23 Nisan 2014 Çarşamba

23 Nisan...










Atamızın
yavrularımıza,
Türk çocuklarına hediye ettiği,
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun vurgulandığı,
devlet, millet olma yolunda dünyaya sesimizi duyurduğumuz;
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulduğu bu anlamlı günümüzü
canı gönülden kutlarım...


Çocuk mutluluğuyla, umuduyla, yüreğiyle
nice 23 Nisan'lara... 

16 Nisan 2014 Çarşamba

İstanbul...bahar...biz....



Baharın rengiyle yazayım istiyorum bahara ait anılarımızı...
Dolu dolu geçiyor her günümüz çok şükür...

Birilerinin evlatlarına bir şeyler öğretmekle geçen saatlerin ardından kızıma kavuşuyorum her akşam üzeri, yine, yine, defalarca çok şükür...

Daha bir yardımcı olayım istiyorum herkesin evladına bugünlerde, gel diyorum, hiç çekinme, tenefüste gel çözelim birlikte yapamadıklarını diyorum.

Aman ha yanlış anlaşılmak istemem; öyle yapıyorum, böyle yapıyorumu anlatmak ayıptır bilirim, sadece öyle bir huzurla doluyor ki yüreğim yüzlerindeki mutlu edayı görünce, huzurlu olmak çok da zor değil aslında, sadece gülümsemek ve anlayabileceğini, yardımcı olabileceğini göstermek yetiyor yani, budur tüm anlatmak istediğim...

Ne yaparsan döner seni bulur biliyorum...

Benim yavrum ne ise benim için, herkesinki de bin kıymetli, biliyorum...

Pek bir kararsızım bu ara yazmak konusunda...
Bu film her an bitebilir diyorum, yeter galiba artık diyorum, bazen de kıyamıyorum.

Zaman gösterecek artık...

Bahar yüzünü sıcacık gösterdi ya, kıpır kıpır yürekler...
Geçen haftadan kalma anılar bunlar elimizde;
İstanbul...bahar...biz...



Anne-kız pozumuz...
Vallahi gözleri açık yakalayamadık:)
















Anadolu Hisarı- Nisan 2014




Ne çok severim bu manzarayı...




Göksu-Nisan 2014




Baba-kız pozu...

Habersiz çekilen fotoğraflar daha bir anlam yüklü değil mi?





Candır o can...
Aşktır, hayattır, umuttur hep...




Anadolu Kavağı-Nisan 2014




















Anadolu Kavağı-Nisan 2014








Aşk her daim yüreğimde, buyrun kanıtı:)
Vallahi hile, hurda yok:)
Tamamen kalbin yansıması...





Güneş bir batar, bir doğar...




Bakan göz neyi görürse odur hayat...

Kimi batan güneşi, kimi uzaklaşan bir tekneyi, kimi kıyıdakileri görür...

Ben baktıkça kıyıdakileri görüyorum,
 çok şükür...




Cancanım...
Güneşim...
Kızım...




Bugünün bende kalanları yüreğimde...

Güneş battı batacak
ama
unutmuyorum;
yarın yeniden,
yeni anlar için,
yeni anılar için
pırıl pırıl doğacak...

Sevgiyle...

5 Nisan 2014 Cumartesi

Evde oyun halleri...






Ege Bahar'ın evde oyun halleri...
Kendisi rahatına çok düşkündür, biraz oturarak oynar, biraz yatarak.
Nadiren odasında oynar, ilk tercihi her zaman salondur.




Bir ara odasında oynaması için ısrarcı davranmış olsamda artık rahat bırakıyorum...

Sürekli salonda olmak istemesinin bizimle birlikte olma isteği olarak yorumluyorum.

Geçen seneydi sanırım, bir iş arkadaşımla sohbet halindeyken kızlarının kesinlikle salonda oynayamayacaklarından bahsetmişti. Odaları onların alanı olduğu için salonda oyun oynayamazlar demişti. Kesinlik ifadesi beni çok şaşırtmıştı ama saygı duyarım elbet, herkesin hayata, çocukluğa, çocuk büyütmeye karşı bakışı farklı, bu tür olaylar bence çok tartışmaya gelmeyecek kadar hassas ve kitaptan okuyarak öğrenilemeyeceği kanısındayım.

