12 Ağustos 2013 Pazartesi

Bayramdan; bir dondurma hikayesi...


 
Nasıl bir gaflete düşüp gittiysek bilemiyorum; üstelik sabahtan akşama fıldır fıldır dolaşmak için değil, sadece akşam üzeri her zaman ki noktada güzel manzarasını seyrederek denize karşı bir kahve yudumlayıp dönmek için...

Bayramın ikinci günü akşam üzeri 17.00 den sonra Büyükada'ya geçtik. İki üç saati zor edip eve döndük, kalabalığı anlatmak için kelime bulamıyorum, hadi kalabalık neyse de Büyükada'nın çöp dolu sokaklarını, o çöp kokularını anlatmak için hiç bir şey bulamıyorum...İnsanımızın hali tam bir hayal kırıklığı...
 


Ada yolunda Ege Bahar...



 


Adaya gidipde dondurma yenilmeden dönülmez. Dondurmanın albenisine diyecek yok, üstelik iki külah dondurma yiyeceğim diye uzun kuyruklara giriyorsunuz. Fakat yıllardır vazgeçemediğim Büyükada'nın o meşhur dondurmacısının bile eski tadını kaybettiğini gördüm. Daha geçen seneye kadar bile türk kahveli dondurmasının üzerine tanımam dediğim yerdi ama o enfes tad maalesef kaybolmuş...Ya da bu çılgın kalabalığa ancak bu kadar yetiştirilebilmiş.

Neyse...Güne dair en tatlı görüntüler aşağıdakiler olsa gerek...



 





Yummm...yummm...yummm...

 







 



Görüntü şahane ama...

Bir kere daha anladım ki şehirde kaldıysan bayramda evinden çıkma...

Otur oturduğun yerde...

Hafta içi uygun bir günü değerlendir, tadı damağında kalsın; hem yaşadığın güzel günün hem de dondurmanın:)

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Fesleğen kokulu yarimsin...



Balkonumuzda sürekli bulundurmaya çalıştığımız fesleğenlerle alıştı kokusuna...

Pek sever bu kokuyu kendisi...

Bir yerde fesleğen görsün hemen minik elleriyle dokunup hafifçe sallar, ardından ellerini koklar...



"Ne güzel kokuyor değil mi anne?" der ardından:)




Kendisi de benim fesleğen kokulu yarimdir...mis kokar...

o fesleğeni koklar, ben çok sevdiğim o şarkıyı mırıldanırım;

Rüzgarla gelen ilkbahar gibi gözlerin
Bıktım geceden her zaman güzeldi düşlerim
Niyetim sensin gel
Fesleğen kokulu yarimsin
Çarem sensin gel
Alnıma yazılı tazemsin...



4 Ağustos 2013 Pazar

Pek hamarat Pazar...



Bu pazar gününü geceye bağlarken, kızımla gün içinde ne kadar hamarat olduğumuzu kaydedelim bari...


Öğleden sonra girdik mutfağa, elimizde tarif defterimiz...

Güvenilir tarifler sahibi sevgili Pelince'den kaydettiğim ev yapımı çikolatalı puding tarifimizi yapmaya başladık. Tarife www.pelince.com adresinden ulaşabilirsiniz, anlayamadığım bir nedenden dolayı bağlantıya köprü oluşturamıyorum bir süredir, ya bloggerda bir sorun var, yada benim bilgisayarımda.



Baş aşçı sandalyesini çekip yerini almış:)







 Puding malzemeleri ustanın ellerinde karıştırıldı, ardından anne tarafından kaynatıldı.


Soğuyan pudinglerimizin üzerine çikolata rendeledikten sonra akşam tatlımız artık hazır.






Ege Bahar'ın isteği üzerine yapıldı bu puding zira kendisinin çikolatalı tatlarla pek arası yoktur. Şu an babasıyla parkta bizim kız, bisiklet üzerinde cirit atıyor olmalı. Gelince kendi emeğininde olduğu bu tatlıyı tadacak mı acaba?  
  


Bu da ev yapımı pizza...

Tarif büyük boy fırın tepsisi içindir.

Hemen tarife geçiyorum;

Malzemeler:

Hamuru için;

5 su bardağı un

2 yumurta

1 çay bardağı zeytinyağı

4 çorba kaşığı yoğurt

2 çay bardağı süt

2 paket instant maya

1,5 tatlı kaşığı şeker

tuz

Sosu için:

2 çorba kaşığı ketçap, 1 çorba kaşığı tatlı biber salçası, kekik, taze çekilmiş karabiber, 1tatlı kaşığı şeker, tuz, sulandırmak için bir miktar su

Üzeri için:

Sucuk, kaşar peyniri, sosis, mantar, biber, mısır, domates vb. pizza malzemesi


Yapılışı:

Unu ve mayayı kuru olarak karıştırın. Ayrı bir kapta zeytinyağını, yumurtaları, sütü, yoğurdu, şekeri ve tuzu bulamaç haline getirip, un-maya karışımına ekleyin ve yoğurun. Cıvık kıvamda bir hamur elde edeceksiniz. Hamurun üzerini kapatıp ılık bir yerde yaklaşık 45 dk. mayalanmaya bırakın.

