20 Eylül 2013 Cuma

Ahhh sonbahar...seni seviyorum...


İyiyiz, sağlıklıyız, mutluyuz çok şükür...




Ege Bahar geçen hafta başı okula başladı.
Allah'a şükür oryantasyon haftası güzel geçti.
Bugün okuldaki ikinci haftası bitti.



İki yıldır anaokuluna giden kızım bu yıl okuldaki üçüncü yılına merhaba dedi...

Maşallah deyip, dilimi ısırıyorum; çok keyifle gidiyor yeni okuluna, öğretmen formasyonunun ve deneyiminin ne kadar önemli olduğunu biliyorduk tabii ki ama yaşayarak da görmüş olduk.




Tabii bende yeniden öğrencilerime kavuştum...
 Her Mayıs Haziran döneminde şu an hissettiğim duyguların tam tersi biçimde tatil diye zıplarken bu aralar sabahları işe çok keyifle gidiyorum...

Tatildeyken yayıldıkça yayılıyorum, iş başladığı halde daha düzenli daha disiplinli herşey; haftasonu planlanmış, Cuma iş dönüşü akşamdan çamaşır, ütü halledilmiş oluyor. Kahvemi bile daha düzenli içiyorum desem yeridir:)))

Yaş ilerledikçe beğeniler ne kadar da değişiyor;
ahhh sonbahar...seni seviyorum...

12 Eylül 2013 Perşembe

Renklendir hayatını...


Sitede bize yakın bir bloğun bahçe katında aynı yaşam alanını paylaştığım ama tanımadığım bir komşumun bahçemizi renklendirerek ortaya koyduğu güzellikler aşağıdakiler...
Fotoğraflarını çekmeden ayrılamadım yanlarından...


Ufacık bir iki parçayla hayata renk katabilmek ne güzel...












Bende bu ara mutfağımı renklendirdim biraz...
Duvara bir iki çerçeve bile asmak nasıl değiştiriyor ortamı...
Renkler hayatımıza enerji katıyor...
Mutfağa gelip gittikçe duvardaki bisikletler ve fotoğraflar  gülümsetiyor beni...

11 Eylül 2013 Çarşamba

Çalışan annenin çocuğu...


Fotoğraflar geçen haftadan...
Anne iş başı yapınca, anaokulu daha açılmayınca ve çok şükür anne öğretmen olunca çocuk da daha şimdiden liseye gider:)



Geçen hafta hergün eğitimdeydim, Ege Bahar'ın okulu bu hafta başı açıldığından o da her gün eğitimdeydi:)

Memurumuz Fatma Hanım sağolsun çok ilgilendi kızımla...
Fatmaaaa diye diye yanından, odasından ayrılmadı kadının...

Fotoğrafta Ege Bahar'ın yanında arkadaşı Nehir var. Bir öğretmen arkadaşımın kızı. Sırf Ege Bahar yalnız kalmasın diye iki gün getirdi kızını sağolsun...

Birlikte kahvaltılarını, resimlerini yaptılar, hatta abla ve abilerinden önce sıralara oturarak okulun açılışını da yaptılar.




Bizim kızların sayesinde liselilerin sıraları oyuncaklarla şenlendi:)




Bankacı falan olduğumu düşünmek bile istemiyorum...
Yanlış anlaşılmasın, demek istediğim sadece eğer çocuğuna bakacak kimse yoksa, okulu da açılmadıysa offf ki ne offff...
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş derler, illaki herkes iş güç durumuna göre yaşamını bir düzene koyar ama Allahtan zor da kalınca kızımı da alıp götürebildiğim bir işim var...

Tabii dersim olmadığı sürece:)

4 Eylül 2013 Çarşamba

Eylül'üm gelmiş...





Eylül'üm gelmiş de 4 gün olmuş bile...

Severim ben Eylül'ü...

Eylül dönüştür benim için...

Hem içe dönüştür, hem de iş yaşamına, öğrencilerime...

Haziran yaklaşırken tatil bir gelse diye gün sayan öğretmenler ve öğrenciler okullar açılmaya yakınken de heyecanla gün sayarlar.

Hafta başı öğretmenler olarak iş başı yaptık. Yıllık planlar, ders yükleri gibi son hazırlıkları yapıp zilin çalmasını bekleyeceğiz.

Ege Bahar'da gelecek Pazartesi okuluna başlıyor, o bile heyecanlı...

Eylül sıcacık kahven eşliğinde bir kitabı okumak, akşam üzeri üzerine ince bir hırka giyme gereksinimi duymak, güneşin son demlerini yaşamak, içe dönmek ve bu dönüşlerde aradığın ve bulduğun huzurla, mutlulukla yeniden başlamak demek...

Ben yine bu aralar içime döndüm...
Çok şükür üzüntüden, acıdan, hüzünden değil...
Geçmiş günlerimin verdiği huzurla o zamanları anıyor, mutluluklarıyla günümü, anımı güzel geçiriyorum...

