İlkbahar'ın ilk ayı olan Mart gelmiş de ilk haftayı yarılamış bile...
Bense Şubat ayından fotoğrafları düzenlerken eklemediğim fotoğraflarıda kaydedeyim istedim.
Klasik yarıyıl tatili oyun grubu buluşması bizde yapıldı.
Dün gibi oysa emekledikleri, yürümeye başladıkları zamanlar...
Nasıl da büyüdüler...
Maşallah...
Biz yarıyıl tatilinde ne kuleler, ne şatolar inşa ettik...
Bu benim eserim diyor, nasıl da gururla sahipleniyor...
Seviniyorum...
Yaptıklarını, emek verdiklerini, başka emek verenleri önemsesin
istiyorum...
Kibir boyutunda bir kendini beğenmişlik değil tabii ki anlatmak istediğim ama en önce verdiği emeğin kıymetini kendisi bilsin ki başkaları da bilsin, önemsesin, değer versin...
ordan işte bu boncuklular...
Yazın anne kız boncuklu boncuklu takılacağız artık...
Nazarlar, kem gözler uzak dursun hepimizden...
Okuldan yakın bir arkadaşım yarıyıl tatilinde Londra'daydı.
Her teneffüs sonrası dudaklarımdaki ruju veya lip balmı tazelediğimden olsa gerek, bu güzellikleri kapmış oralardan bana getirmiş.
Sağolsun pek sevindirdi beni,
Maybelline'in Türkiye'ye neden getirmediğini bir türlü anlamadığım ürünlerinden Baby Lips serisi.
Bakarken gülümsüyorum zira bu sepetten ayrı bir yazı çıkar da, yine de şimdi anlatayım;
Benim annem elişlerinde pek bir hamarattır, bakarak çıkaramayacağı örnek yoktur heralde, o yıllarca dantel yaparken ben hep burun kıvırdım, Allah inandırsın bir kere bile nasıl yapıldığını merak etmedim, şimdilerde bana ne olduysa bir merak bir merak:)
Heralde bir ay oluyor bu yumakları, tığları alalı, anneme öğretmesini istediğimi söyleyince sen zevkine göre ipliklerini falan al, bir ara başlarız demişti. Ege Bahar hastalanıp okula gidemeyince annem bakmak için bize geldi, fırsat bu fırsat deyip okul dönüşü bir heves sepetimi de aldım ve koştum eve. Yine hevesle yumaklarımı yerleştirdim içine. Gerisi bu kadar kolay olmadı:)
Dedim ya bugüne kadar hiç merak etmedim, zincir denilen olayı bile bilmem. Neyse zinciri öğrendim öğrenmesine de, ardından motifler devreye girince, trabzan, dolgu falan deyince ben çuvalladım:)
Annem arka arkaya, on zincir çek, ikli trabzan yap, şimdi dolgu yapıyoruz falan deyince resmen kafam döndü,
dedim ki, anne acaba ben ders anlatırken şu an hissettiklerimi hisseden öğrenciler var mıdır?
"Getir ben sana integral çözeyim, ya da dörtyüz bilmem kaç glikozit bağı içeren glikojenden ne kadar ATP üretilebileceğini hesaplayayım ama bana trabzan deme ne olur..." deyince annem koptu:)
Ya bu iş çok ciddi kafa işiymiş deyince iyice bir güldü bana:)
E ne güzel oldu aslında, gülümseyerek bakabileceğimiz bir anıya dönüştü benim yeteneksizliğim:)
Hakikaten bazı işler yetenek meselesi, bu iş bana bir zor geldi, bir zor geldi anlatamam. Tabii zamansızlıkta söz konusu...
Annem iki gece kaldı, biz toplamda iki saat ders çalışamadık:)
Ama pes etmiş değilim, şimdilik sepetimi kaldırdım, rahat bir zamanımda azimle başaracağim inşallah...
Sepette üst üste dizilmiş küçük motiflerde benim değil annemin elinden çıktı tabii ki...
Mart'ın ilk haftasonunu, ta Şubat ortasında balkonumuzda zamansız açmış bu güzellikle karşıladık.
Mor sümbülümüzün çiçekleri yavaş yavaş dökülmeye başlayınca kalanını kahvaltımıza ortak ettik...
Mart'a onun mutfağımızı dolduran mis kokusuyla başladık...
Mis kokulu bir Mart diliyorum hepimize...
Not: Masadaki dantel annemin güzel ellerinden bana yadigar...