Mayalanan hamurunuzu margarinle yağladığınız fırın tepsinize yayınız. Bu işlem biraz zorluyor zira hamur biraz cıvık kıvamlı bu nedenle bir tabağa un doldurup elinizi batırarak tepsiye yaydığınız hamurun kalınlığının her yerde eşit olmasını sağlayabilirsiniz.

Sos malzemelerini karıştırıp hamurunuzun üzerine yayınız. Pizza malzemelerini sosun üzerine yerleştirirken en alta rendelenmiş kaşar peynirini, onun üzerine de evde olan, ince ince doğradığınız pizza malzemelerini yerleştirin. En üst kata tekrar rendelenmiş kaşar peyniri serpip 180 derecede yaklaşık 25 dakika pişirin.  




Evde yapılan pizzanın tadı kesinlikle çok farklı oluyor, Ege Bahar dışarıda pizza yediğimiz zaman bize pek eşlik etmez, damak tadı işte, hamburgeri seviyor ama pizza yemiyor. Bu durum sevindirici aslında dışarıda yemesin daha iyi,  evde yapılan bu pizzadan ise yukarıdaki koca dilimi bitirdi.


İşte bu pazarı böyle akşam ettik biz. Mutfakta geçen bu pazar beni yormadı aksine rahatlattı, hep söylerim, kafa dağıtmanın en güzel yollarından biri hamur yoğurmaktır:) 

30 Temmuz 2013 Salı

Bu yaz günler böyle geçiyor...


"Bu yaz günler böyle geçiyor"  başlığının ikinci yazısı...
Fotoğraflar geçen haftadan...



Kadıköy'e gittiğimizde mutlaka uğramaya çalıştığımız yerlerden biri Baylan Pastanesi'nin de yer aldığı sokakta bulunan İş Kültür Yayınları. Ege Bahar kitapçının sokağına girer girmez yerini bildiği için beni sürüklüyor desem yeridir:)






Bunlar Ege Bahar'ın,



bu ise benim kısmetimdi bu hafta.

Bitkilerin En Güzel Tarihi'ni dün okumaya başladım, ilerleyen kısımları hakkında yorum yapamayacağım ama başlangıç olarak biyoloji bilgisi gerektiriyor. Benim kendi alanım olduğu için zorlanmıyorum ama canlıları taksonomik olarak sınıflandırma ve  bitkiler aleminin alt dallarını bilinmiyorsa  anlaşılması güç bir kitap haline gelebilir. Tahmin ediyorum ki bu kitaptan yıl içindeki derslerimde çok yararlanacağım. Kitabı bitirdiğimde daha ayrıntılı bir yorum yapacağım inşallah...




Kitapçımızdan Balık Pazarı'na doğru çıkarken izlediğimiz sokak müzisyenleri.

Bu noktada hep farklı farklı gruplar sokak müziği yapıp hem kulaklarımızı, hem gözümüzü şenlendiriyorlar. Öğrenciliğimden beri yerli yabancı çok grup izledim burada, sokakta müziğin tadı bir başka ve müzik gerçekten evrensel...Ege Bahar'da keyifle izledi ve dinledi bu grubu.


Bu hafta birlikte büyüdüklerimiz ve sevdiklerimizle buluştuk yine...
Defne kız bana poz vermek istemedi ama o da bizimleydi. Bu güzel güne dair Nisan ve Ege Bahar böyle poz verdi.






Leyleği havada değil ama yuvada gördük:)

Bu yuvada iki yavru leylek vardı, birini görüntüleyebildim, anneleriyse kırdaydı, yavruları için birşeyler arıyordu heralde. Ege Bahar bir yandan topladığımız böğürtlenleri yerken bir yandan da leyleklerle kendince sohbet etti:)






Ahhh o tatlı dayı yok mu o tatlı dayı...
Biliyor işte bizim kızı nasıl mutlu edeceğini...
Ege Bahar'a bunları aldığı gün anneme diyormuş ki; "İlerde paramı kazandığım zaman ona daha neler alacağım..."

Kuzum benim...On yedi yaşında daha...Gönlü yüreği çok büyük canım kardeşimin...

Ege Bahar dayısı tarafından böyle güzel hediyelendirildi bu hafta...








Bu tatlılarda benim...Güzel arkadaşım, Füsuncum çok teşekkür ederim...

34 yaşımda ve sonrasında bol bol kahve içeceğim bunlarla:)



Bunlar benim bu haftaki ganimetlerim:)

Öndeki iki ojeyi saymazsak diğerleri daha önceden de kullandığım ve memnun kaldığım ürünler. Umarım güzel renkleriyle bana kendilerini aldıran ojelerimin kaderi diğerleriyle aynı olmaz:)
                                                        

25 Temmuz 2013 Perşembe

Uykudan önce halleri...