Ahhh...birde sonbahar gelince babamı daha çok ama çok çok özlüyorum...


Yıllardır duyduğum, gördüğüm ama okuyamadığım bir eser...

İlk fırsatta okumak istiyorum...

Kahvemi de hazırlarım yanına, daha ne isteyeyim...

Eylül'üm hoşgeldin, sefalar getirdin...

Not: Görseller alıntıdır.

3 Eylül 2013 Salı

Bu yaz günler böyle geçiyor...


"Bu yaz günler böyle geçiyor" başlığının beşinci ve sanırım son yazısı...

Geçen hafta uçağa atlayıp Fethiye'ye, babaanne evine uçtuk. Anne kız tatilin son günlerini değerlendirelim dedik. Malum önümüzde uzun bir kış var.


En büyük halamızın 23 yaşındaki kızı Ebru ablası, bir küçük halanın 20 yaşındaki ikiz oğulları Hasan ve Hüseyin abileri benden çok ilgilendiler kızımla. Küçük halasının 7 yaşındaki ikiz kızları Aleyna ve İlayda arkadaş oldular kızıma. Ben ne mi yaptım? İlk defa gerçekten olabildiğince özgür bıraktım kızımı, peşi sıra gezmedim, bahçede dilediği gibi, kahkahalarla suların içinde oynarken bende kahkahalara boğuldum. Hala çocukları abla ve abileri sayesinde gündüz uykusunun tadını çıkardım. Ege Bahar'sa daha benim bile çıkmadığım evin karşısındaki dağın yarısına kadar Hüseyin abisinin omzunda çıkmış, dağdaki doğal ağaçlardan incirler yemiş. Niye miş'li geçmiş zamanla yazdığıma gelince o sırada anne kişisi olarak yine uykuya yenik düşmüşüm:) Vel hasıl iş başı öncesi iyi dinlendim şu dört beş günde.


Köylü pazarından alınmış tazecik pazıyla ve babaannemizin tavuklarının günlük yumurtaları ile yaptığımız pazılı yumurtanın, mangalda pişirilen tavukların, kayınvalidemin taze börülcenin içiyle yaptığı yöresel yemeğin, bazlamanın, yağlı yufkanın tatları hala damağımda...


Bu dört beş günlük tatilde çok fotoğraf çekmedim ama elimdeki kareler Ege Bahar'ın mutluluğunu anlatıyor bence...



Bahçeli evin avantajları say say bitmez...

Bir defa çocuk özgür, sıkılmıyor, televizyonun başında saatlerini değil dakikasını geçirmiyor, koşuyor, zıplıyor, hareket ediyor, enerjisini boşaltıyor...




Bizim evde bu büyük eğlenceyi yaşamak ne mümkün...











Ha tabii birde damacanadan içilmeyen su var...

Kız Gölü'nden gelen buz gibi ve tertemiz suyu hortumdan içen Ege Bahar'a bugünlerde maalesef İstanbul'da şehir şebeke hattından gelen suyun niçin içilemediğini anlatıyorum...

O soruyor ben anlatıyorum, o soruyor ben anlatıyorum, o soruyor.......

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Bu yaz günler böyle geçiyor...

Bu yaz günler böyle geçiyor başlığının dördüncü yazısı...



Daha çok kapalı havuzdayız artık...








Neden bilmem kapalı havuzu daha bir sevdi sanki...





Bu yaz neredeyse haftada bir gittiğimiz bir çay bahçesi var...
Seviyoruz burayı. Maltepe istasyona yakın. Hani eski bir dizi vardı "Mahallenin Muhtarları" diye. Orada Temel'in kahvesi vardı ya ondan elli yüz metre ilerde. Simitlerimizi hemen yanındaki tarihi fırından alıp gidiyoruz, sıcacık elma çayıyla yiyoruz.

 


Ege Bahar arada tutturuyor; "Haydi çay yerine gidelim." diye...

Herkes tavla, scrabble, falan oynuyor, bizde artık puzzle götürüyoruz. Biz çayımızı içerken bizim kızda puzzle tamamlıyor.









Ege Bahar'ın deyimiyle "çay yeri" olan bu mekana bu yaz bayağı gittik aslında. Yazmasam olmazdı. İnternet adresi falan yok, küçük bir çay bahçesi neticede. Ama kocaman ağaçların gölgesinde, sıcak yaz günleri için tadına doyulmuyor. Yeri çok basit, Maltepe'de Temel'in kahvesinin sokağında:)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Sinemada ilk deneyim; Şirinler 2

Geçen hafta sonu ailecek sinemaya gidelim dedik, böylece Ege Bahar ilk sinema deneyimini yaşadı. Tabii çocukla ancak çocuk filmine gidilir, Şirinler 2 Şirinler'i çok seven Ege Bahar'ın ilk sinema filmi oldu böylece...

