bahar...

Israrla okumayı öğrenmek istiyor...



Kendi kitapları, broşür, dergi hiç farketmiyor; alıyor eline, peşimi bırakmıyor, "oku anne, harleri göster" diye dönüp duruyor ardımda...


Kimyacı mı olacak ne?

Benim lise ve üniversite yıllarımda en sevdiğim derslerdendi kimya. Öncelik tabii ki kendi alanım olan biyolojide ama ikinci bir alan seçme şansım olsaydı kimya olurdu heralde. Zaten yüksek lisans alanımda su kimyası üzerineydi.

Armut dibine düşermiş diyeceğim ama 4 yaşında bir armut bu daha:)
Tabii ki şaka yapıyorum ama belirtmeliyim ki karışım hazırlamaya bayılıyor, ev veya dışarısı farketmiyor;





Bir bardak, biraz tuz, şeker, azıcık da su, süt veya yağ gibi bir sıvı bulursa, kaşla göz arasında karıştırıveriyor. Arada kokluyor da:)

 


Buyrun, kimyagerimizin elinden böcek ilacı:)
"Aman ha!" diyorum, "Sakın tatma, laboratuvarda yapılanlar tadılmaz!", öğrensin şimdiden:)



Zamane çocuklarının çoğu gibi pek sosyal, utanma, çekinme yok; tanışmak istiyorsa gidip tanışıyor, muhabbet kuruyor, sohbet ediyor. 

Misal geçen hafta bir çay bahçesindeyiz, yaşına göre kimse yoktu, karşı masadaki ablayı gördü, gitti tanıştı, sohbet etti, laptopda oyun oynadılar vs vs...



Bu tatlı bayanlarla da Büyükada'ya gittiğimiz gün tanıştı, 10-15 dk. sohbet ettiler,


Ne dediyse artık ablaları çok güldürdü...


Pazar günü bu güzel pastanın sahibi tatlı bir kızçenin 1 yaş doğumgünü partisindeydik.

Onu da ayrıca yazacağım...