Geçenlerde de bir arkadaşımla sohbet ederken salonumuzun zaman zaman oyun bahçesi gibi olduğundan bahsediyordum. Kendisi de sırf bu yüzden daha büyük bir ev kiraladıklarından bahsetti, oturma odasında oyun oynuyorlarmış, salon gelen giden için her daim derli topluymuş. Herkesin kendi seçimi tabii ki ama bu eve geçmeden önce oldukça büyük bir evde oturuyorduk, üç odanın biri yatak odası, biri çocuk odası, diğeri de oturma odası olarak düzenlenmişti. Biz yine salonda oturuyorduk. Odanın biri sadece yatıya gelene hizmet veriyordu, o da yılda bir iki kez. Yani bir oda atıl haldeydi, hatta bir süre sonra resmen depo görevi görmeye başlamıştı. Bu evi alırken acaba sığar mıyız, iki oda az gelmez mi sorularını çok fazla düşünmedim, bir yatak odamız, bir çocuk odamız, birde salonumuz var. Evde yaşamın dolu dolu döndüğü yer salonumuz. Duruma göre oyuncaklar yerdedir, duruma göre masa ilaçlarla doludur, camın önündeki sehpamızda oyun hamurları bulunabilir, kızçem hasta olunca büyük koltuğumuz hasta yatağına dönüşebilir. Çat kapı gelebilecek olanda yalnız benim eşim dostum olabileceğine göre bir problem yok demektir.

Ahhh ahhh, insan gün be gün değişiyor, çocuktan önceki her daim toplu ben, ardından çocuklu hayata alışmaya çalışan ben ve şimdiki halim olan rahat anne ben...Bir kaç aydır bu moddayım, her şey yapabildiğim kadar, mükemmel olamayacağımı anlayalı çok oldu, bir zamanlar boşu boşuna yemişim kendimi. Şu an bu yazıları yazarken dağınık bir salonda ailece hafta sonumuzu yaşıyoruz, ben kendimi bugün hiç yormadım, çok daha pozitif ve enerji doluyum. Tabii ki bu "amannnn, banane..." halinde yaşıyorum demek değil, zaman olayını daha iyi kullanmaya başladım diyebiliriz aslında.  


 Bu yıllar geri gelmeyecek biliyorum;
tadını çıkarmak, anı birlikte yaşamak ve yavrulara doyasıya yaşatmak gerektiğine inanıyorum.





Evet şu an salonda halının üzerine kurulmuş balım ve babası beni Süper Doktor oynamak için bekliyorlar.

Görüşmek üzere:)))


4 Nisan 2014 Cuma

Hoşgeldin Nisan...







Ege Bahar Nisan'ı böyle karşıladı.
Bu kış çok mu uzadı yoksa kızsal ruh halleri iyice oturmaya mı başladı bilemiyorum, zira gardrobuyla başı dertte:)
Sürekli bir kıyafet değiştirme halleri,
eteksiz, elbisesiz çıkmam abi durumları...




Sesi çıkmıyorsa biliyorum etek, elbise giymeye çalışıyor.
Bu sessizlik çok uzadıysa anlıyorum ki etek bir külotlu çorapla kombinleniyor:)

Bazen sinirleniyorum dolabı alt üst görünce ama hemen kendi çocukluğumu hatırlamaya çalışıyorum,
 günde iki, üç posta kılık kıyafet değiştirdiğim zamanlar gözümün önüne geliyor...



Ahh birde bale mevzuları var...

Başladı çok şükür,
şu an balenin düşündüğü gibi bir eğlence olmadığını idrak etme aşamasında, çünkü bol bol bilek esnetme, bacak esnetme vs. ile geçiyor dersler.  

Oysa bizim kız tütüsünü giyip sürekli dans edeceğini düşünüyordu.

İlk etapta Haziran sonuna kadar devam edeceğiz,
bakalım yeteneği var mı?
 ya da daha önemlisi o hazzı yaşayabilecek mi, sevecek mi?





Böyle işte...
Yaz gelsin istiyor, Fethiye'yi, kuzenlerini de çok özlemiş ama doğumgününü Köyceğiz'de halasında kutlamak istiyor.