Bizim kız dün gece tabir-i caizse çıldırttı beni, uyumadı bir türlü, biraz ben uzandım yanına, biraz babası, ama yok, babası uyudu Ege Bahar uyumadı, nihayet yatağa girdikten iki saat sonra falan uyuyakaldı. Bir türlü uyuyamasa anlayışlı olacağım ama uyumamak için özellikle direniyor, arka arkaya su istiyor, çişim geldi diyor, şarkı söylüyor vs vs...Çok fena kızdım en sonunda, hakikaten korktu, ağlayarak "anne ne olur böyle konuşma, çok korkuyorum, seni kötülükler kraliçesi sanıyorum" bile dedi:( Tabii ki onu korkutmak gibi bir niyetim yoktu ama saat 23.30 olunca biraz sert çıktım galiba...

Neyse şu an hala fosur fosur uyuyan kendisiyle  uyku konusunda sakin sakin biraz konuşacağız bugün, kitaplarımızı uyku teması üzerine seçmeye yönlendireceğiz...

Aslında uyku öncesi beş on  dakikalık eğlencemiz vardır bizim, bu dakikalar önemlidir, birlikte neşelenir, hatta günü değerlendirir öyle uyuruz ama tabii ki kısa bir süre sonra mışıldamaya başlarız...

İşte bizim uykudan önce hallerimiz...



Önce yastıkla boğuşulur,


akrobatik hareketler yapılır,



coşmaca, hoplamaca, zıplamaca yapılır,



keyfimiz iyice yerine gelince,



tatlı rüyalara dalınır...

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Temmuz başı Fethiye'den döndüğümüz için artık yaz sonuna kadar evdeyiz. Gün nasıl başlıyor nasıl bitiyor anlayamıyorum ama evde olmak, sabah işe koşturmamak, sabah sıcacık yatağından çocuğu kaldırmamak kesinlikle çok güzel.

Bu yaz günler çok şükür güzel geçiyor. Kışın günlerin kısalığından yapamadığımız bir sürü durum var günlük hayatımızda. İnşallah ara ara bu başlıkla bu yaz neler yapıyoruz yazacağım.



Ege Bahar'da çoğu çocuk gibi su delisi.
Hergün havuza gitse pek memnun olacak ama benim bünyeme bu kadarı fazla olduğundan bu yaz gün aşırı üç dört saatimiz havuzda geçiyor.

 






Evdeysek bir bakıyorum odasına girmiş ve manzara aşağıdaki gibi:)



Sürekli okuduğumuz kitapların bazı bölümlerini ezberlemiş. Kitabı eline alıyor, okur gibi bıdı bıdı cümleleri söylüyor yada sayfadaki resme göre hikayeyi özetliyor.



Bu sıcak günler için pek manalı bir kitap seçmiş bizim kız:)

Kitabın ipaddeki versiyonunu sık sık açtığı için neredeyse ezberlediği bu kitabı almış eline cümle cümle tekrarlıyor.




Kışın yatmadan önce her akşam düzenli bir iki kitap okuma alışkanlığımızı bir süreliğine rafa kaldırdık. Tabii ki yine kitap okumaya devam ediyoruz ama gündüz saatlerinde, öğle yemeğinden önce ya da sonra yada tekrar isterse akşamüzeri okuyoruz kitaplarını.

Yatmadan önce yaza özel bir yatakta kudurma zamanı kendiliğinden hayatımıza girdi:) Kışın sabah işe yetişme, çocuğun uykusunu alması düşüncesi, sabah onu kreşe yetiştirme, ertesi günün ders hazırlıkları gibi durumlar daha disiplinize davranmamıza neden oluyor. Açıkçası on ay boyunca asker gibi sabahın köründe kaldırmak zorunda kaldığım çocuğuma yazın evde olmam dolayısıyla daha esnek davranıyorum. Akşam yatmadan yatakta bir koklaşma hoplama zıplama gibi hallerden oluşan, on onbeş dakikalık bir kudurma seansımız var. Sabahta dilediği saatte (ki bu 10.00'u buluyor) kalkıyor.





Bazen de iki üç kişilik grup oyunları oynuyoruz.

 Yukarıdaki oyun "kirpi gözlemi oyunu" adlı, Meraklı Minik dergisinin geçmiş sayılarında çıkan bir oyun. Klasik, zar atılarak çıkan rakama göre adım adım ilerlediğiniz, kirpili dairelere ulaştığınızda dairenin yanındaki kadar kirpi kartı topladığınız bir oyun. Basit ama tam yaşlarına göre.



Tabii ki kız olan Ege Bahar'ın piyonu, erkek olan annenin piyonu:)






Valla zarı atarken bir strateji mi belirliyor diye düşünmeden edemedim:)



Uyanık geçinip arada hile de yapıyor mu? Evet:)
Ama yemezler üzgünüm:)




Oyunun galibi kim?

Bu sefer Ege Bahar...

Ama her defasında biliyor ki kim hakettiyse o kazanıyor...

Şimdilik bu yaz böyle geçiyor. Arada anne kız alışverişe çıkıyoruz, ev içi farklı faaliyetler yapıyoruz, birlikte sebze ayıklıyoruz, mutfakta beraber zaman geçiriyoruz derken günler geçiyor. Onları da ayrı postlarda kaydedeceğim inşallah...