Şirinler 2'nin resmi özeti şöyle;

Aile komedisi Şirinlerin devam filminde, kötü büyücü Gargamel Şirinlere benzer Yaramaz'ları yaratır. Amacı güçlü ve sihirli Şirin esansını kullanmaktır. Ama istediğini ancak gerçek bir Şirin'in verebileceğini farkedince Gargamel Şirine'yi kaçırır ve onu Paris'e götürür. Paris'te dünyanın en iyi büyücüsü olarak ün kazanır. Şirine'yi kurtarmak için Şirin Baba, Sakar Şirin, Huysuz Şirin ve Kibirli Şirin'in dünyamıza dönmesi ve insan dostları Patrick ve Grace ile bir araya gelmeleri gerekmektedir. Her zaman kendisini diğer Şirinler'den farklı hisseden Şirine Yaramaz'larla daha iyi mi anlaşacaktır yoksa? Ya da Şirinler ona olan sevgilerinin gerçek mavi olduğuna dair Şirine'yi ikna edebilecek midir?


NOT: RESMİ ÖZET VE GÖRSEL ALINTIDIR.




Özellikle alışveriş merkezi içinde yer alan bir sinema salonu seçmedik. Hafta sonu kalabalığı yaşamak ve filmi dolu bir salonda izlemek istemedik zira Ege Bahar ilk defa sinemaya gideceği için tepkisi nasıl olacak bilemiyorduk.

Kadıköy'ün en eski sinemalarından birine gittik. Salonda iki çocuğuyla bir anneden ve bizden başka kimse yoktu.



Ege Bahar yüksek sesten asla hoşlanmıyor ve hatta korkuyor. Örneğin 23 Nisan'da götürdüğümüz etkinliklerde de mikrofonla konuşan sunucunun sesi bile onu öyle rahatsız etti ki, hemen elleriyle kulaklarını kapattı ve gidelim dedi.  Neredeyse dört buçuk yaşına geldiği halde daha önce sinemaya götürmememin en büyük nedeni bu. Genellikle çocuk filmlerinin cdlerini alıp evde izliyoruz. Fakat Şirinler 2'ye gitmeyi kendisi çok istedi.

Tahmin ettiğim gibi film başlar başlamaz duyduğu yüksek sesler, aksiyonlu sahnelerdeki çılgınca bağırışlar Ege Bahar'ı çok korkuttu. Koltuğundan kucağıma fırladı desem yeridir. Gargamel'in gözlerini pörtlete pörtlete büyü yaptığı sahnelerde, Eyfel Kulesi'nden aşağı uçtuğu sahnelerde gözlerini kapadı. Kucağımda içinin titrediğini hissettim adeta. 10-15 dk. geçmişti ve artık çıkalım biz diye düşündüğüm anda babası salondan çıktı ve sinema görevlileriyle konuşup durumu anlattı. Salon zaten bomboştu, bu nedenle durumu anlatıp sesin biraz kısılıp kısılamayacağını sordu. Atlantis Sineması çalışanları bizden tam puan alarak ne kadar duyarlı olduklarını gösterdi. Ege Bahar Şirinler 2'yi yaklaşık ilk 15 dk.dan sonra evdeki gibi keyifle izledi.

Film Paris'te geçtiği için Şirinlerin macerasını izlerken doya doya bir Paris sefası yapıyorsunuz. Filmde bile pastaneler, sokaklardaki cafeler, Eyfel Kulesi şahaneydi...

Salonda en öndeki anne ve çocukları ile bizden başka kimse olmayınca rahatça birkaç poz çektim bende...

















Yeni şirin karakterlerinden Vexy...





Şirine Şirinler ailesine yeni katılan Vexy ve Hackus ile...
Vexy ve Hackus'da aynı Şirine gibi Gargamel tarafından yaratılıyor ama iyilik kazanınca Gargamel onları da kaybediyor.
Resmi özette Yaramazlar olarak adlandırılan Vexy ve Hackus Türkçe dublajda Haylazlar olarak geçiyor.








Filmde tabii ki iyilik kazanıyor, normalde Gargamel'in gri olarak yarattığı Haylazlar mavileşerek Şirinler ailesine katılıyor ve Şirinler köyüne dönüyor. Yani Şirinler köyünde bundan böyle iki kız şirin olacak:)



Filmin başında izleyemeden çıkacağız galiba diye düşündüğümüz filmin tamamını seyrederek keyifle çıktık. Ege Bahar sinema çalışanlarınında katkısıyla rahatlayarak izledi filmi. Başka sefere bu kadar şanslı olur muyuz bilmiyorum ama evde izlediği cdlerdeki reklamlardan öğrendiği üzere şimdiden "Anne, TinkerBell'in son filmi 2014 baharındaymış, gideriz değil mi?"  diyor:)

Bilmem...Gideriz heralde...