Sandaletleri hep ayağında, yaza dair planlar yapıyor bu ara:)





Geçen haftaki en giyinik hali budur,
hal böyle olunca, etraftan da mikrop eksik olmayınca bugün yine ateşi gördük, hayırlısı bakalım,
çok yormadan geçsin gitsin inşallah...

Mart'ta pek yazamadım, yazmak gelmedi içimdem, çok şükür iyiyiz ama ülkenin Mart gündemi hiç iç açıcı değildi.
Yine de Mart'tan bize kalan anılarımızı da bir postta toparlayacağım inşallah...

Hoşgeldin Nisan!!! diyerek bitiriyorum.
Çok güzel geç e mi,
hepimize huzur dolu günlerini yaşat...

12 Mart 2014 Çarşamba

.............................................



"Ürkek bir serçe gibi eğme başını.
Kaldır başını ve dimdik dur.
Bu senin değil, ülkemin ayıbı.
Hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk."

Nazım Hikmet.


Yerde miyim gökte miyim bilmiyorum...
Dün 15 yaşındaki öğrencilerim hep sustu.
Derste hiç konuşma, sus yavrum diyemedim.
Susmasınlar, gülsünler, konuşsunlar istedim,
onlar hep sustu...

Dün gözyaşları hiç dinmedi,
yüreği olanın yüreği sıkıştı düşündükçe...
Ben ağlıyorum, kızım soruyor "neden ağlıyorsun anne?"
Ne diyeyim yavruma, hadi siz cevap verin!

Ağzınıza korkmadan alıp, dilinizden düşürmediğiniz Allah'ım
verecek cezanızı...

4 Mart 2014 Salı

Mart'ta Şubat'tan kalanlar...


İlkbahar'ın ilk ayı olan Mart gelmiş de ilk haftayı yarılamış bile...

Bense Şubat ayından fotoğrafları düzenlerken eklemediğim fotoğraflarıda kaydedeyim istedim.






Sömestre tatilinde Ege Bahar,  Defne ve Nisan...
Klasik yarıyıl tatili oyun grubu buluşması bizde yapıldı.
Dün gibi oysa emekledikleri, yürümeye başladıkları zamanlar...
Nasıl da büyüdüler...
Maşallah...




Biz yarıyıl tatilinde ne kuleler, ne şatolar inşa ettik...




Bu benim eserim diyor, nasıl da gururla sahipleniyor...

Seviniyorum...

Yaptıklarını, emek verdiklerini, başka emek verenleri önemsesin
istiyorum...

Kibir boyutunda bir kendini beğenmişlik değil tabii ki anlatmak istediğim ama en önce verdiği emeğin kıymetini kendisi bilsin ki başkaları da bilsin, önemsesin, değer versin...






Hani Şubat'ta Bodrum'a gitmiştik ya ,
ordan işte bu boncuklular...





Yazın anne kız boncuklu boncuklu takılacağız artık...
Nazarlar, kem gözler uzak dursun hepimizden...







 Okuldan yakın bir arkadaşım yarıyıl tatilinde Londra'daydı.

Her teneffüs sonrası dudaklarımdaki ruju veya lip balmı tazelediğimden olsa gerek, bu güzellikleri kapmış oralardan  bana getirmiş.

Sağolsun pek sevindirdi beni,
 Maybelline'in Türkiye'ye neden getirmediğini bir türlü anlamadığım ürünlerinden Baby Lips serisi.



Bakarken gülümsüyorum zira bu sepetten ayrı bir yazı çıkar da, yine de şimdi anlatayım;

Benim annem elişlerinde pek bir hamarattır, bakarak çıkaramayacağı örnek yoktur heralde, o yıllarca dantel yaparken ben hep burun kıvırdım, Allah inandırsın bir kere bile nasıl yapıldığını merak etmedim, şimdilerde bana ne olduysa bir merak bir merak:) 

Heralde bir ay oluyor bu yumakları, tığları alalı, anneme öğretmesini istediğimi söyleyince sen zevkine göre ipliklerini falan al, bir ara başlarız demişti. Ege Bahar hastalanıp okula gidemeyince annem bakmak için bize geldi, fırsat bu fırsat deyip okul dönüşü bir heves sepetimi de aldım ve koştum eve. Yine hevesle yumaklarımı yerleştirdim içine. Gerisi bu kadar kolay olmadı:)



Dedim ya bugüne kadar hiç merak etmedim, zincir denilen olayı bile bilmem. Neyse zinciri öğrendim öğrenmesine de, ardından motifler devreye girince, trabzan, dolgu falan deyince ben çuvalladım:)

Annem arka arkaya, on zincir çek, ikli trabzan yap, şimdi dolgu yapıyoruz falan deyince resmen kafam döndü,

dedim ki, anne acaba ben ders anlatırken şu an hissettiklerimi hisseden öğrenciler var mıdır? 

"Getir ben sana integral çözeyim, ya da dörtyüz bilmem kaç glikozit bağı içeren glikojenden ne kadar ATP üretilebileceğini hesaplayayım ama bana trabzan deme ne olur..." deyince annem koptu:) 

Ya bu iş çok ciddi kafa işiymiş deyince iyice bir güldü bana:)

E ne güzel oldu aslında, gülümseyerek bakabileceğimiz bir anıya dönüştü benim yeteneksizliğim:)

Hakikaten bazı işler yetenek meselesi, bu iş bana bir zor geldi, bir zor geldi anlatamam. Tabii zamansızlıkta söz konusu...
Annem iki gece kaldı, biz toplamda iki saat ders çalışamadık:)
 Ama pes etmiş değilim, şimdilik sepetimi kaldırdım, rahat bir zamanımda azimle başaracağim inşallah...

Sepette üst üste dizilmiş küçük motiflerde benim değil annemin elinden çıktı tabii ki...




Mart'ın ilk haftasonunu, ta Şubat ortasında balkonumuzda zamansız açmış bu güzellikle karşıladık.

 Mor sümbülümüzün çiçekleri yavaş yavaş dökülmeye başlayınca kalanını kahvaltımıza ortak ettik...

Mart'a onun mutfağımızı dolduran mis kokusuyla başladık...
Mis kokulu bir Mart diliyorum hepimize...

Not: Masadaki dantel annemin güzel ellerinden bana yadigar...

27 Şubat 2014 Perşembe

Hayat ıskaladığımız mucizelerle doludur; Bi Küçük Eylül Meselesi...






Ah ne iyi ettim...
Dün sabah kuzumu okula bıraktıktan sonra ilk seansa bir bilet, bir de kakaolu süt alıp girdim içeri. 
Ben böyle duygusal filmlere kola ve patlamış mısırı yakıştıramıyorum bir türlü:)

Hafta içi ve sabah ilk seans olması sebebiyle bomboş bir salonda, evdeki gibi gayet rahat bir şekilde, kakaolu sütüm elimde, sonuna doğru boğazımda bir yumruyla izledim filmi.

Asla tahmin etmediğim bir şekilde bitti.
Birbirine bağlanan her sahneyi büyük merakla takip ettim,
sonuna kadar Bozcaada'ya doydum.
Konu, kurgu, mekanlar, yiyecekler, kıyafetler herşey çok güzel planlanmış.

Hele karikatürler...
Bayıldım...
Nasıl renk katmış filme...
İmza Erdil Yaşaroğlu tabii ki...

Film anasayfası burada.

Ezel dizisinden tanıdığımız senarist Kerem Deren hem senaryoyu yazmış hem de yönetmenliğini yapmış.
Engin Akyürek ve Farah Zeynep Abdullah da filmin duygusunu, oynadıkları karakterleri iyi yansıtmışlar bence.





"Hayat ıskaladığımız mucizelerle doludur"
ve bunları kaçırma diyor film...
"Korkma, yaşa; farkına vararak, tadını çıkararak, bulunca kaybetmeyecek şekilde yaşa..." diyor.




Daracık ada sokakları, koylar, Polente Feneri, Mitos Plajı, patlıcanlı börek, domates reçeli, hasır şapkalar ve daha nicesinin arasında bir aşk hikayesi olarak kalacak hafızamda...

Hayat aslında bütünüyle bir mucize,
 yine de mucize olarak adlandırdığımız güzelliklerin bize verilmiş bir ayrıcalık olduğunu algılayabilmek ve ıskalamamak dileğiyle bitiriyorum..

Yok yok sanırım bir kez de sevgiliyle gideceğim ben...
Eminim deniz delisi sevdiğim de çok beğenecek...

Not: Tüm görseller netten alınmıştır.